İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

18 Yaşında İntihar Eden Furkan Celep: Bir araba bir ev … yıllarımı harcamak istemiyorum

Sözlerime başlamadan önce bir içki, uyuşturucu veya bir madde etkisinde olmadığımı belirtmek istiyorum. Bunalımda veya depresyonda değilim. Bu üzerine haftalarca hatta aylarca düşündüğüm ve sonucunda bu karara vardığım bir durum. Bu zaman diliminde birçok kişiyle dolaylı yoldan konuştum. Durumu bu kadar ciddi ve derinlemesine anlatmak istemedim. Paniğe kapılmalarını, bu konuya kafa yormalarını, saatlerini vermelerini, psikolojilerini ve yaşantılarını etkilemek istemedim. Olabildiğince yumuşattım ve gerektiğinde durdum. Kendi içimde kendi sorunumu çözmeye çalıştım. Vardığım sonuç ise bu.

Hassas kalpli diyebileceğiniz insanlardan birisiyim. Şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Yalan söylememeye, küfür etmemeye ve argo kullanmamaya çalıştım. İnsanları incitmemeye özen gösterdim, onlara sürekli olarak elimden geldiğince yardımcı oldum, değerli hissetmelerini sağladım verebildiğim kadar değer verdim. Çokça empati yaptım duygularını hissetmeye, onları anlamaya büyük özen gösterdim. Çok yönlü olabilmek için her kafa yapısına uygun şarkı dinledim, kitap okudum, araştırma yaptım. Herkesin görüşünü değerlendirdim, onlara saygı gösterdim.

Kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil öğrenmeye çalıştım. Herkese ve her şeye karşı merhametli oldum. Karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. Evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım.

Zorbalıktan kaçındım, kimseye bulaşmadım, zorda kalanlara yardım ettim. Paraya ihtiyacı olana para ilgiye ihtiyaçları olana ilgi verdim. Hayvanları sevdim onlara ilgi gösterdim, besledim. Doğayı kirletmemeye çalıştım. uzayı, doğayı, ormanları, gökyüzünü ve hayvanlar için plastiklerimi çöp yerine istifleyip geri dönüşüme bile atmaya çalıştım. Daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım.

Ailevi duygulardan yoksun büyüdüm hiçbir zaman babamla veya ağabeyimle doğru dürüst dertleşemedim, onlardan değer görmedim (bunun için onları suçlamıyorum sadece biraz değer biraz şefkat görmek isterdim sanırım bu iyi gelebilirdi)

Kendi özümü yeteneğimi öğrenemedim, bunun için çok uğraştım ve çaba gösterdim. Neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum bunu dahi bilmiyorum. Benim yaşımdaki insanlara aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler.

Zaman geçtikçe kendi kişiliğimden ayrılmaya başladığımı hissediyorum. Gittikçe yalan söylemeye, argo hatta küfür kullanmaya başladım. İnsanlardan uzaklaşmaya onları önemsememeye, doğaya ve hayvanlara zaman ayıramamaya başladım. Kendimi zamanla duygusuz bir insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum. Bunlar bana göre değil ben böyle olmak, hayatımın geri kalanına duygusuz bir insan olarak devam etmek istemiyorum. Sorumluluk almak istemiyorum. Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor. Hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. Bir şeyler uğuruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. Bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.

Aslında hiçbir şey için yaşamıyorum. Yaşamak için bir nedenim bir amacım yok. İnsanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum, bunun için çabalamak istemiyorum.

Burada kalmamı sağlayan bir kaç şey vardı. Şarkılar, kitaplar, filmler, doğa, gökyüzü (özellikle bulutlar ve gün batımı) ve birkaç tane de dost. Bunlar benim bir süreliğine burada kalmamı sağladı, bunun için minnettarım.

Belki de bu kadar derin, bu kadar hassas bir insan olmamalıydım. Keşke tanrı beni böyle yaratmasaydı deyip duruyorum kendime. Birisi en ufak hakaret bile etse buna üzülüyorum. Biraz üzülünce boğazımın yanıyor, sözcükler çıkamıyor boğazımdan. Merak ediyorum neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor? Neden kimse beni sevmiyor? Milyarlarca insan olmasına rağmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve değersiz hissediyorum? Biraz daha eğlenceli, daha yakışıklı, daha çalışkan mı olmam gerek. Hayat bunları istiyor. Benim bunları karşılayacak ne gücüm ne de umudum var.

Daha iyi görünmek için, insanların beni sevmelerini sağlamak için kendimi yormak, yıparatmak, ruhumu bedenimi kirletmek istemiyorum. Neden beni böyle sevmiyorlar ki ? Düşüncelerimi, fikirlerimi, değer verdiğim her şeyi sırf dış görünüşüm biraz kötü diye kestirip atıyorlar. Bu konuda önemseyecegim birisini bulmaya çalıştım (değer vermek istedim, değer görmek istedim özel hissetmek istedim) ama her seferinde ters tepti, dostluklar arkadaşlıklar kurmaya çalıştım olmadı.

Çok sevdiğim, uğruna her şeyimi verebileceğim iki dostumu bu konuda üzdüğüm için özür diliyorum. Benimle geçirdikleri vakitler için, her şeylerini benimle paylaştıkları için, bana karşı nazik ve iyi kalpli oldukları için, benimle yıllarca birlikte oldukları için ve bana kattıkları her şey için çok teşekkür ediyorum. Onlara buradan bir kucak dolusu kalp yolluyorum.

Her şeye rağmen bugünün geleceğini biliyordum, hiçbir zaman yaşlanmayacağımı, düzgün bir hayat yaşamayacağımı biliyordum. Sadece bana bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum.

Bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum. Son kez bugüne kadar birisini üzdüysem veya kalbini kırdıysam bunun üzgünüm, özür dilerim. Belki burada bulamadığım huzuru gökyüzünde bulurum. Huzurlu, mutlu ve umut dolu hayatlar sürmeniz dileği ile hoş çakalın…

Furkan CELEP

Seni hiç görmedim, hiç tanıdım Furkan Celep. Henüz sadece 18 yaşındaydın. Bize; yani sen yaşarken seni hiç ama hiç anlayamamış olan insanlığa yalnızca kısacık bir mektup bırakıp gitmeyi seçtin.

Biliyorum, senin hakkında yazacağım hiçbir şey seni geri getirmeyecek ve yine biliyorum ki, ben de etrafındaki bunca bencil zihinler gibi senin gidişini yazarken bile kendi kelimelerimi öne çıkarmanın çirkin telaşından kendimi kurtaramayacağım.

Sen gittikten sonra senin sesini duyan ve senin varlığını fark eden birçok kişiden biri olarak ben de artık senden haberdarım Furkan. Mektubunu okudum ve biliyor musun, mektubunu okur okumaz en yakın arkadaşım oldum.

Keşkeler işe yaramaz, çünkü nafiledir ve ben de bu yüzden, en azımdan dilimle, hiç keşke dememeye kendimi çok zamandır alıştırmışımdır. Ama keşke gitmeseydin Furkan, gitmeseydin. Çünkü sen, takdir beklediklerinden çok daha güzel ve değer görmediklerinden çok değerli bir insandın ve bana ve benim gibi birçok insana, bunu seni hiç tanımadan göstermeyi başardın.

Nasıl gittiğini bilmiyorum ama niçin gittiğini çok iyi biliyorum ve seni maalesef çok iyi anlıyorum. Doğrusunu istersen seni bu kadar anlamamayı ve görüp geçebilmeyi çok isterdim.

Aynı şeyleri farklı bedenlerde hisseden iki ruh gibiydik seninle. İncitmemek isterken inciniyorduk amansızca. Bazen yaralanıyorduk ve ruhumuzun korumasız çıplaklığındandır ki, çok kolay yara alıyorduk. İşin kötüsü, yaramız en sıcak haliyle bile anlamsızlaşıyordu gözümüzde. Yeni şeyler öğrenmek istiyorduk ve daha öğrenmeden öğrendiklerimizin ne işe yarayacağının şüphesi bir ur gibi ket vuruyordu beynimize. Depresyonda değildik, olsak da birkaç antidepresanla sıradanlaşıyordu ruhumuz. Terapilere paramız yetmiyordu. Yalnızlık, yoksulluğumuzdan gitmiyordu.

En kötüsü de gece ya da gündüz sabah hiç olmuyordu. Biri gidiyor biri geliyor ve biz hep bekliyorduk. Meşgul olanları kıskanıyorduk, neden sonra kıskançlığı da bırakıyorduk.

Seviyorduk, sonra kalbimiz de öğreniyordu beynimiz gibi öğrenilmiş çaresizliği. Bir ev ve bir araba, arada bunca taşlar. O taşlar ki, onu bizim gibi insanlar koyuyordu yollarımıza, tutunmak istediğimiz insanlar taş oluyordu. Hani taş kendiliğinden olsaydı orada, biz de aşardık. Ayağımız taşa takılıp düşünce, kırılan bedenimizden çok ruhumuz oluyordu. Savaşın kendisinden çok, ulaşacağımız zaferlerin yalnızlığı düşündürüyordu bizi.

Ama bir de başaranlar vardı. Hani gürül gürül akan bir dünya. Her gece yabancıların neşeli sesleriyle bölünüyordu. Tam yanımızdaki çocukça şımarık gülüyordu. Bir diğeri mutluluğun teriyle yorulmuş geliyordu. Beriki en iyi okulda okuyor, en mutantan geleceğe yürüyordu. Başkalarının ışığı karanlığımıza katran oluyordu.

Seni anlıyorum Furkan, yaşasaydın belki bana ağabey derdin ve ben elimden geleni yapardım seni durdurmak için ama seni anlardım Furkan. Ama yine de dur derdim sana. Gel sen de benim gibi korkak ol derdim. Korkaklığını cesaretle bağır derdim. Her şeye rağmen dur ve gün batmadan bir şarkı daha söyleyelim bu yerde derdim. Sen ki, o hassas kalbinle kırmazdın beni, tamam derdin ve kalırdın. Kalırdın ve dayanırdı kalbimiz, üç beş nefes kadar daha.

Seni hiç tanımadım Furkan. Sadece mektubunu okudum. Keşke gitmeseydim.

Gittiğin yerde mutlu ol.

Yorumlar kapatıldı.

18 Yaşında İntihar Eden Furkan Celep: Bir araba bir ev … yıllarımı harcamak istemiyorum

Sözlerime başlamadan önce bir içki, uyuşturucu veya bir madde etkisinde olmadığımı belirtmek istiyorum. Bunalımda veya depresyonda değilim. Bu üzerine haftalarca hatta aylarca düşündüğüm ve sonucunda bu karara vardığım bir durum. Bu zaman diliminde birçok kişiyle dolaylı yoldan konuştum. Durumu bu kadar ciddi ve derinlemesine anlatmak istemedim. Paniğe kapılmalarını, bu konuya kafa yormalarını, saatlerini vermelerini, psikolojilerini ve yaşantılarını etkilemek istemedim. Olabildiğince yumuşattım ve gerektiğinde durdum. Kendi içimde kendi sorunumu çözmeye çalıştım. Vardığım sonuç ise bu.

Hassas kalpli diyebileceğiniz insanlardan birisiyim. Şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Yalan söylememeye, küfür etmemeye ve argo kullanmamaya çalıştım. İnsanları incitmemeye özen gösterdim, onlara sürekli olarak elimden geldiğince yardımcı oldum, değerli hissetmelerini sağladım verebildiğim kadar değer verdim. Çokça empati yaptım duygularını hissetmeye, onları anlamaya büyük özen gösterdim. Çok yönlü olabilmek için her kafa yapısına uygun şarkı dinledim, kitap okudum, araştırma yaptım. Herkesin görüşünü değerlendirdim, onlara saygı gösterdim.

Kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil öğrenmeye çalıştım. Herkese ve her şeye karşı merhametli oldum. Karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. Evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım.

Zorbalıktan kaçındım, kimseye bulaşmadım, zorda kalanlara yardım ettim. Paraya ihtiyacı olana para ilgiye ihtiyaçları olana ilgi verdim. Hayvanları sevdim onlara ilgi gösterdim, besledim. Doğayı kirletmemeye çalıştım. uzayı, doğayı, ormanları, gökyüzünü ve hayvanlar için plastiklerimi çöp yerine istifleyip geri dönüşüme bile atmaya çalıştım. Daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım.

Ailevi duygulardan yoksun büyüdüm hiçbir zaman babamla veya ağabeyimle doğru dürüst dertleşemedim, onlardan değer görmedim (bunun için onları suçlamıyorum sadece biraz değer biraz şefkat görmek isterdim sanırım bu iyi gelebilirdi)

Kendi özümü yeteneğimi öğrenemedim, bunun için çok uğraştım ve çaba gösterdim. Neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum bunu dahi bilmiyorum. Benim yaşımdaki insanlara aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler.

Zaman geçtikçe kendi kişiliğimden ayrılmaya başladığımı hissediyorum. Gittikçe yalan söylemeye, argo hatta küfür kullanmaya başladım. İnsanlardan uzaklaşmaya onları önemsememeye, doğaya ve hayvanlara zaman ayıramamaya başladım. Kendimi zamanla duygusuz bir insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum. Bunlar bana göre değil ben böyle olmak, hayatımın geri kalanına duygusuz bir insan olarak devam etmek istemiyorum. Sorumluluk almak istemiyorum. Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor. Hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. Bir şeyler uğuruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. Bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.

Aslında hiçbir şey için yaşamıyorum. Yaşamak için bir nedenim bir amacım yok. İnsanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum, bunun için çabalamak istemiyorum.

Burada kalmamı sağlayan bir kaç şey vardı. Şarkılar, kitaplar, filmler, doğa, gökyüzü (özellikle bulutlar ve gün batımı) ve birkaç tane de dost. Bunlar benim bir süreliğine burada kalmamı sağladı, bunun için minnettarım.

Belki de bu kadar derin, bu kadar hassas bir insan olmamalıydım. Keşke tanrı beni böyle yaratmasaydı deyip duruyorum kendime. Birisi en ufak hakaret bile etse buna üzülüyorum. Biraz üzülünce boğazımın yanıyor, sözcükler çıkamıyor boğazımdan. Merak ediyorum neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor? Neden kimse beni sevmiyor? Milyarlarca insan olmasına rağmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve değersiz hissediyorum? Biraz daha eğlenceli, daha yakışıklı, daha çalışkan mı olmam gerek. Hayat bunları istiyor. Benim bunları karşılayacak ne gücüm ne de umudum var.

Daha iyi görünmek için, insanların beni sevmelerini sağlamak için kendimi yormak, yıparatmak, ruhumu bedenimi kirletmek istemiyorum. Neden beni böyle sevmiyorlar ki ? Düşüncelerimi, fikirlerimi, değer verdiğim her şeyi sırf dış görünüşüm biraz kötü diye kestirip atıyorlar. Bu konuda önemseyecegim birisini bulmaya çalıştım (değer vermek istedim, değer görmek istedim özel hissetmek istedim) ama her seferinde ters tepti, dostluklar arkadaşlıklar kurmaya çalıştım olmadı.

Çok sevdiğim, uğruna her şeyimi verebileceğim iki dostumu bu konuda üzdüğüm için özür diliyorum. Benimle geçirdikleri vakitler için, her şeylerini benimle paylaştıkları için, bana karşı nazik ve iyi kalpli oldukları için, benimle yıllarca birlikte oldukları için ve bana kattıkları her şey için çok teşekkür ediyorum. Onlara buradan bir kucak dolusu kalp yolluyorum.

Her şeye rağmen bugünün geleceğini biliyordum, hiçbir zaman yaşlanmayacağımı, düzgün bir hayat yaşamayacağımı biliyordum. Sadece bana bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum.

Bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum. Son kez bugüne kadar birisini üzdüysem veya kalbini kırdıysam bunun üzgünüm, özür dilerim. Belki burada bulamadığım huzuru gökyüzünde bulurum. Huzurlu, mutlu ve umut dolu hayatlar sürmeniz dileği ile hoş çakalın…

Furkan CELEP

Seni hiç görmedim, hiç tanıdım Furkan Celep. Henüz sadece 18 yaşındaydın. Bize; yani sen yaşarken seni hiç ama hiç anlayamamış olan insanlığa yalnızca kısacık bir mektup bırakıp gitmeyi seçtin.

Biliyorum, senin hakkında yazacağım hiçbir şey seni geri getirmeyecek ve yine biliyorum ki, ben de etrafındaki bunca bencil zihinler gibi senin gidişini yazarken bile kendi kelimelerimi öne çıkarmanın çirkin telaşından kendimi kurtaramayacağım.

Sen gittikten sonra senin sesini duyan ve senin varlığını fark eden birçok kişiden biri olarak ben de artık senden haberdarım Furkan. Mektubunu okudum ve biliyor musun, mektubunu okur okumaz en yakın arkadaşım oldum.

Keşkeler işe yaramaz, çünkü nafiledir ve ben de bu yüzden, en azımdan dilimle, hiç keşke dememeye kendimi çok zamandır alıştırmışımdır. Ama keşke gitmeseydin Furkan, gitmeseydin. Çünkü sen, takdir beklediklerinden çok daha güzel ve değer görmediklerinden çok değerli bir insandın ve bana ve benim gibi birçok insana, bunu seni hiç tanımadan göstermeyi başardın.

Nasıl gittiğini bilmiyorum ama niçin gittiğini çok iyi biliyorum ve seni maalesef çok iyi anlıyorum. Doğrusunu istersen seni bu kadar anlamamayı ve görüp geçebilmeyi çok isterdim.

Aynı şeyleri farklı bedenlerde hisseden iki ruh gibiydik seninle. İncitmemek isterken inciniyorduk amansızca. Bazen yaralanıyorduk ve ruhumuzun korumasız çıplaklığındandır ki, çok kolay yara alıyorduk. İşin kötüsü, yaramız en sıcak haliyle bile anlamsızlaşıyordu gözümüzde. Yeni şeyler öğrenmek istiyorduk ve daha öğrenmeden öğrendiklerimizin ne işe yarayacağının şüphesi bir ur gibi ket vuruyordu beynimize. Depresyonda değildik, olsak da birkaç antidepresanla sıradanlaşıyordu ruhumuz. Terapilere paramız yetmiyordu. Yalnızlık, yoksulluğumuzdan gitmiyordu.

En kötüsü de gece ya da gündüz sabah hiç olmuyordu. Biri gidiyor biri geliyor ve biz hep bekliyorduk. Meşgul olanları kıskanıyorduk, neden sonra kıskançlığı da bırakıyorduk.

Seviyorduk, sonra kalbimiz de öğreniyordu beynimiz gibi öğrenilmiş çaresizliği. Bir ev ve bir araba, arada bunca taşlar. O taşlar ki, onu bizim gibi insanlar koyuyordu yollarımıza, tutunmak istediğimiz insanlar taş oluyordu. Hani taş kendiliğinden olsaydı orada, biz de aşardık. Ayağımız taşa takılıp düşünce, kırılan bedenimizden çok ruhumuz oluyordu. Savaşın kendisinden çok, ulaşacağımız zaferlerin yalnızlığı düşündürüyordu bizi.

Ama bir de başaranlar vardı. Hani gürül gürül akan bir dünya. Her gece yabancıların neşeli sesleriyle bölünüyordu. Tam yanımızdaki çocukça şımarık gülüyordu. Bir diğeri mutluluğun teriyle yorulmuş geliyordu. Beriki en iyi okulda okuyor, en mutantan geleceğe yürüyordu. Başkalarının ışığı karanlığımıza katran oluyordu.

Seni anlıyorum Furkan, yaşasaydın belki bana ağabey derdin ve ben elimden geleni yapardım seni durdurmak için ama seni anlardım Furkan. Ama yine de dur derdim sana. Gel sen de benim gibi korkak ol derdim. Korkaklığını cesaretle bağır derdim. Her şeye rağmen dur ve gün batmadan bir şarkı daha söyleyelim bu yerde derdim. Sen ki, o hassas kalbinle kırmazdın beni, tamam derdin ve kalırdın. Kalırdın ve dayanırdı kalbimiz, üç beş nefes kadar daha.

Seni hiç tanımadım Furkan. Sadece mektubunu okudum. Keşke gitmeseydim.

Gittiğin yerde mutlu ol.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.