İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Borçlanma Senetleri: Tahvil- Bono ve Eurobond Nedir?

Merhaba Değerli Dostlar,

Tahvil, Bono ve Eurobond, üçünü de aynı başlıkta anlatacağım. Zira isimleri farklı olsa da, üçünün de özü aynı… Öz ne mi? Faiz!

Evet, hem tahvil hem bono hem de eurobond, hepsi de özünde faiz getirisi sunan borçlanma araçları. Öyleyse neden üçüne de ayrı isim verilmiş, hiç mi fark yok aralarında? Özde olmasa da teferruatta elbette farklılıklar var. Şimdi önce bunları kısaca açıklayalım.

Bir borçlanma senedinin vadesi bir yıldan kısa ise, ona Bono deniliyor; vadesi 1 yıldan uzun ise Tahvil… Borçlanma araçlarını kim ihraç ediyor? Devletler ya da şirketler. Devletin ihraç ettiği bonolara “hazine bonosu“, tahvillere ise “devlet tahvili” ismi veriliyor. Bonoyu şirketler ihraç ederse de, bildiğimiz bononun ismi “finansman bonosu” oluyor; yine bir şirket tahvil ihraç ederse de, buna da “özel sektör tahvili” deniliyor.

Bir de ihraç edildiği ülkenin para biriminden farklı bir para birimi üzerinden satışa sunulan borçlanma senetleri var, bunlara da Eurobond diyoruz, ki Eurobondların vadeleri genelde uzun oluyor. Eğer bir devlet ya da bir şirket farklı bir ülkede, fakat o ülkenin para birimi üzerinden borçlanma senedi ihraç ederse (örneğin, Türkiye Cumhuriyeti Euro bölgesinde Euro cinsinden borçlanırsa), bunu Eurobond yerine Yabancı Tahvil olarak isimlendiriyoruz.

Tahvil-bono ya da Eurobond, bizler bunlardan birini satın aldığımızda esasında birine borç veriyoruz. Kime borç veriyoruz? Ya devlete ya da bir şirkete… Verdiğimiz borç karşılığında da faiz getirisi elde ediyoruz. Tıpkı vadeli mevduatlarda olduğu gibi diyebilir miyiz? Elbette diyebiliriz. Fakat burada son derece önemli diyebileceğimiz bir ayrım var: Borçlanma senetleri vadesinden önce de nakde çevrilebiliyor, çünkü bunların alınıp satılabildiği ikincil piyasalar var. Şöyle ki, sizler paranızı bir bankada vadeli mevduata yatırdığınızda, bu mevduatı sonradan bir başkasına satamazsınız; fakat örneğin aynı bankanın ihraç etmiş olduğu bir bonoyu ya da tahvili vadesi dolmadan da bir başkasına satabilirsiniz.

Peki, elinizde bulunan herhangi bir borçlanma senedini vadesinden önce bir başkasına sattığınızda bundan dolayı kaybınız olur mu? Evet, olabilir, fakat tersine bundan dolayı kazancınız da olabilir. Çünkü borçlanma senetleri alındıktan sonra, yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, ikincil piyasasında alınıp-satılabiliyor. Dolayısıyla her piyasada olduğu gibi, borçlanma araçları piyasasında da arz ve talep durumuna bağlı olarak borçlanma senetleri fiyatları yukarı-aşağı dalgalanmalar gösterebiliyor. Nasıl mı?

Elinizdeki bir borçlanma senedini sonradan bir başkasına satmak istediğinizde, sizden sonra bu senedi alan kişi, sizin razı olduğunuz getiriden daha yüksek bir getiri talep ederse, bu sizin açınızdan sermaye kaybına sebep olacaktır. Fakat bir tahvili ya da bonoyu vadesine kadar elinizde tuttuğunuz takdirde, en azından nominal getiri anlamında bir sürprizle karşılaşmayacaksınız. Yani borçlu olan taraf size borcunu öyle ya da böyle geri ödeyecek daha doğrusu ödemekle yükümlü. Peki, ödememe ya da temerrüte düşme riski hiç mi yok? Elbette var.

Eğer aldığınız tahvil ya da bono Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir devlet tahvili ya da hazine bonosu ise, pratikte hemen hemen kesinlikle vade tarihi geldiğinde anaparanızı faiziyle birlikte geri alacaksınız. Devletin hiç mi geri ödeyememe ya da temerrüte düşme riski yok? Teoride elbette var ama cumhuriyet dönemi boyunca böyle bir durumla karşı karşıya kalındığını ben bilmiyorum. Bugüne kadar hiç olmadığı bundan sonra hiç olmayacağı anlamına mı geliyor? Maalesef, hayır gelmiyor. Ama bu Türkiye Cumhuriyeti’ne özgü bir risk değil, her ülkenin aynı ölçüde olmasa da, az ya da çok “temerrüte düşme” riski vardır. Eğer olmasaydı, bu alacak senetlerinin sigorta maliyeti hiç olmazdı; ama var. Bu maliyete de bilindiği gibi CDS diyoruz. Ama yine de bir ülkede borçlarını ödeme anlamında en güvenilir kurum kimdir denilirse, bu soruya “devlettir” cevabını vermek yanlış olmayacaktır. Zira bir şirketin parası yoksa, parası yoktur ama bir devletin parası olmasa bile, illa parası olması isteniyorsa parası olur. Nasıl mı? Elbette devletin para ve maliye politikalarına yön verebilme gibi bir ayrıcalığa sahip olması sayesinde… Bununla birlikte devletin parası yokken parası olmasının da bir maliyeti vardır ve bunu enflasyon riski barındırdığı açıktır; ama en azından her devletin, diğer kurumlara göre böyle bir avantaja sahip olduğunu da ihmal etmemek gerekir.

Özel sektör tahvilleri ve finansman bonoları tarafında, borçlanma araçlarının “geri ödenmeme” riskini ele alacak olursak da, burada devlet borçlanma senetlerine göre, daha yüksek risk ve daha yüksek getiriden söz etmek mümkündür. Bir şirketin borçlanma araçlarının faizleriyle, söz konusu şirketin kredi notu arasında da bir ters ilişki vardır; yani not ne kadar yüksek ise, faiz o kadar düşük olur. Bir şirkete borç verenler, yani o şirketin tahvil ve bonolarını satın alanlar açısından, şirketin borçlarını ödeyebilme gücünün dikkate alınması önem taşır. Bir şirket zarar ettiği, hatta iflas ettiği takdirde dahi tahvil ve bono sahiplerine yükümlülüğü ortadan kalmaz ve alacaklıların bu noktada, şirket ortaklarına göre bir önceliği de vardır. Fakat bu sorumluluk sonsuz değildir, zira bir sermaye şirketin sorumluluğu, şirket ortaklarının mal varlığından bağımsız olarak, şirketin mal varlığı miktarıyla sınırlıdır.

Faiz Oranları ve Borçlanma Araçları Fiyatı Arasındaki Ters İlişki

Faiz oranları yükseldikçe tahvil ve bonoların fiyatı düşer; faiz oranları düştükçe aksine fiyatlar artar ve sermaye kazancı ya da kaybı yaratacak risk unsuru da tam olarak buradan doğar. Diğer bir ifadeyle, borçlanma senetleri sabit getirili menkul kıymetler türüne ait bir yatırım aracıdır, fakat bu sabit getiri özelliği vadeye kadar getiri anlamındaki değişmezliği ifade eder. Oysa faiz oranları ile tahvil-bono-eurobond gibi borçlanma araçlarının ikincil piyasa, yani borsa fiyatları arasındaki ters yönlü bir ilişkinin varlığını birçoğumuz duymuşuzdur. İşte aradaki bu ters ilişkinin sebebi ise oldukça basit bir finansal kurala dayanır: Gelecekteki nakit akışının bugünkü değeri, faiz oranları pozitif olduğu müddetçe, gelecekteki değerinden daha düşüktür. Yani gelecekteki 100 liranın bugünkü değeri 100 liradan daha düşüktür. Nasıl olduğuna bakalım.

  • 1 yıl sonra 100 liramız olması için piyasa faizlerinin %10 olduğu bir durumda bugünden 90,9 lira yatırmamız gerekir.
  • Fakat 1 yıl sonra 100 liramız olması için piyasa faizlerinin %20 olduğu bir durumda bugünden 83,3 lira yatırmamız yeterlidir.

Öyleyse piyasa faizi %10 iken 90,9 liradan aldığımız vadesine 1 yıl kalmış olan bir borçlanma aracını, piyasa faizleri %20 olduğunda satmak istediğimizde -vadeye yine 1 yıl kaldığını kabul edersek- ancak 83,3 liradan satabileceğiz.

Aynı durumu bir de şu şekilde okuyabiliriz: Vadesine 1 yıl kalmış iskontolu bir tahvili bugün 83,3 liradan aldığımızda bu tahvil bize senelik %20 getiri sağlayacaktır, fakat aynı tahvili 90,9 liradan satın alırsak yıllık getirimiz %10 olacaktır.

Peki, vadesine 1 yıl kalmış iskontolu bir tahvili yıllık %10 faiz oranıyla 90,9 liradan aldığımızda, aynı tahvili vadesine 6 ay kaldığında fakat piyasa faiz oranı %20’ye yükseldiğinde satarsak kaç liraya satabileceğiz? Yine 90,9 liraya satabileceğiz. Neden mi? Çünkü faizler yükseldi fakat vadeye kalan süre azaldı ve bu yüzden faiz oranı, yani indirgeme oranı artmış olsa da, iskontolu tahvilin 6 ay sonraki bugünkü değeri, 6 ay önceki bugünkü değeriyle birbirine eşit çıktı.

Buradan bir sonuç daha çıkarabiliriz: Bir borçlanma aracının vadesine kalan zaman ne kadar fazlaysa, onun piyasa faiz oranlarındaki değişime göre yaşayacağı fiyat dalgalanması da o denli fazla olacaktır.

İskontolu (kuponsuz) senetler vade tarihine kadar herhangi bir nakit akışı sağlamazlar, bununla birlikte kuponlu senetler vadeye kadar belirli dönemlerde nakit akışı sağlar, yani ara ara faiz getirisi sunar. Bu senetler kupon tarihlerinde belirli bir getiri sunduğu gibi, vade sonunda da nominal değer üzerinden itfa olurlar. Örneğin 2 yıl vadeli 100 lira nominal değer taşıyan kuponlu bir tahvil 6 ayda bir %10 kupon ödemesi yapıyorsa, bu tahvil bize 6 ayda bir 10 lira ödeme yapacak ve vade sonunda ise 100 lira nominal değer ve 10 lira kupon ödemesi olmak üzere 110 lira ödeme yapıp itfa olacak, yani sönecek ve son bulacaktır.

Devam edeceğiz…

Bir yorum

Yorumlar kapatıldı ancak, geri izlemeler ve pingback'ler açık.

Mission News Theme by Compete Themes.