İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

8 Maddede Borsada Başarılı Olmanın Yolları

Hisse senedi piyasasının riskli bir piyasa olduğunu hepimiz biliyoruz; fakat gerçek şu ki, bu piyasanın getirisi -özellikle uzun vadede- diğer yatırım araçlarına çoğu zaman galip geliyor. Sebebiyse aslında gayet basit ve açık: Bizler parayı, altını ya da günümüzdeki para benzeri kriptoları en nihayetinde ürün ya da hizmet almak için biriktiriyoruz ve bu ürün ya da hizmetleri üreten kuruluşlar ise her zaman şirketler oluyor. Kısacası şirketler, Buffett’ın tabiriyle ticari bir inek gibi bizlere süt veriyor.

Peki ama borsadaki risklerle nasıl baş edecek, bu riskleri doğru yönetmeyi başarıp onları nasıl kazanca dönüştüreceğiz?

Sağda solda başarı hikayeleriyle yüksek risk alma iştihanızın kabarmasını anlıyorum, fakat şunu da unutmayın ki, başarıların sesi gümbürtülü, başarısızlıkların sesi ise her zaman cılız oluyor. Bu yüzden hesapsız risk almak yerine, ayağı yere basan bilinçli riskler almak ve makul beklentilerle hareket etmek belki biraz geç de olsa, sizi son gülenlerin safına dahil edecektir.

İyi ama tüm bunları nasıl yapacağız? Biliyorum bunlar kolay değil ama imkansız hiç değil. Yeter ki, kazançlarımızı kolay yol arayışları yerine, emeklerimiz payandasında inşa etmeye kararlı olalım.

Bu yazımda, yatırımda sizi başarıya ulaştıracak işaret taşlarını kendi yatırımcılık deneyimimden harmanlayarak oluşturduğum 8 maddede sizler için sıralamaya çalışacağım.

1. Borsa uzun vadeli yatırım yeridir.

Çok küçük yaşlarda yaptığımız seyahatlerde babam bazen beni şoför koltuğunda kucağına alıp arabanın sadece direksiyonunu kontrol ederek sürmeme izin verirdi. Kendimi yolların hakimi gibi hissettiğim o heyecan verici sürüşler sırasında yoldan gözümü bir an bile ayırmazdım. Gelgelelim baktığım yer arabanın hemen önü olurdu ve babam da bana sonradan hiç unutmayacağım ilk sürüş dersini daha o yaşlarda vermişti: Yakına değil, uzağa bak evladım… 🙂

Sonraları anladım ki, araba kullanırken geçerli olan uzağa bakma kuralını, borsaya da tatbik etmek son derece faydalı. Ne der ünlü değer yatırımcılığı üstadı Benjamin Graham “Kısa vadede piyasa bir oylama makinesidir, uzun vadede ise bir terazi.

Denilebilir ki, yatırım ile spekülasyonu birbirinden ayıran en önemli farkların başında vade gelir. Uzun vade sizi yatırımcı yaparken, vade kısaldıkça yatırımcılık yerini spekülatörlüğe bırakır. Bu arada elbette yatırımlarda vade tercihi kişiseldir; fakat burada anlatmaya çalıştığım şey özellikle hisse piyasasının, doğası gereği uzun vadeli bir yatırım yeri olduğudur. Ayrıca bu konuda yapılmış akademik çalışmalar da, uzun vadeli yatırımcıların başarı performanslarının kısa vadelilere göre daha üstün olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun sebebi ne olabilir diye soracak olursak da, bu soruyu birkaç madde ile gerekçelendirebiliriz.

  • Şirketler uzun ömürlü varlıklardır, dahası çoğu şirket en azından kağıt üzerinde sonsuz ömürlü olarak kurulurlar. Dünya üzerinde ömrü birkaç asra mütecaviz şirketler vardır. Birkaç gün, hatta birkaç hafta şirketlerin bütün ömrü muvacehesinde çok bir ehemmiyet taşımaz; bu süreler şirketlerin yaşamlarında deniz içre yalnızca birkaç damla gibidirler.
  • Kısa vadedeki fiyat hareketleri ise, çoğunlukla şirket içi gelişmelerden çok ekonomik-siyasal-jeopolitik beklentiler türündeki dışsal etkilerle şekillenir. Uzun vadeli yatırım, şirketlerin fiyatına değil, üretecekleri değerlere ve büyümelerine ortak olmanızı sağlar.
  • Bir insan hayatı, nasıl ki her gün büyük dönemeçlere sahne olmazsa, bir şirketin ömrü içerisinde de, şirketin yarınını etkileyecek önemde olaylar nadiren vuku bulur. Olağan akış yerine, yarını şekillendirecek olağanüstü durumlara göre pozisyon almak, uzun vadeli bir yaklaşımı gerektirir.

2. Portföyünüzü çeşitlendirin.

Borsadaki risk sistematik ve sistematik olmayan diye ikiye ayrılır. Sistematik risk, kabaca ifade edecek olursak, piyasanın kendisinden kaynaklanan ve tüm ekonomik oyuncuları kapsayan risktir; sistematik olmayan risk ise, şirketlerin özelde karşı karşıya kaldıkları risktir.

Bir şirket ne kadar iyi olursa olsun, idari nedenlerden ötürü kötü bir gidişata sürüklenebilir. Borsada ortak olduğumuz şirketleri biz yönetmediğimize göre, tek bir şirkete yoğunlaşmanın bir gereği yoktur. Kaldı ki, borsada fırsat sunan ve gelecek vadeden şirket sayısı her zaman birden daha çoktur. Portföyünüzü birden çok hisseyle çeşitlendirmeniz ve bu çeşitlendirmeyi yaparken farklı sektörler arasında dağılım kuralını gözetmeniz, portföyünüzün sistematik olmayan riskini azaltmanızı sağlar. Aynı zamanda bir şirketle ilgili beklentilerinizde yanılsanız dahi, diğer şirketlerle ilgili beklentileriniz doğruluğu, diğerlerinden uğradığınız zararı dengelemenizi sağlayabilir.

3. Seçici olun ve çeşitlendirmeyi sınırlandırın.

Portföyünüzü çeşitlendirirken aşırıya kaçmayın, çünkü aşırı çeşitlendirme getirinizi ortalama düzeye çekecektir. Bunun yerine sınırlı sayıda çeşitlendirilmiş ve iyi seçilmiş hisselerden oluşan bir portföy oluşturmayı hedefleyin. Endeksi yenmenin başka yolu yok. Portföyünüzde sınırsız sayıda hisse bulundurmanın diğer anlamı, ben ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum demektir. Amacınız portföyünüzde sınırsız sayıda hisse bulundurmaksa, bunu endeks fonlardan satın alarak daha düşük işlem maliyetiyle zaten yapabilirsiniz.

4. Borsadaki düşüşleri ya da düzeltmeleri iyi şirketlere ortak olmak için fırsat bilin.

Uzun vadeli yatırım, yalnızca bir hisseyi alıp uzun süre onu elde tutup beklemekten ibaret değildir. İyi şirketleri uygun fiyatlardan alabilmeye imkan verecek piyasa koşullarını nakitte kalıp beklemek de uzun vadeli yatırımın bir parçası olarak düşünülebilir.

Borsadaki sert satışlar, ekonomik buhran zamanları, beklenmedik olumsuz olaylar; piyasaların topyekûn düşmesine sebep olabilir. Böyle zamanlarda hisse almak cesaret ister; fakat en bulunmaz fırsatlar da böyle zamanlarda karşımıza çıkar.

Sağlam ve sağlıklı bir finansal yapısı olan şirketler krizleri atlatmakta zorluk yaşamayacaklardır. Bu tür şirketler, bir ya da birkaç dönem zarar etseler bile buna rağmen ayakta kalmayı başarırlar. Dalgalar durulup ortalık sakinleştiğinde ise değer üretmeye devam eden şirketler, er ya da geç değerine ulaşacaklardır.

5. Bir şirkete neden ortak olduğunuzu kendinize anlatın.

Her yatırım ve her beklenti bir gerekçeye dayanmalıdır. Hatta bu gerekçe çoğu zaman kulağa çok basit bile gelebilir. Bir şirkete ortak olma gerekçenize herkesin ikna olması şart değil, fakat siz kendi gerekçenizi muhakkak bilmeli ve ona ikna olmuş olmalısınız.

Bir şirketin hissesini satın almaya karar verirken, o şirketin hangi yönü ya da yönlerinin size cazip geldiğini kendinize anlatın: Sağlam finansal yapısı, büyüme potansiyeli, pazar liderliği, geleceği, bugünü, değerinin altında varlıkları veya başka bir şey…

6. Fiyat ile kazanç arasındaki ilişkiyi iyi analiz edin.

İyi şirketleri uygun fiyatlardan ortak olmak, değer yatırımının yapıtaşıdır ve olmazsa olmaz kriteridir.

Bir şirkete ortak olurken, o şirketin tamamını satın almaya yetecek paranız olsaydı, o şirketin tamamını o anki fiyattan alır mıydınız yoksa onun yerine başka bir şirketi satın alır ya da paranızı başka bir yerde mi değerlendirmeyi düşünürdünüz? Bu soruyu kendinize mutlaka sorun. Bu soruyu sorarken şirketin hisse fiyatını değil, toplam piyasa değerini baz almalısınız.

Şirketin fiyatı beklenen kazancıyla ilişkilidir. Beklenen kazançta geçmiş, öyle ya da böyle referans alınmak durumundadır.

Meşhur Fiyat/Kazanç oranı, Piyasa/Defter Değeri ve Öz Sermaye Kârlılığı birbiriyle ilişkili oranlardır. Bu ilişki şöyledir.

  • (Fiyat/Kazanç)*(Kazanç/Öz Sermaye)=Fiyat/Öz Sermaye

Yukarıdaki formülde ilk parantez F/K’dir; ikincisi Öz Sermaye Kârlılığı. Eşitliğin sağındaki ise bildiğimiz PD/DD değeri oranıdır. Özetle, F/K ile Öz Sermaye Kârlılığını çarptığımızda kazanç kısımları birbirini götüreceğinden PD/DD oranına ulaşırız.

Öz sermaye kârlılığı, şirketin sahip olduğu 1 liralık öz varlığı ile bir dönem içerisinde kaç lira kazanabildiğini gösterir. Hisse satın aldığımızda bizler şirketlerin öz sermayesi üzerinde hak sahibi oluruz. PD/DD oranın da, şirketin 1 liralık öz sermayesinin kaç liraya satıldığını takip ederiz. Öz sermaye kârlılığı yüksek ise, aynı F/K seviyesinde daha yüksek PD/DD oranı doğal olarak ortaya çıkar. Öz sermaye kârlılığı yüksek bir şirketin, PD/DD oranı düşükse, bu o şirketin F/K oranının da düşük olduğu anlamına gelir. Düşük F/K, özellikle istikrarlı kazanan şirketler için, yatırdığınız parayı kaç senede amorti edeceğinizi gösteren çok bilenen bir rasyodur.

Eğer analizinizi biraz daha komplike ve profesyonelce yapmak istiyorsanız da, indirgenmiş nakit akışları yöntemini öğrenmelisiniz. Bu yöntem düşündüğünüz kadar zor değildir. Temel mantığı şirketin gelecekte elde etmesi beklenen serbest nakit akışlarını belirli bir iskonto oranıyla bugüne çekmektir. İNA dediğimiz bu yöntem, yalnızca hisse değerlemede değil, birçok yatırım değerlemesinde küresel çapta kullanılan, kabul görmüş bir yaklaşımı içerir.

7. Uzman olmayan kimselerin sosyal medya hesaplarına itibar etmeyin.

Sosyal medya mecralarında, her konuda olduğu gibi, finans konusunda da ahkam kesenler çokça bulunmakta. Fakat bu noktada şu soruyu sormakta fayda var: Bu kişiler bunu niçin yapıyor? Herhangi bir hissede fırsat görüp alıyorlarsa, bunu davul çalarak yapmaktan ne gibi bir çıkar fazlalığı umuyorlar. Aldığınız hisseyi, sosyal medyada duyurarak alınca daha fazla mı kazanç elde ediliyor?

Başlığa uzman olmayan kaydını koyarak bu uyarıyı yaptığımı fark etmişsinizdir. Zira artık uzman kişiler, resmi kurumlar da sosyal medyayı bir iletişim aracı olarak yoğun olarak kullanıyorlar ve bu gayet tabii. Çünkü onların zaten meslekleri bu ve hayatlarını bu işten kazanıyorlar. Fakat siz siz olun, bu konuda tavsiye ve yorumda bulunan kimselerin liyakatini sorgulayın. Yarım hocanın imandan, yarım doktorun candan ettiği gibi, yarım finansçılar da sizi paranızdan edebilir.

8. Uzman yorumlarını da sorgulayın.

Uzman kişilerin, resmi kurumların raporlarını takip edin fakat onları da akıl süzgecinizden geçirin. Çünkü uzmanlar da yanılabilir. Dahası hiçbir alanda, her uzmanın diğer bir uzmanla yeterlilik düzeyi bir değildir.

Okuduğunuz değerleme raporlarındaki analist görüşü sizi ikna ediyor mu? Kullandığı varsayımlar sizce gerçekçi mi? Belirlediği indirgeme oranı makul mu? Benzer şirket olarak değerlemede kullandıkları şirketler, değerlemeye konu şirketle gerçekten benzer koşulları taşıyor mu? Analist şirketle ilgili yaptığı gelecek projeksiyonun da sizce fazla iyimser davranmış mı? Bu ve benzeri yönlerden raporları irdelemeyi ihmal etmeyin.

Son olarak; hakkında çok az veri bulunan, halka açıklamalarını ve yatırımcı ilişkilerini yetersiz bulduğunuz, kurumsal yönetim tarafında zayıf kalmış, fiili dolaşımdaki pay sayısı düşük olduğu için piyasa derinliği sığ kalmış hisselere de temkinli yaklaşmanızda fayda var.

Bonus: Zararınızı olduğu gibi kârınızı da takip edin.

Sonradan eklemeye karar verdiğim bu madde, daha çok orta vadeli yatırımcılara yönelik bir içerik taşıyor. Kârınızı takip edin derken kastettiğim şey, takip edici stop loss… Özellikle teknik analiz kullanan yatırımcılar için bu stratejinin işe yarar olduğunu düşünüyorum. Takip edici stop loss, kârda olan pozisyonlarınızı kârın peşinden takip etmeye yarar. Söz gelimi belirli bir yüzdesel kâra ulaştıktan sonra, tekrar zarara dönme riskini yok etmenizi; fakat bununla birlikte kârda daha uzun beklemenizi sağlayacak bir yöntemdir. Diğer bir ifadeyle takip edici stop loss, kârdan en fazla ne kadar zararla çıkacağınızı önceden belirler.

Sağlıcakla.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.