İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Borsada Çeşitlendirme Neden Önemlidir?

Giriş niteliğinde hangi yatırım kitabının kapağını aralasınız size çeşitlendirme yapın der, google’da yatırımlarla ilgili üstün körü bir arama yapsanız karşınıza hemen çeşitlendirme öneren bir yazı çıkıverir ve hangi yatırım uzmanı sıfatını haiz kimseyle görüşseniz size “yumurtaları aynı sepete koymamanız” gerektiğinden söz eder. Peki, nedir bu çeşitlendirme dedikleri şey ve neden bu kadar yatırım yapmanın altın kurallarından biri olarak dillere pelesenk olmuştur?

E önemlidir, çünkü bütün yatırım fonları çeşitlendirme içerir; önemlidir, çünkü namı ulusal sınırları aşmış/aştırılmış hangi başarılı portföy yöneticisi varsa muhakkak çeşitlendirme yapar; önemlidir, çünkü bütün uzmanlar çeşitlendirme yapın önerisinde bulunur.

-Mesela hangi uzmanlar?

-Bir tanesi benim.

-Sen uzman mısın?

-Ne sandın?

-Rahmetli dedem sende bir maharet varsa bırak da bunu el âlem takdir etsin derdi. Karemeti kendinden menkul uzman olma!

Aslına bakılırsa, “çeşitlendirme neden gereklidir?” soruna yukarıda sayılan bütün cevaplar, doğru olmakla birlikte delil niteliği bakımından tam bir fiyaskodur. Hatta mantıksal açıdan safsatadan başka bir şey değiller.

Örneğin bütün fonlar kullanıyormuş, bütün başarılı yatırımcılar çeşitlendirirmiş ve uzmanlar önerirmiş. (Argumentum ad populum- Çoğunluğun benimsediği doğrudur safsatası ve Argumentum Ad Verecundiam- Bir bilen safsatası)

Çeşitlendirmenin doğruluğuna dair öne sürdüğüm destekleyici argümanlar, çeşitlendirmenin doğruluğuna delil olmak bakımından çürüktü, fakat bu da çeşitlendirmenin yabana atılacak bir yöntem olduğu anlamına tabii ki de gelmiyor. Çünkü delilin yokluğu, yokluğun delili değildir.

Neyse bu epistomojik oyunu bir kenara bırakalım ve sadede gelelim ve çeşitlendirmenin arkasında yatan mantığı nesnel bir biçimde ortaya koymaya çalışalım.

Çeşitlendirme Ne İşe Yarar?

Finansal jargonla söyleyecek olursak, çeşitlendirmenin en temel fonksiyonu “sistematik olmayan risk”i kontrol altına almak için kullanılan bir portföy yönetim biçimidir. Tabirden de anlaşılacağı üzere, riskin bir de “sistematik olan” türü vardır ve yatırım bağlamında riskin tamamı, bu iki riskin toplamından oluşur. Çeşitlendirme yoluyla kontrol altına alınan risk türü “sistematik olmayan risk” olduğu için, biz burada onun üzerinde duracağız.

Sistematik olmayan risk, bir şirkete ya da biraz daha genel bir yaklaşımla sektöre özgü olan riskleri kapsar. Zira şirketler, makroekonomik anlamda işler tamamen yolunda giderken de, kendilerinden kaynaklanan sebeplerle başarısız olabilirler. Örneğin kötü yönetilebilirler, yasaları çiğneyip ceza alabilirler ya da iyi kazanmalarına rağmen finansal anlamda kötü bir performans ortaya koyabilirler. Daha da ileriye gidersek, genelde ekonomi şaha kalkmışken, özelde bir şirket iflas dahi edebilir.

Şimdi kendi kendimize birkaç soru soralım ve bunlara hiç kalem kağıt kullanmadan sezgisel olarak içimizden cevaplar verelim.

  • Bir şirketin belirli bir anda iflas etme olasılığıyla, iki şirketin aynı anda iflas etme olasılığı aynı mıdır?
  • Bir sektörün ortadan kaybolma olasılığıyla, birbirinin tamamlayıcı olmayan birbirinden bağımsız iki ayrı sektörün aynı anda tarihe karışma olasılığı aynı mıdır?
  • Tek bir ülkede (Amerika olmamak kaydıyla) ekonomik kriz olması ihtimali ile iki ülkede kriz olması ihtimalinden hangisi daha yüksektir?

Risk Nedir?

Risk dediğimiz şey, fırsatlarla iç içe ilerleyen bir olasılıktır.

Bütün okul hayatım boyunca, okurken ölürsem, okumamın hiçbir işe yaramayacağını düşünmüşümdür. Çünkü öğrencilik bir tür gelecekteki verimlilik artışına yapılan bir yatırımdı ve öğrencilik aynı zamanda tüketici olmak demekti. Aynı zamanda fırsat maliyeti vardı. Yani hayatımızın ilk yıllarını riskle yürüyorduk. O kadar ki, yaşamak için, daha iyi yaşamak için, risk almak kaçınılmazdı.

Meşhur örnektir, kaplumbağa kafasını çıkarmadan ilerleyemez ve kafasını çıkarması onun için bir risktir. Peki, biz insanlar, başımızı kabuğumuzdan hangi koşullarda çıkarmayı göze almalıyız?

Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağa değeceği zaman… Yani pozitif beklentilerle karşı karşı olduğumuz zaman.

Bütün piyango biletlerini alacak paramız olsa da, büyük ikramiyenin bize çıkacağını garanti edecek şekilde bütün biletleri almaya razı olmayız; bunun sebebi piyangonun negatif beklenti satın almaya dayanan bir oyun olmasıdır.

Finansal piyasalar açısından da, benzer bir durum, risksiz faiz oranı olarak kabul ettiğimiz, gösterge faiz açısından geçerlidir. Hiçkimse mevcut durumda gösterge faizin altında bir beklenen getiri sunan riskli bir yatırım aracına parasını yatırmak istemeyecektir. Ki bu durum faiz-borsa ilişkisindeki ters yönlü ilişkinin de bir açıklamasıdır. Risksiz faiz oranı düştükçe, aynı risk primiyle değerlenen bir menkul kıymetin, veri faiz oranı referans alınarak yapılan değerlemesi neticesinde bulunan “içsel değeri” artış gösterecektir.

Geleneksel Portföy Yönetiminde Çeşitlendirme

20. yüzyılın başlarında yaygınlık kazanıp, aynı yüzyılın ilk yarısına kadar kabul gören yönetim anlayışına geleneksel portföy yönetimi diyoruz ve esasında hala da gelişigüzel diyebileceğimiz çeşitlendirme yöntemi kullanıldığında bunun geleneksel öğretinin kabulleri üzerinden yapılan bir uygulamayı içerdiğini söyleyebiliriz. Çünkü geleneksel yöntemde kullanılan çeşitlendirme “basit” ya da “yalın” diye nitelendirilen ve yatırımcının nicelik hesaplamalarından daha çok subjektif değerlendirmeleri üzerinden ilerleyen bir çeşitlendirme biçimidir.

Uygulaması kolay olan bu yöntemin özünde büyük mikyasta “çeşitlendir de, nasıl çeşitlendirirsen öyle çeşitlendir” anlayışının yatar.

Bu yöntemin, her ne kadar bilimsel bir içerik taşımıyor olsa da, kaba sezgilere dayanan işlevsel yönleri olduğunu görmezlikten gelmemek gerekir. Çünkü yatırımcının yapacağı gelişigüzel çeşitlendirme bile sistematik riskin resen törpünlenmesini beraberinde getirebilir ve bu sayede bir şirket batarsa diğer şirket, bir sektör toz olursa diğer sektör ayakta kalacaktır esprisi devreye girer.

Modern Portföy Yönetiminde Çeşitlendirme

Sene 1950’lere geldiğinde Harry Markowitz adında bir büyüğümüz, Moderin Portföy Teorisini ortaya atıverdi, ki o yılar modern”e hala moderin denildiği yıllardı. 🙂 Gel zaman git zaman derken de bu teori kabul görüp kullanılır oldu.

Modern yaklaşımda, geleneksel yaklaşımdan farklı olarak çeşitlendirmenin istatistikî bir model çerçevesine otutturulduğunu görürüz. Bu modelde portföy riski ve getirisinin nasıl hesaplanacağı gösterildiği gibi, menkul kıymetler arasındaki ilişki gözetilerek daha etkili bir portföy çeşitlendirme yaklaşımı ortaya konmuştur.

Modele göre Beklenen Getiri, belirli bir dönem getirilerinin gerçekleşme olasılıklarının çarpımının toplamı olarak hesaplanır.

Riskin ölçütü ise standart sapma veya varyans olarak… (Varyansın karekökü standart sapmadır). Bu aynı zamanda volatilite dediğimiz şey, yani oynaklığı bize verir. Ben bu mereti, değişkenlerin ortalamadan farklarının mutlak değerlerinin ortalaması olarak aklımda canlandırmayı seviyorum.

Burada maksadımız tek bir menkul kıymetten oluşan bir portföy yerine, çeşitlendirilmiş, yani iki ya da daha fazla menkul kıymetten oluşan portföyü konu edindiğimize göre, beklenen getiri ve riski de çeşitlendirilmiş bir portföy üzerinden ele almamız yerinde olacaktır.

Buna göre çeşitlendirilmiş bir portföyün beklenen getirisi, portföyde yer alan menkul kıymetlerin getirilerinin ağırlıklı ortalamasıdır. Diğer taraftan aralarında negatif tam korelasyon, yani -1, ya da buna yakın bir değer olan iki menkul kıymeti içeren bir portföyün riski, aynı menkul kıymetlerin ayrı ayrı risklerinden daha düşük olacaktır. Sonuçta ise çeşitlendirme sayesinde belirli bir risk düzeyinde, daha yüksek beklenen getiri sunan bir portföy oluşturabileceği görülür.

Grafikte tahvil ve hisselerin farklı ağırlıklandırılmasıyla çeşitlendirilen bir portföyün, çeşitlendirilme neticesinde aynı risk seviyesinde daha yüksek beklenen getiri sunan bir alternatif risk-getiri seviyelerini görüyoruz.

Peki bu güzelin hiç mi kusuru yok? Elbette var. Yani modern portföy teorisinin de eleştiriye açık yanları var.

Her şeyden önce bu teori de birtakım varsayımlara dayanıyor ve varsayımlarla gerçek hayatta gerçekleşen arasında uyuşmazlıklar yaşandığı yerlerde, beklenen sonuçları vermeyebiliyor ama yine de şu an için elimizde olan en iyi yöntem olduğunu da söyleyebiliriz.

Bir şey daha, modelde getiri ve risk, tarihi veriler üzerinden hesaplanıyor ve tahminler içeriyor. Fakat riskin de risk içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Zira oynaklığın da bir oynaklığı vardır.

Çeşitlendirme Ama Ne Kadar?

Her yiğidin kendine has bir yoğurt yiyişi vardır demişler. Çeşitlendirme konusunda da, bunun geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evet, dünyadaki bütün profesyonel yatırımcılar çeşitlendirme yapıyorlar ama bu konudaki tutumları aynı zamanda geniş bir skalada farklılık gösteriyor. Örneğin Buffett portföyünü ağırlıklı olarak ortalama 10 menkul kıymeti geçmeyecek bir portföye yatırırken, aşırı çeşitlendirmenin ne yaptığını bilmeyenlerin işi olduğunu ileri sürüyor.

Yine çok başaralı bir portföy yöneticisi olan Peter Lynch ise zamanında 1000’lerle ifade edilen menkul kıymetten müteşekkil bir portföy -elbette o da farklı ağırlıklandırmalar yapıyordu- yönetmesiyle biliniyordu. Fakat buna rağmen, bireysel yatırımcılara bu kadar çeşitlendirme yapmaları gerekmediğini, hatta emin oldukları takdirde, çok daha sınırlandırılmış bir portföyle de yatırım yapabileceklerini söylüyordu.

Öte yandan Gerald Loeb, çeşitlendirme konusuna daha mesafeli bir bakış açısını savunuyor fakat buna rağmen özellikle yeni başlayanlar için -elbette buna eski olmasına rağmen yeterli tecrübeye sahip olmayanları da dahil etmek gerekir- çeşitlendirmenin bir zaruret olduğunu belirtme gereği duyuyordu.

Ne Kadar Risk Almalıyım?

Cesaretiniz kadar risk almalısınız; çünkü hiçbir portföy yönetim teorisi, sizin ne kadar cesur olduğunuzu size söylemez. Portföy yönetimi cesaretinizi optimum tercihlerde kullanmanın yolunu arama sanatıdır.

Yatırım anlamında ne kadar cesur olduğunuz risk toleransı kavramında kendine yer bulur ve risk toleransınızın ne olduğunu da ancak kendinizi tanıyarak keşfedebilirsiniz. Bunu keşfederken, hepimiz için ortak olan birtakım psikolojik olguları da hesaba katmanız sanıyorum isabetli olacaktır.

Evvela her birimizin kayıp karşısında duyduğumuz üzüntü, kazanç karşında yaşadığımız sevinç duygusundan daha şiddetlidir. Buna duygusal asitmetri diyoruz. Ki tam da bu duygudur, insanı daha iyiyi hedeflerken eyleme geçmekten alıkoyan. Çünkü tam da şairin dediği gibi “çoğalmak neyse nedir, azalmaktır zor” olan.

İkinci olarak da, risk toleransı anketlerde karşımıza çıkan “Anaparamın tamamını kaybetmeyi göze alabilirim” şıkkını işaretlemek kadar kolay değildir. Bu da insanın kendi durumunu abartma eğilimden kaynaklanan bir yanılsamadır ve gerçek risk toleransı kendini soyut tanımlamalarla değil, gerçek deneyimlerin ışığında gösterir. Dahası bu tolerans kişiden kişiye değiştiği gibi, aynı kişide de zamana ve koşula bağımlı olarak değişebilir.

Sağlıcakla.

Yorumlar kapatıldı.

Borsada Çeşitlendirme Neden Önemlidir?

Giriş niteliğinde hangi yatırım kitabının kapağını aralasınız size çeşitlendirme yapın der, google’da yatırımlarla ilgili üstün körü bir arama yapsanız karşınıza hemen çeşitlendirme öneren bir yazı çıkıverir ve hangi yatırım uzmanı sıfatını haiz kimseyle görüşseniz size “yumurtaları aynı sepete koymamanız” gerektiğinden söz eder. Peki, nedir bu çeşitlendirme dedikleri şey ve neden bu kadar yatırım yapmanın altın kurallarından biri olarak dillere pelesenk olmuştur?

E önemlidir, çünkü bütün yatırım fonları çeşitlendirme içerir; önemlidir, çünkü namı ulusal sınırları aşmış/aştırılmış hangi başarılı portföy yöneticisi varsa muhakkak çeşitlendirme yapar; önemlidir, çünkü bütün uzmanlar çeşitlendirme yapın önerisinde bulunur.

-Mesela hangi uzmanlar?

-Bir tanesi benim.

-Sen uzman mısın?

-Ne sandın?

-Rahmetli dedem sende bir maharet varsa bırak da bunu el âlem takdir etsin derdi. Karemeti kendinden menkul uzman olma!

Aslına bakılırsa, “çeşitlendirme neden gereklidir?” soruna yukarıda sayılan bütün cevaplar, doğru olmakla birlikte delil niteliği bakımından tam bir fiyaskodur. Hatta mantıksal açıdan safsatadan başka bir şey değiller.

Örneğin bütün fonlar kullanıyormuş, bütün başarılı yatırımcılar çeşitlendirirmiş ve uzmanlar önerirmiş. (Argumentum ad populum- Çoğunluğun benimsediği doğrudur safsatası ve Argumentum Ad Verecundiam- Bir bilen safsatası)

Çeşitlendirmenin doğruluğuna dair öne sürdüğüm destekleyici argümanlar, çeşitlendirmenin doğruluğuna delil olmak bakımından çürüktü, fakat bu da çeşitlendirmenin yabana atılacak bir yöntem olduğu anlamına tabii ki de gelmiyor. Çünkü delilin yokluğu, yokluğun delili değildir.

Neyse bu epistomojik oyunu bir kenara bırakalım ve sadede gelelim ve çeşitlendirmenin arkasında yatan mantığı nesnel bir biçimde ortaya koymaya çalışalım.

Çeşitlendirme Ne İşe Yarar?

Finansal jargonla söyleyecek olursak, çeşitlendirmenin en temel fonksiyonu “sistematik olmayan risk”i kontrol altına almak için kullanılan bir portföy yönetim biçimidir. Tabirden de anlaşılacağı üzere, riskin bir de “sistematik olan” türü vardır ve yatırım bağlamında riskin tamamı, bu iki riskin toplamından oluşur. Çeşitlendirme yoluyla kontrol altına alınan risk türü “sistematik olmayan risk” olduğu için, biz burada onun üzerinde duracağız.

Sistematik olmayan risk, bir şirkete ya da biraz daha genel bir yaklaşımla sektöre özgü olan riskleri kapsar. Zira şirketler, makroekonomik anlamda işler tamamen yolunda giderken de, kendilerinden kaynaklanan sebeplerle başarısız olabilirler. Örneğin kötü yönetilebilirler, yasaları çiğneyip ceza alabilirler ya da iyi kazanmalarına rağmen finansal anlamda kötü bir performans ortaya koyabilirler. Daha da ileriye gidersek, genelde ekonomi şaha kalkmışken, özelde bir şirket iflas dahi edebilir.

Şimdi kendi kendimize birkaç soru soralım ve bunlara hiç kalem kağıt kullanmadan sezgisel olarak içimizden cevaplar verelim.

  • Bir şirketin belirli bir anda iflas etme olasılığıyla, iki şirketin aynı anda iflas etme olasılığı aynı mıdır?
  • Bir sektörün ortadan kaybolma olasılığıyla, birbirinin tamamlayıcı olmayan birbirinden bağımsız iki ayrı sektörün aynı anda tarihe karışma olasılığı aynı mıdır?
  • Tek bir ülkede (Amerika olmamak kaydıyla) ekonomik kriz olması ihtimali ile iki ülkede kriz olması ihtimalinden hangisi daha yüksektir?

Risk Nedir?

Risk dediğimiz şey, fırsatlarla iç içe ilerleyen bir olasılıktır.

Bütün okul hayatım boyunca, okurken ölürsem, okumamın hiçbir işe yaramayacağını düşünmüşümdür. Çünkü öğrencilik bir tür gelecekteki verimlilik artışına yapılan bir yatırımdı ve öğrencilik aynı zamanda tüketici olmak demekti. Aynı zamanda fırsat maliyeti vardı. Yani hayatımızın ilk yıllarını riskle yürüyorduk. O kadar ki, yaşamak için, daha iyi yaşamak için, risk almak kaçınılmazdı.

Meşhur örnektir, kaplumbağa kafasını çıkarmadan ilerleyemez ve kafasını çıkarması onun için bir risktir. Peki, biz insanlar, başımızı kabuğumuzdan hangi koşullarda çıkarmayı göze almalıyız?

Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağa değeceği zaman… Yani pozitif beklentilerle karşı karşı olduğumuz zaman.

Bütün piyango biletlerini alacak paramız olsa da, büyük ikramiyenin bize çıkacağını garanti edecek şekilde bütün biletleri almaya razı olmayız; bunun sebebi piyangonun negatif beklenti satın almaya dayanan bir oyun olmasıdır.

Finansal piyasalar açısından da, benzer bir durum, risksiz faiz oranı olarak kabul ettiğimiz, gösterge faiz açısından geçerlidir. Hiçkimse mevcut durumda gösterge faizin altında bir beklenen getiri sunan riskli bir yatırım aracına parasını yatırmak istemeyecektir. Ki bu durum faiz-borsa ilişkisindeki ters yönlü ilişkinin de bir açıklamasıdır. Risksiz faiz oranı düştükçe, aynı risk primiyle değerlenen bir menkul kıymetin, veri faiz oranı referans alınarak yapılan değerlemesi neticesinde bulunan “içsel değeri” artış gösterecektir.

Geleneksel Portföy Yönetiminde Çeşitlendirme

20. yüzyılın başlarında yaygınlık kazanıp, aynı yüzyılın ilk yarısına kadar kabul gören yönetim anlayışına geleneksel portföy yönetimi diyoruz ve esasında hala da gelişigüzel diyebileceğimiz çeşitlendirme yöntemi kullanıldığında bunun geleneksel öğretinin kabulleri üzerinden yapılan bir uygulamayı içerdiğini söyleyebiliriz. Çünkü geleneksel yöntemde kullanılan çeşitlendirme “basit” ya da “yalın” diye nitelendirilen ve yatırımcının nicelik hesaplamalarından daha çok subjektif değerlendirmeleri üzerinden ilerleyen bir çeşitlendirme biçimidir.

Uygulaması kolay olan bu yöntemin özünde büyük mikyasta “çeşitlendir de, nasıl çeşitlendirirsen öyle çeşitlendir” anlayışının yatar.

Bu yöntemin, her ne kadar bilimsel bir içerik taşımıyor olsa da, kaba sezgilere dayanan işlevsel yönleri olduğunu görmezlikten gelmemek gerekir. Çünkü yatırımcının yapacağı gelişigüzel çeşitlendirme bile sistematik riskin resen törpünlenmesini beraberinde getirebilir ve bu sayede bir şirket batarsa diğer şirket, bir sektör toz olursa diğer sektör ayakta kalacaktır esprisi devreye girer.

Modern Portföy Yönetiminde Çeşitlendirme

Sene 1950’lere geldiğinde Harry Markowitz adında bir büyüğümüz, Moderin Portföy Teorisini ortaya atıverdi, ki o yılar modern”e hala moderin denildiği yıllardı. 🙂 Gel zaman git zaman derken de bu teori kabul görüp kullanılır oldu.

Modern yaklaşımda, geleneksel yaklaşımdan farklı olarak çeşitlendirmenin istatistikî bir model çerçevesine otutturulduğunu görürüz. Bu modelde portföy riski ve getirisinin nasıl hesaplanacağı gösterildiği gibi, menkul kıymetler arasındaki ilişki gözetilerek daha etkili bir portföy çeşitlendirme yaklaşımı ortaya konmuştur.

Modele göre Beklenen Getiri, belirli bir dönem getirilerinin gerçekleşme olasılıklarının çarpımının toplamı olarak hesaplanır.

Riskin ölçütü ise standart sapma veya varyans olarak… (Varyansın karekökü standart sapmadır). Bu aynı zamanda volatilite dediğimiz şey, yani oynaklığı bize verir. Ben bu mereti, değişkenlerin ortalamadan farklarının mutlak değerlerinin ortalaması olarak aklımda canlandırmayı seviyorum.

Burada maksadımız tek bir menkul kıymetten oluşan bir portföy yerine, çeşitlendirilmiş, yani iki ya da daha fazla menkul kıymetten oluşan portföyü konu edindiğimize göre, beklenen getiri ve riski de çeşitlendirilmiş bir portföy üzerinden ele almamız yerinde olacaktır.

Buna göre çeşitlendirilmiş bir portföyün beklenen getirisi, portföyde yer alan menkul kıymetlerin getirilerinin ağırlıklı ortalamasıdır. Diğer taraftan aralarında negatif tam korelasyon, yani -1, ya da buna yakın bir değer olan iki menkul kıymeti içeren bir portföyün riski, aynı menkul kıymetlerin ayrı ayrı risklerinden daha düşük olacaktır. Sonuçta ise çeşitlendirme sayesinde belirli bir risk düzeyinde, daha yüksek beklenen getiri sunan bir portföy oluşturabileceği görülür.

Grafikte tahvil ve hisselerin farklı ağırlıklandırılmasıyla çeşitlendirilen bir portföyün, çeşitlendirilme neticesinde aynı risk seviyesinde daha yüksek beklenen getiri sunan bir alternatif risk-getiri seviyelerini görüyoruz.

Peki bu güzelin hiç mi kusuru yok? Elbette var. Yani modern portföy teorisinin de eleştiriye açık yanları var.

Her şeyden önce bu teori de birtakım varsayımlara dayanıyor ve varsayımlarla gerçek hayatta gerçekleşen arasında uyuşmazlıklar yaşandığı yerlerde, beklenen sonuçları vermeyebiliyor ama yine de şu an için elimizde olan en iyi yöntem olduğunu da söyleyebiliriz.

Bir şey daha, modelde getiri ve risk, tarihi veriler üzerinden hesaplanıyor ve tahminler içeriyor. Fakat riskin de risk içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Zira oynaklığın da bir oynaklığı vardır.

Çeşitlendirme Ama Ne Kadar?

Her yiğidin kendine has bir yoğurt yiyişi vardır demişler. Çeşitlendirme konusunda da, bunun geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evet, dünyadaki bütün profesyonel yatırımcılar çeşitlendirme yapıyorlar ama bu konudaki tutumları aynı zamanda geniş bir skalada farklılık gösteriyor. Örneğin Buffett portföyünü ağırlıklı olarak ortalama 10 menkul kıymeti geçmeyecek bir portföye yatırırken, aşırı çeşitlendirmenin ne yaptığını bilmeyenlerin işi olduğunu ileri sürüyor.

Yine çok başaralı bir portföy yöneticisi olan Peter Lynch ise zamanında 1000’lerle ifade edilen menkul kıymetten müteşekkil bir portföy -elbette o da farklı ağırlıklandırmalar yapıyordu- yönetmesiyle biliniyordu. Fakat buna rağmen, bireysel yatırımcılara bu kadar çeşitlendirme yapmaları gerekmediğini, hatta emin oldukları takdirde, çok daha sınırlandırılmış bir portföyle de yatırım yapabileceklerini söylüyordu.

Öte yandan Gerald Loeb, çeşitlendirme konusuna daha mesafeli bir bakış açısını savunuyor fakat buna rağmen özellikle yeni başlayanlar için -elbette buna eski olmasına rağmen yeterli tecrübeye sahip olmayanları da dahil etmek gerekir- çeşitlendirmenin bir zaruret olduğunu belirtme gereği duyuyordu.

Ne Kadar Risk Almalıyım?

Cesaretiniz kadar risk almalısınız; çünkü hiçbir portföy yönetim teorisi, sizin ne kadar cesur olduğunuzu size söylemez. Portföy yönetimi cesaretinizi optimum tercihlerde kullanmanın yolunu arama sanatıdır.

Yatırım anlamında ne kadar cesur olduğunuz risk toleransı kavramında kendine yer bulur ve risk toleransınızın ne olduğunu da ancak kendinizi tanıyarak keşfedebilirsiniz. Bunu keşfederken, hepimiz için ortak olan birtakım psikolojik olguları da hesaba katmanız sanıyorum isabetli olacaktır.

Evvela her birimizin kayıp karşısında duyduğumuz üzüntü, kazanç karşında yaşadığımız sevinç duygusundan daha şiddetlidir. Buna duygusal asitmetri diyoruz. Ki tam da bu duygudur, insanı daha iyiyi hedeflerken eyleme geçmekten alıkoyan. Çünkü tam da şairin dediği gibi “çoğalmak neyse nedir, azalmaktır zor” olan.

İkinci olarak da, risk toleransı anketlerde karşımıza çıkan “Anaparamın tamamını kaybetmeyi göze alabilirim” şıkkını işaretlemek kadar kolay değildir. Bu da insanın kendi durumunu abartma eğilimden kaynaklanan bir yanılsamadır ve gerçek risk toleransı kendini soyut tanımlamalarla değil, gerçek deneyimlerin ışığında gösterir. Dahası bu tolerans kişiden kişiye değiştiği gibi, aynı kişide de zamana ve koşula bağımlı olarak değişebilir.

Sağlıcakla.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.