İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Borsada Nasıl Kazanılır? -1-

Evet, iddialı bir başlıkla yazıya başladığımın farkındayım. Fakat dürüstçe ifade etmeliyim ki, bu başlık tamamen arama motorlarında yukarılara oynamak için seçtiğim bir başlıktı. 🙂 Sihirli formül arayanlar yazının devamını okumayabilirler ama işi ciddiyetle ele almak isteyenleri yazıyı sonuna kadar okumaya davet ediyorum.

Öncelikle “Borsada para kazanmak ne demektir?” bununla başlayalım.

Borsada para kazanmak deyince yüzde kaçlık bir kazanç aklınıza geliyor? Ya da borsada para kazanmak deyince, aklınıza gelen ilk şey, paranızı kısa sürede birkaç katına çıkarmak mı oluyor?

Benim tecrübelerimden süzerek billurlaştığım kanaatime göre, borsada para kazanmak demek, uzun vadede başladığın yere göre daha iyi bir yerde olmak demektir ve bunun sihirsiz formülü üç bileşenden oluşur: Bilgi, tecrübe ve duygularını yönetme becerisi.

Borsada para kazananlar ve para kaybedenler hiçbir zaman tek bir kişi olmamıştır ve bu da bana göre, bizlere borsada kazanmanın da kaybetmenin de tesadüf olmadığını göstermeye yeter delildir.

Borsada para kazananlar, borsada kaybedenlerden çok mudur, az mıdır? Doğrusu bu sorunun cevabı beni hiçbir zaman çok da ilgilendirmedi, çünkü henüz gençlik yaşlarımda ve daha borsayla tanışmadığım yıllarda, babamın bana söylediği bir söz aklıma kazınmış ve bir daha da çıkmamıştı. Bu sözü babam bana söylerken, ikimizin de aklımızın köşesinden borsayla alakalı bir şeyin geçmediğine adım gibi eminim. Ama ben, babamın bana söylediği bu sözü, sonradan sadece borsada değil, hayatın her alanında kendime rehber edindim: Bir şeyi bir kişi başarıyorsa, sen de başarabilirsin; bir şeyi birkaç kişi başarıyorsa da, asla başarabilir miyim diye şüpheyle yola çıkma.

Yine başarıyla alakalı, zihnimde yer edinmiş olan bir sözü daha burada sizlerle paylaşmak istiyorum, o söz de Atatürk’e ait: Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.

Öyleyse borsada kazanmak için, engelleri kaldırabileceğinize dair kendize duyacağınız şüphesiz bir inançtan daha fazlasına sahip olmanız gerekmediğini sizlere söyleyebilirim.

Borsada Kazanmaya Engel Olan Sebepler Nelerdir?

Piyasaların doğasını anlamamak borsada kazanmaya engel olan sebeplerin başında gelir. Piyasaların doğasını anlamak ise, piyasaların doğasının hiçbir zaman anlaşılamayacağını anlamaktan geçer.

Dünyanın en başarılı yatırımcısına gidip yarın piyasalarda ne olacağını sorsanız, size bilmiyorum diyeceğine bahse girerim. Ama aynı kişiye ya da piyasalarla az çok ilgilenen herhangi bir kişiye piyasalarla ilgili beklentilerini sorarsanız, size mutlaka bir beklentiden söz edeceklerdir.

Beklenti ile tahmin kelimesinin anlamı birbirine oldukça yakın gibi dursa da, finans literatüründe iki kelime arasında çok büyük bir anlam farklı vardır. Herhangi bir beklentiden tahmin diye söz edilmesi bu noktada çok da önemli değildir, yeter ki, beklentileri gerçekleşmesi kaçınılmaz gelecek öngörüleri olarak değerlendirmeyelim.

Başarılı yatırımcıların ortak yönüne bakılacak olursa, yatırım kararlarını tahminler üzerinden almadıkları görülecektir, çünkü gelecek her zaman belirsizdir. Gelecekle ilgili bugünden bilebileceğimiz tek şey ise; geleceğin, gelecekte de belirsiz olacağıdır. Bu yüzden yatırım yapmak, geleceği tahmin etmek değil, beklentiler üzerinden strateji oluşturmak olarak anlaşılmalıdır.

Bu noktada güncel bir örnekle konuyu gözümüzde canlandırabiliriz. Pandemi olmadan önce piyasa beklentiniz neydi ve sonrasında ne yönde değişim gösterdi? Pandemi öncesi beklentilerin, pandemi sonrasında da hiç sorgulamadan sürdürülmesi ne kadar tutarlı sonuçlar doğurabilirdi? Evet, gerçek şu ki, pandemi ortaya çıktı ve tüm beklentiler revize edildi. Olması gereken de zaten buydu.

Pandemi öncesi beklentileriyle belirli bir strateji kurarak yatırım yapmış olanlar, stratejilerinden ödün vermedikleri takdirde, beklentileri çıkmamış olsa bile, bu beklenmeyen olumsuzluktan muhtemelen en az zararla çıkanlar oldular. Piyasaları tahmin etmeye çalışanlar ise, tahminleri çıkmadığı için muhtemelen epey zarara uğradılar. Oysa sadece biraz teknik analiz bilmek ve buradan yola çıkarak disiplinli bir yatırım stratejisi takip etmek bile zararı en aza indirmeye yetebilirdi ve bunun için ne piyasaların geleceğini ne de pandemi olacağını bilmeye gerek vardı.

Yukarıdaki grafik Bist100 endeksine ait ve 2019 Ekim’inin ortalarından Şubat ayı başlarına kadar çizmiş olduğum trend kanalı piyasalarda belirgin bir yükseliş trendi olduğunu gösteriyor. Şubat başlarındaysa trendin yine belirgin bir biçimde tersine döndüğü görülüyor.

Mavi çarpı işaretiyle dikkat çekmek istediğim Ocak başındaki trend dışına çıkış nedir? O da belli ki bir Ayı Tuzağı! Ayı ve Boğa Tuzaklarını tespit etmek yeni başlayanlar için biraz zor olabilir ama imkansız değildir. Tuzak olup olmadığının anlaşılması için trend dönüşlerinin; hacimle teyit edilip edilmediği, ne kadar sürdüğü ve mum formasyonlarının durumu gözden geçirilebilir. Şimdi konumuz o olmadığı için, bunun üzerinde çok durmayacağım

Dow teorisi:

  • Fiyatlar Trendler Halinde Hareket Eder.
  • Kesin bir teyit gelmedikçe Trend Yönü geçerliliğini korur.

Tekrar esasa dönecek olursak, Şubat başlarında yaşanan trend dönüşünün çok belirgin olduğunu siz de görebiliyorsunuz, öyle değil mi? Şimdi şöyle biri düşünelim, Şubat’ın başlarında uzun pozisyona girmişti ve hatta pandemiden falan da hiç mi hiç haberi yoktu. Sadece trend dönüşünü grafikte tespit ederek bile, zarar etse bile sınırlı bir zararla pozisyondan çıkamaz mıydı? Zira %30’luk düşüş grafikte de görüleceği üzere yaklaşık 1,5 ay sürmüştü.

Dow teorisinde yer alan “Kesin bir teyit gelmedikçe Trend Yönü geçerliliğini korur.” varsayımını dikkate alacak olursak, trend takibi yoluyla kazanç sağlamak için trendin en başında trende dahil olmak diye bir gerekliliğin olmadığını söyleyebiliriz; daha doğrusu böyle bir telaşa kapılmak lüzumsuzdur. Ayrıca trend takibinde piyasa aşırı ısındı gibi ekstra bir değerlendirme çabası içinde olmaya da gerek yoktur. Çünkü Trend var ve devam ediyorsa, bizim yapacağımız şey bellidir: Ona göre strateji oluşturmak!..

Ya Ben Girdiğimde Trend Tersine Dönerse…

Ya siz girdikten sonra da trend devam ederse… Bu ihtimallerin elbette sonu yok ve zaten teknik analizin bir tahmin yöntemi olmadığını vurgulama gereği duymamın sebebi tam da buydu.

Siz trende uyup pozisyona girdiğinizde trend tersine dönerse zarar edersiniz, ama trendin döndüğünü tespit ettiğinizde nerede çıkacağınızı önceden planladığınız için zararınızın yıkıcı olmaması gerekir.

Borsada kazanmak demek tek bir pozisyondan kazanmak demek değildir, borsada kazanmak demek yatırım stratejinizin uzun vadede başarılı sonuçlar vermesi demektir. Stratejisi olmayan tesadüf eseri başarılar sürdürebilir olmayacağı gibi size hiçbir şey de öğretmeyecektir. Bu yüzden belirli bir strateji üzerine başarısızlıkla sonuçlanan yatırımlar, rastgele kazançlardan esasında daha değerlidir.

Yatırım sonucunuzu yalnızca bir işlemden doğan kazanç ya da zarar olarak değerlendirmek doğru olmaz. Yatırım, içinde yüzlerce toplanan bulunan bir toplama işlemi gibi düşünülebilir. Toplananlar arasında artı değerler de vardır, eksi değerler de; mühim olansa sonucun pozitif olmasıdır.

Peki, piyasalarda her zaman trend olur mu? Yatay trendi de trend kabul edersek, evet, piyasada her zaman bir trend olur. Fakat burada önemli bir hatırlatma yapmakta da fayda görüyorum ki, o da şudur: Yatay trendin diğer anlamı da aslında trend yok demektir. Özetle trend takibiyle asıl kazanç sağlanabilecek ortam, piyasada aşağı ya da yukarı yönde belirgin bir trendin olduğu dönemlerdir.

Teknik analizde destek-direnç ya da pivot gibi seviyeleri strateji oluşturmada referans olarak kullanabilirsiniz. Yine benzer şekilde trend takibi yapıyorsanız da, trendin varlığı sizin için pozisyonun yönünü gösterecektir, trendin son bulması da pozisyondan çıkışı zamanın geldiğini.

Stop Loss Ama Nerede?

Tabii ki kaybınız çok büyük olmasın diye çok yakına ve tabii ki bu bir şakaydı.

Fakat çok uzağa koyulan kol kesmelerde varlık hikmetini kaybetmeye başlayacaktır. Öyleyse ölçü ne olmalıdır? Tabii ki piyasanın kendisi.

Bir şirket bir çalışanı işe alırken olumlu bir beklentiyle işe alır ama hiçbir şirket işe aldığı bir çalışanı kötü performansına rağmen senelerce istihdam etmeye devam etmez. Yine hiçbir şirket işe aldığı bir çalışanını, işe başladıktan sonra geçen ilk bir saatlik performansını beğenmediği için de işten çıkarmaz. Stop Loss kullanımı da, üç aşağı beş yukarı bu yaklaşımla uygulanmalıdır.

Çok yakına koyulan stop loss’lar, aynı zamanda çok sayıda stoplanmış emir anlamına gelir, çok uzağa koyulanlar ise anlamını yitirir. Piyasanın -daha doğrusu yatırım yaptığınız yatırım aracının fiyat grafiği- mevcut oynaklığı (volatilite), yatırımlarınızın vadesi ve beklenen getiri oranınız, stop loss seviyesi belirlemede demir alma noktalarınız olmalıdır.

Piyasanın belirli bir vadedeki ortalama oynaklığı hesaplanarak (ATR indikatörü bunun için kullanılabilir), bu seviyenin yarısı stop loss noktası olarak belirlenebilir. Çünkü belirli bir vadedeki ortalama oynaklığın yarısının kullanılması, piyasanın olağan hareketine izin vererek gereksiz stoplanmanın önüne geçmeyi sağlayabilir.

Yapmış olduğunuz analiz neticesinde belirlediğiniz hedef fiyat seviyesinin mevcut fiyata uzaklığı, stop loss seviyesinin uzaklığından az ise; bu durum yatırımın beklenen getirisinin, üstlenilen riskinden düşük olduğunu gösterir ve bu böyle bir yatırımı yapmanın çok da makul bir yanı olmayacağı söylenebilir.

Yaptığınız işlemler kârda olabilir. Bu durumda da genelde yapılan iki hata vardır: Kâr ettim hemen çıkayım ya da kârdayım, artık sırtım yere gelmez.

Birincisi yanlıştır, çünkü kârı realize etmede çok aceleci davranmak, duygularınızın sizi sürüklediği bir hatadır. Kârdasınız ama trend devam ediyor ya da kârdasınız ama başlangıçta stratejinizi kurarken belirlediğiniz hedef değere henüz ulaşmadınız.

İkincisi de yanlıştır, çünkü hiçbir pozisyon kapanmadan kârda sonuçlanmış bir işlem değildir. Bu yüzden kârdaki açık pozisyonlarınız için de, kârdan tekrar zarara geçmemek adına, takip eden stop loss kullanmak iyi bir tercih olabilir.

Çok Kolaymış! Uygulayalım.

Piyasaları geriye doğru yorumlamak gerçekten kolaydır ama geleceği yakalamak o kadar da kolay değildir. Bu yüzden asla kendi yeterliliğinize kendiniz ikna olmadan uygulamaya geçmeyin.

Artık İnternet dünyası bizlere parasal yatırım yapmadan da piyasaları takip etme imkanı sunan sayısız seçenek barındırıyor. Kendinizi deneyin.

Ve acizane tavsiyem, sitemizin sloganına uyun: Borsaya yatırım yapmadan önce bilgiye yatırım yapın. 🙂

Doğrudan Borsaya Yatırım Yaparak Para Kazanılabilir Mi?

Evet, doğrudan borsaya, yani borsa endeksleri baz alınarak oluşturulmuş Borsa Yatırım Fonları alıp satarak da, pratikte doğrudan borsaya yatırım yapmış gibi getiri elde edebilirsiniz, tabii borsa değer kaybettiğinde de zarara uğrarsınız.

Piyasalar hakkında yeterli tecrübe ya da bilgiye sahip olmadığını düşünenler, borsada trend takibi yaparak (bu konuda uzman birinden destek alınması yerinde olacaktır) ya da pasif bir yatırım stratejisi olarak bilinen al-tut stratejisini (bu strateji zayıf yönleri olduğu bilinen bir strateji türüdür ama borsaya doğrudan yatırım yapıldığında sistematik olayan riske maruz kalınmayacağı için, bu stratejinin en uygun olduğu yatırım aracının borsa yatırım fonları olacağı düşünülebilir) uygulayarak Borsa Yatırım Fonlar alıp satarak da kazanç elde edebilirler.

Doğrudan borsaya yatırım yapmak sistematik olmayan riske girmememiz demektir ve bir borsa yatırım fonu satın aldığınızda esas ya da tek riskiniz sistematik risk olacaktır. Sistematik risk “elle gelen düğün bayram” türünden bir risktir, ne var ki, elbette hafife alınacak bir risk türü değildir.

Fakat borsa yatırım fonlarının uzun vadede kazandırma ihtimalinin yüksek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun gerekçesi ise açıktır: Ülkeler ağır krizler atlatabilirler fakat bir ülkenin topyekun iflas etme riski yoktur denilemese de, ülke içindeki bir şirketin iflas etme riskine göre çok daha düşük olacağını sanırım herkes takdir edecektir.

Borsa Mı Dedin? O Da Ne?

Sahi borsa dediğimiz de ne? Yoksa hepimiz borsa yatırım fonu mu aldık? Aslında bunu sadece çok az bir kısmımız yaptı. Çoğumuz ise borsada endekse değil, eğer Bist100’e ait bir hisse ya da hisselerden söz ediyorsak, onun sadece bir ya da birkaç bileşenini oluşturan, bir ya da birkaç hisse senedine yatırım yaptık. Yani bir ya da birkaç şirkete ortak olduk!

Eğer Bist100’den söz ediyorsak dedim, çünkü pay piyasası dediğimiz Bist100’den ibaret olmadığı gibi, borsa da pay piyasasından ibaret değildir.

Şirketlere ortak olanlar açısından bakacak olursak, Bist100 endeksi değer kaybederken bile değer kazanan şirketler, yani hisseler elbette olacaktır. Öyleyse endekse mi yoğunlaşmalı, şirketlere mi?

Eğer ne yaptığınızı bilmeyerek borsada rastgele yürüyüş yapmaya gelmediyseniz, zannımca şirketlere odaklanmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Örneğin koronavirüs salgınının hayat tarzımızda yarattığı değişiklikler genel anlamda ekonomileri zora sokarken, bu değişikliklerin kendileri için beklenmeyen olumlu yansımalarının hasadını yapan şirket ya da sektörler de oldu. Yine de endeksin yükseliş trendi içerisinde olduğu bir piyasa ortamında kazanmanın, diğer duruma göre daha kolay olacağı da söylenebilir.

Dow teorisi:

  • Ortalamalar (Endeksler) Her Türlü Faktörü İçerir.

Temel Analiz Mi Teknik Analiz Mi?

Dow’un varsaydığı gibi “Fiyatlar her şeyi” gerçekten yansıtır mı? Herkesin fiyat grafiğine odaklandığı ve hayattan kopuk bir değerlendirme içerisinde olduğu bir ortamda “fiyatlar her şeyi” yansıtsa bile, fiyatlar tam olarak neyi yansıtacaktır?

Aslında bu nokta temel analiz ve teknik analizcilerin birbirinden ayrıştığı yerin belki de tam merkezidir.

Evet, teknik analiz çalışır ve bu yöntem bize rakamlarla birlikte, aynı zamanda yatırımcıların duygularını da yansıtması açısından son derece yararlı veriler sunar. Ve yine teknik analiz, aklınıza gelebilecek her türlü yatırım aracına uygulanabilir ve bu yönden teknik analiz bilmek yatırımcıya büyük bir avantaj sağlar.

Temel analizde ise her türlü yatırım aracına yönelik doğru analizler yapabilmek çoğu kişi için çok zordur; hatta bu konuda çok duayen olanlar bile, bir noktada zorluk yaşayabilirler. Örneğin bir kişi bir sektör ya da birkaç sektör konusunda yeterli bilgiye sahip olabilir, fakat bütün sektörlere yönelik yeterli bilgiye sahip olmak o kadar da kolay değildir.

Fakat bir dakika, temel analiz dediğimiz zaman bunun gücünü kesinlikle ihmal etmemek gerekir ve temel analiz olmasaydı emin olun piyasalardaki fiyatlamaların hiçbir anlamı olmazdı. Bu noktada bir yatırım tutkunu olarak, elimizdeki geçerliliği kanıtlanmış tüm analiz yöntemlerinden yatırımcıların faydalanma yolunu seçmesinin doğru olacağını düşünürüm ve kendim de öyle yapmaya çalışırım.

Bu noktada bir yönlendirme yapmayı hiç doğru bulmadığım için şuna ağırlık vermelisiniz ya da şunu kullanmalısınız demeyeceğim, fakat ben şahsen temel analiz yapmadan kolay kolay yatırım kararı almam. Temel analiz yaptıktan ve yatırıma uygun olduğuna karar verdikten sonra ise teknik açıdan da girişi çıkış seviyelerini tespit etmeye çalışırım.

Temel Analiz Nedir?

Doğrusu bu konu bir değil, belki birkaç kitap hacmini dolduracak kadar uzun bir içeriye sahip. Fakat temel analiz dediğimizde aklınıza gelen şey makro ekonomik analizden (büyüme, enflasyon, faizler, istihdam vb.) mikro ekonomik analize (şirket değerleme) doğru giden bir süreç olmalıdır.

Gelin biraz örneklendirelim.

İşin makro boyutuna baktığımız zaman, ekonomik büyüme gerçekten çok belirleyicidir; çünkü şirketler ekonominin bir parçasıdır ve ekonomide işler yolunda gidiyorsa, başarılı bir performans ortaya koyan bir şirketin işlerinin de yolunda gitmesi beklenir. Tabii ki ekonomik büyüme, aynı zamanda piyasaların topyekun bir yükseliş eğilimi içerisinde olmasına da zemin hazırlayacaktır. Ve eklemek gerekir ki, ekonomik büyümeden en kârlı çıkanlar genelde sermayedarlardır, çünkü sermayenin getirisi diğer faktörlerin getirisinden genel olarak yüksek gerçekleşir. Bu da demek oluyor ki, borsadaki sermaye kazancı, ekonomik büyüme ortamında, büyüme oranının, kuvvetle muhtemel üzerinde olacaktır.

Peki ya faizler. Açıkçası borsanın en sevdiği şeylerden birisinin düşük faiz ortamı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Neden mi? Çünkü düşük faiz demek yabancı sermaye maliyetini düşürür ve bu da şirketlerin finansal giderlerini azaltır. Sonucunda ise kar marjları yükselir. Diğer yandan, borsayı faiz getirisine alternatif bir yatırım olarak düşünecek olursak; faizlerdeki düşüşler yatırımcıları daha riskli varlıklara yönlendirir. Pandemi sürecinde yaşandığı gibi…

Gelelim şirket inceleme kısmına. Halka açık her şirketin bir karnesi vardır ve üç ayda bir açıklanır: Bu karneler şirketlerin finansal sonuçlarını gösterir. İstikrarlı bir başarı yakalayan ve finansal karnesiyle bunu kanıtlayan şirketlerle ilgili gelecek beklentileri de olumlu yöne evrilir. Geçmiş, geleceğe ışık tutar ve bizim için geçmişin en önemli anlamı da, finansal açıdan bundan başka bir şey değildir.

Finansal oranların incelenmesi, şirketin mali yapısına bakılması, geçmiş performansının değerlendirilmesi ve prospektif (ileriye dönük) performansların belirli varsayımlar altında öngörülmeye çalışılması temel analizin mikro yönünü oluşturur.

Yapılan temel analiz özünde bir değerleme sürecidir. Değerleme yöntemleri de kendi içerisinde çeşitlere ayrılır ve yine sektörel anlamda değerlemede referans alınacak değerler de buna göre farklılık gösterir. Örneğin ülkemiz perakende sektöründe alışlar genelde vadeli yapılır, stok devir süresi ise borçların vadesinden daha kısa olurken, ağırlıklı olarak satışlar peşin olarak gerçekleşir. Dolayısıyla bu durum, perakende sektörünün diğer sektörlere göre daha az işletme sermayesine ihtiyaç duyacağı şeklinde yorumlanabilir.

Yine benzer bir örnek de, değerlemede kullanılacak oranlar yönünden verilebilir. Sanayi sektöründe yer alan bir firmayı değerlerken, FAVÖK’ün kullanılması daha sık tercih edilebilecekken, finans sektöründeki bir şirket değerleniyorsa, FAVÖK yerine doğrudan Net Kâr’a yönelmenin daha doğru ve tutarlı sonuçlar vereceği beklenebilir.

Aslına bakarsanız, gözünüzü hissenin fiyat grafiklerinden ayırıp, şirketin kendisine çevirdiğinizde yaptığınız şey, kesinlikle temel analizdir. Borsada profesyoneller tarafından uluslararası çapta genel kabul görmüş şirket değerleme yöntemlerinden, belirli sebeplerden dolayı ikisinin öne çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır, bunlar: İndirgenmiş Nakit Akımı ve Piyasa Çarpanlarına Göre Değerleme yöntemleridir.

Peki, bunlardan başka değerleme yöntemleri de var mıdır? Evet, vardır. Örneğin tasfiye halinde olan, devrolan, halka yeni açılan ya da gayrimenkul ticareti yapan şirketlerin değerlemesinde Net Aktif Değerleme yönteminin de, diğer yöntemlere ilaveten kullanıldığı görülmektedir.

Biraz önce gözünüzü şirkete çevirdiğiniz anda temel analiz yapmaya başlamışsınızdır demiştim. Bu sözü söylememdeki sebep, temel analizi mikro düzeyde sadece finansalların incelenerek değerleme yapıldığı bir sürece indirgememek gerektiğini düşünmemdir. Çünkü ileride fırsatım olursa, en çok yapmak istediğim şeylerden birisi de, eli sağlam bir yatırımcı olarak şirketleri bizzat yerinde incelemek ve şirket yöneticilerinden, şirkette çalışan en alt düzey çalışana kadar, şirket ziyaretleri yapmak suretiyle şirket çalışanlarını tanımaya çalışmak ve bu sayede şirketteki genel havayı koklama imkanına erişmektir.

Not: Borsada kullanılan analiz yöntemlerine epistemolojik olarak bilimsel bir yöntem denilemez, çünkü kültürel farklılıklar yatırımcıların benimsediği değerleme yaklaşımı üzerinde etkili olmaktadır. Örneğin sanayileşmenin geri kaldığı ve toprağın temel zenginlik kaynağı olarak kabul edildiği ülkelerde Nakit Yaratma Potansiyeli ya da Net Kâr yerine sahip olunan reel değerlerin, değerleme sürecinde ana faktör olarak ön plana çıkarıldığı görülmektedir.

Temel Analizi Kimler Kullanır?

Benjamin Graham ismini hiç duydunuz mu? Duymayanlara bu kişinin Akıllı Yatırımcı kitabını okumalarını tavsiye ederim. Bu şahıs kimdir derseniz, size özetle Değer Yatırımı kavramının öncüsü olduğunu söylemekle yetinirim.

Warren Buffett (Aynı anda Graham’ın öğrencisidir) ve arkadaşı Charlie Munger, John Templeton, David Dodd, Christopher Browne (Graham’ın bir diğer öğrencisi) ve Peter Lynch (Büyüme ve Değer Yatırımı yaklaşımlarını bir arada kullanmıştır.) gibi yatırım dünyasının gelmiş geçmiş en ünlü isimleri, sözü geçen Değer Yatırımı ekolünün en başarılı uygulayıcıları olarak ilk akla gelen isimler olarak zikredilebilecek yalnızca birkaç kişidir.

Değer yatırımcılığının ne olduğunu bir başlıkta özetleyebilmek gerçekten zordur ve yukarıda isimleri geçen ustaların her biri de, bu alanda kendilerinden çok şey öğrenilecek kimselerdir. Teori ve pratik hiçbir zaman aynı olmayacağı için, aynı ekolü takip eden faklı kişilerin uygulamalarında farklı yaklaşımlar, faklı bakış açıları ve farklı öncelikler olması gayet tabiidir. Bununla birlikte bir değer yatırımcısı, hangi göstergeler üzerinden yoğunlaşarak sonuca giderse gitsin, esas aradığı şeyin “gerçek değer” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Diğer bir ifadeyle değer yatırımcıları “gerçek değer”i, “piyasa değeri”nin üzerinde olan şirketleri kovalarlar. Peki, bu isimler trend takibi yaparlar mı? Çok sanmıyorum. Hatta yukarıdaki isimlerden bazılarının, okuduğum kitapları ya da biyografilerine bakarak bunu yapmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

Benden değer yatırımcılığının ya da genel olarak temel analiz üzerine kurgulanmış bir yatırım stratejisi oluşturmanın altında yatan felsefenin tam olarak ne olduğunu özetlememi isterseniz, benim bu mevzudan anladığımın kendi perspektifimden özetinin şu olduğunu sizlere söylerim: Başarısız bir şirketin hissesi borsada bugün değer kazanabilir ve başarılı bir şirketin hissesi borsada bugün değer kaybedebilir. Fakat uzun vadede başarısız bir şirketin piyasa değerinin sürekli yükseldiği ya da başarılı bir şirketin uzun vadede piyasa değerinin sürekli değer yitirdiği olacak iş değildir.

Borsada Sadece Büyük Yatırımcılar Mı Kazanır?

Borsada her zaman büyük yatırımcı kazanır ve küçük yatırımcı daima kaybeder. Bu klişeyi duymayan kalmış mıdır acaba? Sanmıyorum.

Peki sizce bu söz gerçekten doğru mu?

Sadece bir söz söyleyeceğim; daha doğrusu kimse tarafından aksinin iddia edileceğini sanmadığım bir hakikate işaret edeceğim ve bu konu üzerinde fazla durmayacağım:

Hisse senetleri kendilerini kimin satın aldığını katiyen bilmezler.

Borsada Oyun Mu Oynanır, Borsada Yatırım Mı Yapılır?

Bırakalım borsayı bir tarafa, bana sorarsanız değil borsada, Çarşamba Pazarında bile oyun oynanmaz. Borsa kesinlikle bir yatırım yeridir ve borsada alınıp satılan her ne aklınıza geliyorsa, her birinin de bir içeriği vardır. Ama borsada birileri oyun oynuyor olabilir mi? Evet, buna mümkündür, diyebiliriz.

Borsada oyun oynamak nedir? diye soracak olursak da, bunun cevabı bana göre kesinlikle bilinçsizce atılan adımlar, bilinçsizce alınan kararlar üzerine yapılan yatırımlardır olacaktır.

Dünyanın en başarılı şirketinin hissesi bile, incelenmeden alınmaya, yani o şirkete ortak olunmaya kalkışılırsa, yapılan işlemin sonucu ne olursa olsun, bunun adı sanırım oynamak olacaktır.

Oyun oynadığınız takdirde, başlangıçta kazanabilir de kaybedebilirsiniz de, fakat sonucunda kazançlı çıkacağınız hususunda çok iyimser değilim.

Whatsapp, Massenger Grupları Var, Faydası Olur Mu?

İşin legalite ve etik boyutunu bir kenara bırakarak söylüyorum ki, doğrusu hiç bilmiyorum; çünkü böyle oluşumlar olduğunu duymama rağmen, hayatımda hiçbir zaman böyle bir oluşumun parçası olmadım. Dahası böyle bir arayışım da olmadı.

Ey namı diğer Finansçı Usta, SPK böyle oluşumlar konusunda yatırımcıları uyarıyor, sen de bu çekince yüzden mi böyle bir oluşumun parçası olmayı bugüne kadar düşünmedin diye bana sorabilirsiniz? Hayır, tek neden bu değil. Hem kendime hem de piyasa katılımcıları dahil her insanın emeğine, birikimine duyduğumdan saygı ve verdiğim değerden dolayı düşünmedim.

Kendi emeğim ve birikimime önem veriyorum ve bunun denetimsiz ve informel oluşumları hak ettiğini düşünmüyorum. Sizlere değer veriyorum, çünkü insan kazanmanın, para kazanmaktan her zaman fersah fersah daha değerli olduğuna inanıyorum.

Ve son olarak bildiğim bir şey daha var, ki o da, bedava peynirin yalnızca fare kapanında bulunabileceğidir.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.