İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Borsadaki Satışlar Devam Eder Mi?

Borsaya yeni başladığım dönemlerde, düz mantık sadece şirketlerle ilgilenir ve endekste ne olup ne bittiğiyle çok ilgilenmezdim. Fakat bu düz mantığımın, piyasaların doğası tarafından çok kısa bir sürede yanlışlandığını gördüm; çünkü hangi şirketlerden bir portföy oluşturursam oluşturayım, endeks düşerken benim portföyüm de bu düşüşten bir şekilde nasibini alıyordu. Diğer bir ifadeyle piyasalarda, kurunun yanında yaş da yanıyordu ve aksine ortada iyimser bir hava hakimse, yaşla beraber kuru da yanmaktan kurtulabiliyordu.

Bunu söyleyerek başlamamın sebebi, endekslerin belirli bir yöne doğru hareket ederken, piyasanın genelini de peşinden sürükleme gücü olduğunu vurgulamak isteyişim. Hatta o kadarki, bazen bu küresel düzeyde bir sürüklenme yaşanmasına bile sebep olabilir.

Durum böyleyken ne yapmam, nasıl bir hareket tarzı belirlemem gerektiği üzerine düşündüm. Vardığım sonuç şu oldu: Piyasa yerine şirketlere odaklanmayı seçmem tümden yanlış değildi; fakat biraz eksikti. Mademki piyasadaki düşüşler, benim yükselmesini beklediğim şirket hisselerini de etkiliyordu; öyleyse piyasadaki düşüşleri, odağımdaki şirketlere doğru zamanda yatırım yapabilmek için fırsat olarak kullanmalıydım.

Herkes alırken satmak, herkes satarken almak cesaret ister

Başlıktaki söz bana değil, milyarder bir yatırımcı Paul Getty’e ait… Pratikteki karşılığı kolay olmadığından dolayı sahiden de cesaret isteyen bir yaklaşım. Peki bu nasıl hayata geçirilebilir?

Herkes satarken alabilme cesaretine sahip olabilmenin ya da herkes karamsarken sizin iyimser bir tutum içinde kalabilmenizin sanıyorum tek bir yolu var: Aldığınız şeyin ne olduğunu bilmek ve bu bilginin verdiği öz güven duygusunu hissedebilmek.

Düşünün ki siz yatırım yapmayı seviyorsunuz, yani alım ve satım yapıyorsunuz. Öyleyse almayı düşündüğünüz şeyin fiyatı düşünce neden üzülüyorsunuz? Çünkü muhtemelen herkes alırken siz de tüm paranızla aldınız ve herkes satarken ucuza alabilmek için hiç nakdiniz kalmadı.

Oysa yatırım sadece almak değildir; iyi bir yatırımcı neyi alacağını bildiği kadar, neyi ne zaman alacağını ve ne zaman satacağını da bilen ve bunun önceden planını yapan kişidir.

Her şeye rağmen güvendiğiniz şirketlere ya da değer yaratan şirketlere yatırım yaptıysanız endişelenmenize gerek yok. Çünkü piyasadaki düşüşlere rağmen güçlü şirketler hayatta kalmayı başarır ve orta ve uzun vadede değer üretmeye devam eder.

Borsada Neler Oldu?

Mevzuyla bağlantılı kısa bir girizgah yaparak yazıya başladım ama esas meselemizin son günlerde yaşanan global satış dalgası olduğunu unutmadım. Piyasalarda ne oldu ve ne bitti ve niye oldu? Bundan sonra ne olabilir?.. Biliyorum ki, her şeye rağmen bu soruların cevaplarını hepimiz merak ediyoruz.

Öncelikle son günlerde yaşanan bu sert satışlar, biraz önce vurguladığım gibi yerel ya da bölgesel değil, global düzeyde yaşandı. Başka bir deyişle biz eksideyken artıda olan bir ülke de zaten yok gibiydi.

Biz bu haftayı Bist100 tarafında %5,87 ekside kapattık. Yine kur tarafına baktığımız zaman da, TL’nin dolara karşı %5,34’lük bir değer kaybı yaşadığını gördük. Dolardaki yükseliş de küresel düzeyde cereyan etti, fakat bizim bu noktada bir miktar negatif ayrıştığımızı söylemek mümkün.

Bu hafta en yüksek piyasa kaybı %8,41 ile Çin borsasında görüldü. Aynı şekilde Nasdaq’ta da %5,44’lük bir düzeltme oldu.

Düşüş Neden Oldu?

Öncelikle şahsen bir düzeltme olacağını bekliyordum. Nedeni ise çok basit: Hiçbir ağaç sonsuza kadar uzamaz. Ki geçtiğimiz yıldan bu yana düşünecek olursak buna benzer satışları, bizler Temmuz ve Ekim sonlarına doğru da görmüştük. Mart ayının ise istatistiki olarak düzeltmelerin yaşandığı bir ay olduğu malum. Evet bu sadece bir istatistik ama dikkate de değer.

Global tarafta düşüşün sebebi ABD borçlanma piyasasındaki faizlerdeki artış, yani satış baskısı kaynaklı olduğu görülüyor. Yani fitilin ateşlenmesi oradan başladı denilebilir.

Peki ABD tahvil faizlerinde bu yükselme neden olmuş olabilir?

Fikrimce yatırımcı bu bol likidite ortamının bir yerde enflasyon yaratacağını düşünmeye başladı ve bu beklentiyle birlikte tahvillerin bu denli düşük faizle (yüksek fiyatla) reel anlamda bir getiri sunmayacağını düşünerek satışa geçti. Yükselen faizler ve artan enflasyon beklentisi, haliyle pay piyasalarındaki değerlemeleri aşağı çekti. Çünkü büyük yatırımcılar değerleme modellerinde, ABD tahvil faizlerini risksiz getiri oranı olarak kullanılırlar ve iskonto oranını belirlerken bunu baz alırlar. İskonto oranı yükseldiğinde ise, değerlemeler düşer.

Daha basit yollu düşünürsek, risksiz getiri ne kadar düşükse, kişiler riskli varlıklara yönelmeye o kadar istekli ve iştahlı olurlar.

Bundan Sonra Ne Olabilir?

Yazının başında da söylediğim gibi, bu gibi düzeltmelerin bilinçli yatırımcılar için fırsat yaratacağı kanaatindeyim, çünkü madem yatırım yapmayı seviyoruz, öyleyse pahalıya almak değil ucuza almak hepimiz için daha cazip olmalıdır. Tıpkı sevdiğiniz bir gömleği indirimden almanın sizi daha fazla memnun etmesi gibi, iyi şirketleri de daha ucuz fiyatlardan alma fırsatının yatırımcılar için sevindirici olması gerekir. Diğer taraftan kalitesiz, giyilmeyecek bir gömleği, pahalıya da alsanız ucuza da, o kalitesiz bir alım olacağı gibi; finansal durumu, karlılığı iyi olmayan ve borçlarını çeviremeyen, gelişmek yerine gerileyen bir şirkete ortak olmak da her durumda risklidir.

Mevcut global satış dalgasının, pandemi tarafında çok olumsuz bir gelişme olmadıkça, geçen senenin Mart ayında olduğu gibi derinleşeceğini sanmıyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz durumun aynı konjonktürel şartları taşımadığı ortada… Her ne kadar mutasyon haberleri can sıksa da, geçen seneye göre salgınla mücadelede dünya başka bir aşamaya geçmiş durumda. Dahası başta Fed olmak üzere genişleyici para politikaları, yani güvercin tutumlar devam ediyor.

Öte yandan uzun zamandır gündem nedeniyle rafta bekletilen Başkan Joe Biden’ın koronavirüsle mücadele için istediği 1,9 trilyon dolarlık ekonomik teşvik paketi, dün akşam ABD’de Temsilciler Meclisi tarafından onaylandı ve şimdi senatonun onayına sunulacak.

Tüm bunlardan hareketle 2021 senesini ekonomilerde toparlanmanın süreceği bir yıl olacağını düşünüyorum. Ekonomik toparlanma da, haliyle şirketler tarafında işlerin iyi gitmesini sağlayacak ve bu da borsalardaki yükseliş trendini destekleyecektir. .

Son olarak Bist100 endeks geçen haftayı 1.471 seviyesinden tamamladı. Bu seviye Ocak ayında 1.430 bölgesinden destek bulduğumuz seviyenin şimdilik üzerinde fakat 50 günlük hareketli ortalamanın bulunduğu 1.509’un altında. Ki Ocak ayında dönülen 1.430 tam da 50 günlük hareketli ortalamanın bulunduğu yerdi. Şu an için RSI günlük periyotta 38 seviyesinde bulunurken aşırı satışa kadar hala bir alanı mevcut bulunuyor ve MACD de tetikleyicisinin altında seyretmeye devam ediyor. Bu açıdan şimdilik piyasanın döndüğünü ya da toparlanmaya başladığını söylemek için erken olduğu ve satışların bir müddet daha devam edebileceği kanaatindeyim. Bu açıdan aşağıda 110 günlük hareketli ortalamanın geçtiği 1.361 seviyenin ilk etapta önemli bir seviye olduğunu düşünüyorum; çünkü bu ortalamanın aşıldığı Haziran ayından beri endeks 110 günlük altında sadece 2 kere kapanış yaptı ve sonrasında her seferinde üzerinde tutunmayı başardı.

Eğer 110 günlük ortalamanın da altına sarkma olursa, geçen senenin Mart sonunda başlayan ve hâlâ geçerliliğini koruyan yükseliş trend desteğinin önemli bir giriş bölgesi konumunda olacağını düşünüyorum. Elbette desteğin altı stop bölgesi olarak takip edilmek şartıyla.

Duygularınızın değil, aklınızın yatırımlarınızı yönlendirdiği istikrarlı kazançlara ulaşmanız dileğiyle.

Sağlıcakla.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.