İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yatırımcılarının Mutlaka Bakması Gereken 5 Oran

Değer yatırımcıları, piyasada olması gereken değerinden daha düşük fiyatlanan, diğer bir ifadeyle iskontolu olan hisse senetlerine odaklanırlar. Peki değer yatırımcıları bir hisse senedinin piyasa fiyatının, makul değerinin üzerinde ya da altında olduğuna nasıl karar verirler? Elbette birtakım kriterleri kullanarak… İşte bu yazımızda değer yatırımcılarının, dolayısıyla değer yatırımcılığı ekolünden etkilenen yatırımcıların, yatırım kararı almadan önce mutlaka dikkate aldıkları veya almaları gereken oranları inceleyeceğiz.

Değer yatırımı stratejini kullanan yatırımcılar, piyasanın iyi ve kötü habere aşırı tepki verdiğine ve bunun bir şirketin uzun vadeli beklentilerine uymayan hisse senedi fiyat hareketlerine neden olduğuna ve bu sayede yatırımcılara fiyat düştüğünde kar etme fırsatı verdiğine inanırlar.

1. Fiyat-Kazanç (F/K) Oranı

Fiyat-kazanç oranı (F/K oranı), bir şirketin mevcut hisse fiyatını son bir yıllık hisse başına düşen net kârına bölerek bulduğumuz bir değerdir. Elbette aynı değere, şirketin an itibariyle toplam piyasa değerini son bir yıllık net kârına bölerek de ulaşabiliriz. Öyleye şöyle söyleyelim: Fiyat Kazanç oranı bir şirketin 1 liralık kârına, yatırımcıların mevcut durumda kaç lira ödediklerini gösterir. Şuraya da formülü yazalım:

  • F/K=Hisse fiyatı/1 yıllık hisse başına düşen net kâr ya da,
  • F/K=Hisse fiyatı*Toplam hisse adedi/1 yıllık net kâr

Analistler ve yatırımcılar bu oranı nerede kullanırlar? Piyasa çarpanlarına göre şirket değerlemesinde… Çünkü bu oran bize şirketin gerek piyasa ortalaması, gerek sektör ortalaması ile karşılaştırarak, an itibariyle görece pahalıya mı yoksa ucuza mı fiyatlandığına dair fikir edinmemizi sağlar.

Peki bu değerlemeyi başka türlü yapamaz mıyız? Evet, bu değerlemeyi yapabileceğimiz bir yöntem daha var: Şirketin kendi geçmiş F/K ortalamasını baz alarak değerleme yöntemi.

Öyleyse kısaca şöyle diyelim:

  • F/K oranı en başta, bir şirketin hisse fiyatını kazancıyla ilişkilendirmemizi sağlayan bir değerdir.
  • Buradaki kazançtan maksat, şirketin günümüzden 1 yıl öncesine kadar olan dönemde elde etmiş olduğu net kâr rakamıdır. (Dikkat: Temettü değil.)
  • Şirketler gün aşırı gelir tablosu açıklamazlar, dolayısıyla F/K’deki kazanç değeri en son açıklanan gelir tablosundan alınan geçmiş 1 yıllık net kârdır. Fakat hisse fiyatı spot fiyat, yani hissenin en son açıklanan fiyatıdır.
  • Yüksek bir F/K oranı, bir şirket hisselerinin aşırı değerli olduğunu veya yatırımcıların gelecekte yüksek büyüme oranları beklediğini gösterebilir.
  • Kazancı olmayan veya zarar eden şirketler için F/K hesaplayamayız, daha doğrusu böyle bir hesaplama anlamını kaybeder, çünkü paydaya koyacak hiçbir şey değer bulamayız.
  • Geçmiş 1 senelik net kârı veri alarak hesapladığımız bu F/K’ye, tarihsel F/K denir.
  • Eğer paydadaki geçmiş 1 senelik kâr değeri yerine, 1 sene sonra şirketin elde etmesi beklenen kâr değerini koyarsak bulduğumuz oran ileri F/K ya da prospektif F/K olarak adlandırılır.

2. PEG Oranı

Ne dedik? Fiyat/kazanç oranı şirketin kârı ile şirketin piyasa fiyatı arasındaki ilişkiyi görmemize yarar, fakat buna şunu da ilave ettik, şirket kazançlarındaki büyüme beklentisi ile de F/K oranı arasında bir ilişki vardır. Ya da bu cümleyi şöyle kuralım: Tarihi F/K oranı yüksek olduğu halde, prospektif F/K oranı düşük olabilir. Böyle bir durum olduğu takdirde de, tarihi F/K oranına göre pahalı olarak görünen bir şirket, prospektif F/K oranı açısından bakılırsa aslında ucuz olduğu anlaşılır. Prospektif F/K oranı özellikle, şirketin önümüzdeki dönem için öngörülen yüksek büyüme performansını gerçekleştirebilmesi halinde önem taşıyacaktır. Ya da bunu şöyle kuralım, öngörülebilirliği yüksek olan şirketler için tarihi F/K yerine prospektif F/K kullanılabilir.

PEG oranı dediğimiz metrik de, tıpkı prospektif F/K oranının yaptığı gibi bir görünüm bize sağlar. Fakat burada önemli bir farklılık vardır: Prospektif F/K oranında, kazanç yerine, doğrudan beklenen kazancı dikkate alırız. Oysa PEG oranında, tarihi F/K ile beklenen kazanç artışındaki ilişkiyi görürüz.

Aslında görece öngörülebilir bir gelecek sunabilen şirketler için PEG oranı, bir hissenin pahalı mı ucuz mu fiyatlandığına dair, F/K oranına göre bizim daha eksiksiz bir resmi görebilmemizi sağlar.

Tipik olarak PEG değeri 1’den az olan bir hisse senedin fiyatı, şirketin beklenen kazanç artışına kıyasla düşük olduğu için, değerinin de düşük olduğu fikrine bizi götürür. 1’den büyük bir PEG oranında ise, hisse senedi fiyatının şirketin beklenen kazanç büyümesine kıyasla çok yüksek olduğunu düşünülerek aşırı değerli olduğuna işaret ettiği kabul edilebilir. 

Tüm bu özellikleri sebebiyle, PEG oranı değeri yatırımcılar için önemli bir ölçüm aracıdır ve yatırımcıların ileriye dönük bir bakış açısı edinebilmelerini sağlar.

3. Piyasa-Defter Değeri Oranı

F/K oranında, hisse fiyatını, nasıl ki kazanç rakamıyla ilişkilendiriyorsak, Piyasa-defter değeri oranın da şirketin net değeriyle karşılaştırırız. Bunu nasıl yapıyoruz? Yine cari hisse fiyatını, bu defa hisse başına öz sermaye değerine bölerek. Bu arada öz sermaye değerini de, şirketin varlıklarından borçlarını çıkararak buluyoruz, yine bulduğumuz değeri hisse adedine böldüğümüzde de, hisse başına öz sermayeye ulaşmış oluyoruz.

bilineceği üzere, bir şirket satın alındığında, o şirket maddi ve maddi olmayan her şeyiyle birlikte satın alınır. Elbette buna borçlar da dahildir. Yine bir şirketin hissesi satın alındığında ise, payınız oranında, o şirketin her şeyine ortak olmuş olursunuz. Piyasa defter değeri dediğimiz oran da, ödediniz her 1 lira karşılında, ne kadarlık bir aktif değer satın aldığınızı size gösterir. Elbette burada, şirketin varlık ve borçlarının, gerçekçi değerlerden muhasebeleştirilmiş olması da fazlasıyla önemlidir.

0,95, 1 veya 1,1’lik P/D oranı, hisse senedinin neredeyse defter değerinden işlem gördüğü anlamına gelir. Diğer bir deyişle, P/D oranı, sayı 1’den ne kadar farklı ise, o kadar kullanışlıdır. Bir değer yatırımcısı için, 0,5’lik bir P/D oranı cazip bir değerdir, çünkü bu şirketin piyasa değerinin bir defter değerinin yarısı kadar olduğunu gösterir. Diğer bir ifadeyle, 0,5’lik bir P/D oranından alınan bir hissede yatırımcı, 1 lira ödeyerek 2 liralık bir net değer satın almış demektir. Değer yatırımcıları, piyasa algısının yanlış çıkması umuduyla, genellikle defter değerinden daha düşük piyasa değerine sahip şirketleri aramayı severler.

Ama gerçek hayatta, yukarıdaki gibi 1’den yüksek ve düşük diyerek bir şirketi değerlemek, sağlıklı ve kullanışlı sonuçlar doğurmayabilir. Zira bu oran da, diğer oranlar gibi tek başına kullanılmaktan çok, bütünsel bir bakış açısı oluşturmada kullanılan bir parça olduğunda daha tutarlı sonuçlar üretecektir. Söz gelimi değer yatırımcılığının öncüsü, Benjamin Graham; F/K ile P/D çarpımının 22,5’i geçmemesini isterdi ve ünlü Akıllı Yatırımcı kitabında da, bu kriterin yararlı olacağını ortaya sürmüştü.

4. Borç-Öz Sermaye Oranı

Biliyorsunuz, borç yiğidin kamçısıdır denir, fakat bazen batırıcısı da olabilir. İster yağız bir delikanlı olun, ister dünyaca ünlü bir şirket; borçlarınızı döndürmeyi başaramadığınız yerde, iflasa sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

Borç öz sermaye oranı yatırımcılara, bir şirketin varlıklarının nasıl finanse ettiğini kabaca gösterir. Örneğin bu oran 1 ise, şirket varlıklarının yarısı borçla yarısı öz kaynaklarla finansa ediliyor demektir. 1’in üzerinde bir değer ise, varlıkların finansmanında borçların öz kaynağa göre oransal olarak daha baskın olduğunu gösterir.

Çok fazla borç, bu borçların oluşturduğu yükümlülükleri karşılayacak kazanç veya nakit akışına sahip olmayan şirketler için bir risk unsuru teşkil eder.

Önceki oranlarda olduğu gibi, borç/öz sermaye oranı da sektörden sektöre değişebilir. Çünkü her sektörün işleyiş yapısı aynı değildir ve esasında bu oranda optimum seviyenin ne olacağı çokça su götürür bir tartışma konusudur. Fakat muhafazakar bir yatırımcı açısından, oranın çok yüksek olması hoş karşılanmayacaktır. Yine de borç-öz sermaye oranının yüksek olması, doğrudan şirketin kötü yönetildiği anlamına geldiği şeklinde yorumlanmamalıdır. 

Borç, iş hacmini genişletmek ve ek gelir akışları yaratmak için kullanılıyor ve son derece de iyi yönetiliyor olabilir. Diğer taraftan bazı sektörlerde borç kullanmak, sektör yapısı ve koşulları itibariyle avantajlı da olabilir. Dolayısıyla bu oran yorumlanırken, sektör yapısı, borcun türü ve şirketin kredi olanakları dikkate alınmalıdır.

5. Öz Sermaye Kârlılığı

Hisse başına kârdan daha anlamlı bir gösterge olduğu ileri sürülebilir; çünkü bir yatırımcı şirkete ortak olurken, esasında öz sermayeden pay almış olur. Hisse başına kârdaki artış, şirketin geçmişte dağıtmayıp şirket bünyesinde tuttuğu kârları nasıl kullandığını net olarak göstermez. Oysa yüksek ve istikrarlı bir öz sermaye kârlılığı otofinansman dahil öz kaynakların nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından bir değer yatırımcısı için dikkate değer bir rasyodur.

BONUS: Serbest nakit akışı

Serbest nakit akışı, bir şirketin operasyonel nakit akışından sermaye harcamaları düşülerek hesaplanır. Dikkat edilecek olursa, bu açıdan net nakit akışından farklıdır, çünkü burada finansman faaliyetlerinden nakit akışı yer almıyor.

Bir şirketin serbest nakit akışındaki istikrarlı artış, nakit yaratmadaki başarısını ve yönetimin etkinliğini ortaya koymakta önemli bir göstergedir. Çünkü operasyonel nakit akışından sermaye harcamaları düşüldükten sonra kalan nakit ile şirket hissedarlara temettü ödemesi yapabileceği gibi, hisse geri alım yapmak suretiyle de yatırımcılarını ödüllendirebilme imkanına sahip olur. Aynı zamanda borçlarını azaltma ya da faiz ödemelerini gerçekleştirme noktasında da şirketin yeterli nakde sahip olup olmadığını belirlemede de önemli bir ölçüdür.

Serbest nakit akışı artışı, tipik olarak gelecekteki olası kazanç artışı açısından beklenti yaratır, dolayısıyla bir öncü gösterge niteliği taşıdığı düşünülebilir.

Yorumlar kapatıldı.

Yatırımcılarının Mutlaka Bakması Gereken 5 Oran

Değer yatırımcıları, piyasada olması gereken değerinden daha düşük fiyatlanan, diğer bir ifadeyle iskontolu olan hisse senetlerine odaklanırlar. Peki değer yatırımcıları bir hisse senedinin piyasa fiyatının, makul değerinin üzerinde ya da altında olduğuna nasıl karar verirler? Elbette birtakım kriterleri kullanarak… İşte bu yazımızda değer yatırımcılarının, dolayısıyla değer yatırımcılığı ekolünden etkilenen yatırımcıların, yatırım kararı almadan önce mutlaka dikkate aldıkları veya almaları gereken oranları inceleyeceğiz.

Değer yatırımı stratejini kullanan yatırımcılar, piyasanın iyi ve kötü habere aşırı tepki verdiğine ve bunun bir şirketin uzun vadeli beklentilerine uymayan hisse senedi fiyat hareketlerine neden olduğuna ve bu sayede yatırımcılara fiyat düştüğünde kar etme fırsatı verdiğine inanırlar.

1. Fiyat-Kazanç (F/K) Oranı

Fiyat-kazanç oranı (F/K oranı), bir şirketin mevcut hisse fiyatını son bir yıllık hisse başına düşen net kârına bölerek bulduğumuz bir değerdir. Elbette aynı değere, şirketin an itibariyle toplam piyasa değerini son bir yıllık net kârına bölerek de ulaşabiliriz. Öyleye şöyle söyleyelim: Fiyat Kazanç oranı bir şirketin 1 liralık kârına, yatırımcıların mevcut durumda kaç lira ödediklerini gösterir. Şuraya da formülü yazalım:

  • F/K=Hisse fiyatı/1 yıllık hisse başına düşen net kâr ya da,
  • F/K=Hisse fiyatı*Toplam hisse adedi/1 yıllık net kâr

Analistler ve yatırımcılar bu oranı nerede kullanırlar? Piyasa çarpanlarına göre şirket değerlemesinde… Çünkü bu oran bize şirketin gerek piyasa ortalaması, gerek sektör ortalaması ile karşılaştırarak, an itibariyle görece pahalıya mı yoksa ucuza mı fiyatlandığına dair fikir edinmemizi sağlar.

Peki bu değerlemeyi başka türlü yapamaz mıyız? Evet, bu değerlemeyi yapabileceğimiz bir yöntem daha var: Şirketin kendi geçmiş F/K ortalamasını baz alarak değerleme yöntemi.

Öyleyse kısaca şöyle diyelim:

  • F/K oranı en başta, bir şirketin hisse fiyatını kazancıyla ilişkilendirmemizi sağlayan bir değerdir.
  • Buradaki kazançtan maksat, şirketin günümüzden 1 yıl öncesine kadar olan dönemde elde etmiş olduğu net kâr rakamıdır. (Dikkat: Temettü değil.)
  • Şirketler gün aşırı gelir tablosu açıklamazlar, dolayısıyla F/K’deki kazanç değeri en son açıklanan gelir tablosundan alınan geçmiş 1 yıllık net kârdır. Fakat hisse fiyatı spot fiyat, yani hissenin en son açıklanan fiyatıdır.
  • Yüksek bir F/K oranı, bir şirket hisselerinin aşırı değerli olduğunu veya yatırımcıların gelecekte yüksek büyüme oranları beklediğini gösterebilir.
  • Kazancı olmayan veya zarar eden şirketler için F/K hesaplayamayız, daha doğrusu böyle bir hesaplama anlamını kaybeder, çünkü paydaya koyacak hiçbir şey değer bulamayız.
  • Geçmiş 1 senelik net kârı veri alarak hesapladığımız bu F/K’ye, tarihsel F/K denir.
  • Eğer paydadaki geçmiş 1 senelik kâr değeri yerine, 1 sene sonra şirketin elde etmesi beklenen kâr değerini koyarsak bulduğumuz oran ileri F/K ya da prospektif F/K olarak adlandırılır.

2. PEG Oranı

Ne dedik? Fiyat/kazanç oranı şirketin kârı ile şirketin piyasa fiyatı arasındaki ilişkiyi görmemize yarar, fakat buna şunu da ilave ettik, şirket kazançlarındaki büyüme beklentisi ile de F/K oranı arasında bir ilişki vardır. Ya da bu cümleyi şöyle kuralım: Tarihi F/K oranı yüksek olduğu halde, prospektif F/K oranı düşük olabilir. Böyle bir durum olduğu takdirde de, tarihi F/K oranına göre pahalı olarak görünen bir şirket, prospektif F/K oranı açısından bakılırsa aslında ucuz olduğu anlaşılır. Prospektif F/K oranı özellikle, şirketin önümüzdeki dönem için öngörülen yüksek büyüme performansını gerçekleştirebilmesi halinde önem taşıyacaktır. Ya da bunu şöyle kuralım, öngörülebilirliği yüksek olan şirketler için tarihi F/K yerine prospektif F/K kullanılabilir.

PEG oranı dediğimiz metrik de, tıpkı prospektif F/K oranının yaptığı gibi bir görünüm bize sağlar. Fakat burada önemli bir farklılık vardır: Prospektif F/K oranında, kazanç yerine, doğrudan beklenen kazancı dikkate alırız. Oysa PEG oranında, tarihi F/K ile beklenen kazanç artışındaki ilişkiyi görürüz.

Aslında görece öngörülebilir bir gelecek sunabilen şirketler için PEG oranı, bir hissenin pahalı mı ucuz mu fiyatlandığına dair, F/K oranına göre bizim daha eksiksiz bir resmi görebilmemizi sağlar.

Tipik olarak PEG değeri 1’den az olan bir hisse senedin fiyatı, şirketin beklenen kazanç artışına kıyasla düşük olduğu için, değerinin de düşük olduğu fikrine bizi götürür. 1’den büyük bir PEG oranında ise, hisse senedi fiyatının şirketin beklenen kazanç büyümesine kıyasla çok yüksek olduğunu düşünülerek aşırı değerli olduğuna işaret ettiği kabul edilebilir. 

Tüm bu özellikleri sebebiyle, PEG oranı değeri yatırımcılar için önemli bir ölçüm aracıdır ve yatırımcıların ileriye dönük bir bakış açısı edinebilmelerini sağlar.

3. Piyasa-Defter Değeri Oranı

F/K oranında, hisse fiyatını, nasıl ki kazanç rakamıyla ilişkilendiriyorsak, Piyasa-defter değeri oranın da şirketin net değeriyle karşılaştırırız. Bunu nasıl yapıyoruz? Yine cari hisse fiyatını, bu defa hisse başına öz sermaye değerine bölerek. Bu arada öz sermaye değerini de, şirketin varlıklarından borçlarını çıkararak buluyoruz, yine bulduğumuz değeri hisse adedine böldüğümüzde de, hisse başına öz sermayeye ulaşmış oluyoruz.

bilineceği üzere, bir şirket satın alındığında, o şirket maddi ve maddi olmayan her şeyiyle birlikte satın alınır. Elbette buna borçlar da dahildir. Yine bir şirketin hissesi satın alındığında ise, payınız oranında, o şirketin her şeyine ortak olmuş olursunuz. Piyasa defter değeri dediğimiz oran da, ödediniz her 1 lira karşılında, ne kadarlık bir aktif değer satın aldığınızı size gösterir. Elbette burada, şirketin varlık ve borçlarının, gerçekçi değerlerden muhasebeleştirilmiş olması da fazlasıyla önemlidir.

0,95, 1 veya 1,1’lik P/D oranı, hisse senedinin neredeyse defter değerinden işlem gördüğü anlamına gelir. Diğer bir deyişle, P/D oranı, sayı 1’den ne kadar farklı ise, o kadar kullanışlıdır. Bir değer yatırımcısı için, 0,5’lik bir P/D oranı cazip bir değerdir, çünkü bu şirketin piyasa değerinin bir defter değerinin yarısı kadar olduğunu gösterir. Diğer bir ifadeyle, 0,5’lik bir P/D oranından alınan bir hissede yatırımcı, 1 lira ödeyerek 2 liralık bir net değer satın almış demektir. Değer yatırımcıları, piyasa algısının yanlış çıkması umuduyla, genellikle defter değerinden daha düşük piyasa değerine sahip şirketleri aramayı severler.

Ama gerçek hayatta, yukarıdaki gibi 1’den yüksek ve düşük diyerek bir şirketi değerlemek, sağlıklı ve kullanışlı sonuçlar doğurmayabilir. Zira bu oran da, diğer oranlar gibi tek başına kullanılmaktan çok, bütünsel bir bakış açısı oluşturmada kullanılan bir parça olduğunda daha tutarlı sonuçlar üretecektir. Söz gelimi değer yatırımcılığının öncüsü, Benjamin Graham; F/K ile P/D çarpımının 22,5’i geçmemesini isterdi ve ünlü Akıllı Yatırımcı kitabında da, bu kriterin yararlı olacağını ortaya sürmüştü.

4. Borç-Öz Sermaye Oranı

Biliyorsunuz, borç yiğidin kamçısıdır denir, fakat bazen batırıcısı da olabilir. İster yağız bir delikanlı olun, ister dünyaca ünlü bir şirket; borçlarınızı döndürmeyi başaramadığınız yerde, iflasa sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

Borç öz sermaye oranı yatırımcılara, bir şirketin varlıklarının nasıl finanse ettiğini kabaca gösterir. Örneğin bu oran 1 ise, şirket varlıklarının yarısı borçla yarısı öz kaynaklarla finansa ediliyor demektir. 1’in üzerinde bir değer ise, varlıkların finansmanında borçların öz kaynağa göre oransal olarak daha baskın olduğunu gösterir.

Çok fazla borç, bu borçların oluşturduğu yükümlülükleri karşılayacak kazanç veya nakit akışına sahip olmayan şirketler için bir risk unsuru teşkil eder.

Önceki oranlarda olduğu gibi, borç/öz sermaye oranı da sektörden sektöre değişebilir. Çünkü her sektörün işleyiş yapısı aynı değildir ve esasında bu oranda optimum seviyenin ne olacağı çokça su götürür bir tartışma konusudur. Fakat muhafazakar bir yatırımcı açısından, oranın çok yüksek olması hoş karşılanmayacaktır. Yine de borç-öz sermaye oranının yüksek olması, doğrudan şirketin kötü yönetildiği anlamına geldiği şeklinde yorumlanmamalıdır. 

Borç, iş hacmini genişletmek ve ek gelir akışları yaratmak için kullanılıyor ve son derece de iyi yönetiliyor olabilir. Diğer taraftan bazı sektörlerde borç kullanmak, sektör yapısı ve koşulları itibariyle avantajlı da olabilir. Dolayısıyla bu oran yorumlanırken, sektör yapısı, borcun türü ve şirketin kredi olanakları dikkate alınmalıdır.

5. Öz Sermaye Kârlılığı

Hisse başına kârdan daha anlamlı bir gösterge olduğu ileri sürülebilir; çünkü bir yatırımcı şirkete ortak olurken, esasında öz sermayeden pay almış olur. Hisse başına kârdaki artış, şirketin geçmişte dağıtmayıp şirket bünyesinde tuttuğu kârları nasıl kullandığını net olarak göstermez. Oysa yüksek ve istikrarlı bir öz sermaye kârlılığı otofinansman dahil öz kaynakların nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından bir değer yatırımcısı için dikkate değer bir rasyodur.

BONUS: Serbest nakit akışı

Serbest nakit akışı, bir şirketin operasyonel nakit akışından sermaye harcamaları düşülerek hesaplanır. Dikkat edilecek olursa, bu açıdan net nakit akışından farklıdır, çünkü burada finansman faaliyetlerinden nakit akışı yer almıyor.

Bir şirketin serbest nakit akışındaki istikrarlı artış, nakit yaratmadaki başarısını ve yönetimin etkinliğini ortaya koymakta önemli bir göstergedir. Çünkü operasyonel nakit akışından sermaye harcamaları düşüldükten sonra kalan nakit ile şirket hissedarlara temettü ödemesi yapabileceği gibi, hisse geri alım yapmak suretiyle de yatırımcılarını ödüllendirebilme imkanına sahip olur. Aynı zamanda borçlarını azaltma ya da faiz ödemelerini gerçekleştirme noktasında da şirketin yeterli nakde sahip olup olmadığını belirlemede de önemli bir ölçüdür.

Serbest nakit akışı artışı, tipik olarak gelecekteki olası kazanç artışı açısından beklenti yaratır, dolayısıyla bir öncü gösterge niteliği taşıdığı düşünülebilir.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.