İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünyadaki En Ünlü Yatırımcıların Doğru Hisseyi Seçerken Uyguladıkları 4 Kural

“Ucuz etin yahnisi yavan olur.” tespitini atalarımız bizlerden çok daha öncelerde yapmıştır. Demek ki bir etin ucuz olması, onu satın almanın mantıklı olacağını tek başına bize göstermeye yetmiyor. Ama biz yine de, bir hisse senedi satın alırken ucuz olmasını istiyoruz, ki bunu isterken de bir yatırımcı olarak son derece haklı bir gerekçemiz var: Ucuz olmalı ki, sonradan daha pahalıya satarak kazanç elde edebilelim.

Öyleyse doğru hisse senedi seçimini şu şekilde formüle etmemiz yerinde olacaktır: Yahnisi yavan olmayan ucuz eti bulabilmek. Yani hem tatlı hem ucuz…

Peki bu mümkün müdür? Elbette mümkündür, hem mümkün olmasaydı, hiç kimse bir şirket satın alarak ya da ona ortak olarak kazanç sağlayamazdı.

Kârlı Hissenin İzini Sürmek

Borsanın hem büyüleyici hem de ürkütücü bir tarafı vardır. Bir hisseyi her zaman bir başkasından (ikincil piyasadan söz ediyorum) satın alırız. Bu da demektir ki, bizim ucuz olduğunu düşündüğümüz fiyatı, karşımızdaki muhtemelen pahalı olarak değerlendiriyor. Fakat işin sonunda yalnızca birimiz haklı çıkacak.

Esasında bir şeyin ucuz ya da pahalı oluşu göreceli bir konudur. Bir akıllı telefon için 1000 TL ucuz olabilir, fakat bir kot pantolonu için 1000 TL hiç de ucuz sayılmaz. Diğer taraftan bir kot pantolonuna 1000 TL ödemek bir milyarder için çok da garipsenecek bir davranış değildir. Sebebi ise basittir: Bir milyarder için para, kendisinden daha az varlıklı birine göre bolluğundan ötürü görece olarak daha az değerlidir.

Diğer taraftan, bir milyarder için parasıyla eve bir kilo daha fazla et alması, evinde zaten yeterince et olduğundan dolayı, toplam faydasına fazla bir katkı yapmaz. Çünkü azalan marjinal fayda yasası, bir şeyden tükettikçe, o şeyden son tükettiğimiz parçanın bize sağladığı faydanın, bir öncekine göre daima daha az olduğunu söyler. Hatta bir nokta gelir ki, tükettiğimiz şey artık bize fayda değil, zarar vermeye başlar. Bu da, o tadına bayıldığımız kurabiyelere niçin paramızın tamamını yatırmadığımızı bize açıklar.

Bir insan için faydası en çok diye düşünebileceğimiz şeylere doyumunuz tamam seviyeye ulaştığında, ona göre faydası daha düşük olan şeylere daha çok para harcamayı normal görmeye başlarız. Üstelik bu son derece anlaşılır bir durumdur. Evde yeterince ekmek ya da et varken, cebinizdeki fazladan 1000 TL ile, biraz daha ekmek ve et almak yerine aynı parayla 1 adet kot pantolon alıp, daha gösterişli olmaya para harcamak makul hale gelebilir.

Gelecekteki Nakit Akışlarını Tahmin Etmek

Herhangi bir üründen elde edilen fayda ölçülebilir mi ölçülemez mi?.. Bu iktisat bilimi için önemli bir sorudur. Ordinal’cilere göre ölçülemez fakat kardinal’cilere göre ölçülebilir. Ama şimdi bu bizim konumuz değil.

Fakat hisse senetleri için durum bence biraz farklıdır. Hisse senetleri bizim doğrudan tükettiğimiz bir şey değildir. Ondan beklediğimiz fayda, doğrudan getiridir ve bu da hisse senetlerinden beklediğimiz faydayı, bir hamburgerden beklediğimiz faydadan biraz farklı kılar. Getirinin ölçümü, hamburger yemenin faydasının ölçümünden (daha doğrusu insanda oluşturduğu zevk hissinden) son derece daha kolaydır.

Hisse senedinin bize sağlaması beklenen fayda, hissenin ortaklığını temsil ettiği şirketin, ömrü boyunca elde etmesi beklenen nakit akışlarıdır. Öyleyse hissenin değeri de, bu nakit akışlarının toplam değerinin bugüne indirgemiş hali olmalıdır. Bahsettiğim bu tanım, esasında indirgenmiş nakit akımı denilen yöntemin tarifidir. Değer belirlemede bu tek yöntem midir? Esasında hayır, fakat uluslararası çapta en çok kabul göreni budur ve bana göre de fazlasıyla akla yatkın bir usulü içerir.

İnceleceğimiz hisse, ister bir bakkalın hissesi olsun ister bir holdingin, onun değerini takdir için bizi ilgilendiren en önemli şey, o şirketin gelecekte sağlaması umulan nakit akışıdır. Bakınız, şu anda çok kilit bir noktaya geldik: Gelecekteki nakit akışları biliniyorsa ya da tahmin ediliyorsa, belirli bir indirgeme oranı ile bir hisseye, yani bir şirkete değer biçmek artık yalnızca bir hesap kitap işidir. Ki bunu günümüzde hiçbir analist kağıt kalem kullanarak yapmaz, bilgisayara değerler girilir ve bilgisayar gerçek değeri hızlıca hesaplar. Öyleyse meselenin, varsayımları gerçekçi belirleyip doğru tahmin yapabilmekte düğümlendiğini söyleyebiliriz ve sorumuz şudur: Bir şirketin gelecekteki nakit akışları nasıl tahmin edilir?

Devlet Memuru mu? Yoksa Bir Pop Star mı?

Hiçbir analist bir şirketin sonsuza kadar sağlayacağı nakit akışlarını kuruşu kuruşuna doğru tahmin edemez. Zaten böyle bir beklentimiz de olmamalı. Mevzubahis gelecekse aradığımız kesinlikten çok, öngörülebilirliktir.

Emekliliğine 10 sene kalmış bir devlet memurunun gelecekteki nakit akışlarını tahmin etmek kolaydır. Devlet memuru maaşlarının önümüzdeki 10 sene boyunca ne kadar artacağını, yani büyüyeceğini yaklaşık olarak tahmin edebilirsiniz. Sonrasında da ortalama yaşam beklentisi içerisinde emekli olacağı zamandan emr-i hak vaki oluncaya kadar geçecek süre içerisinde alacağı emekli maaşlarını üç aşağı beş yukarı kestirirsiniz ve olur biter. Bu kuruşu kuruşuna bir hesap değildir, fakat son derece gerçekçi ve makul bir tahmindir.

Bir pop starın gelecekteki nakit akışlarını tahmin etmeye kalktığınızda ise, işinizin daha zor olacağı muhakkaktır. Çünkü bir pop starın geliri, bir devlet memuruna göre çok daha fazla büyüme potansiyeli taşımakla birlikte, aynı zamanda diğerine göre çok daha belirsizdir ve dalgalanma ihtimali içerir. Bugünün yıldızı gelecekte daha fazla parlayabilir ama tümden sönüp bir karadeliğe de dönüşebilir.

Şirketler de yapı itibariyle bazen bir devlet memuruna, bazen ise bir pop stara benzer. Devlet memuru benzeri şirketlere yatırım, daha az gelecek belirsizliği içerir ve aynı zamanda daha güvenilir bir yatırım tercihidir. Ancak yeteneğine güvendiğiniz ve önümüzdeki sene piyasaya süreceği albümün çok yankı uyandıracağına inandığınız bir pop starın geleceğine yatırım yapmak da, bir devlet memuruna göre size çok getiriler vadeder ve bu da iyi bir büyüme yatırımı yapmak demektir.

Hangisine yatırım yapmayı seçmek elbette size kalmıştır ama hangisine yarım yaparsanız yapın, yatırımızın başarısı geleceği doğru öngörebilmenize; diğer bir ifadeyle beklentilerinizin gerçekçi olmasına bağlıdır.

Doğrusu geleceği öngörmek hiç de kolay iş değil, fakat bu husustaki tahminlerimizin isabet oranını artırıp; nihayetinde kârlı çıkmak mümkün. İsabet oranını nasıl artırırsınız? Dünyanın en başarılı hisse yatırımcılarının uyguladığı 4 kuralın rotasını takip etmek başarı şansınızı büyük ölçüde artıracaktır. Gelin şimdi bu 4 kuralın içeriğini birlikte inceleyelim.

1. Şirketin Yaptığı İşten Anlayın

Acun Ilıcalı’nın gelecekteki yarışma formatının izleyenler tarafından ne kadar reyting alacağıyla ilgili gerçeğe yakın bir yargıda bulunmam zor. Aynı şekilde pop star Tarkan’ın ilerideki şarkılarının tutup tutmayacağına dair yapacağım tahminde de yanılma payım çok fazla. Dahası, önüme yeni piyasa sürülecek olan bir rimel koysanız, bunun kadınlar arasındaki akıbetine yönelik en ufak bir fikir bile yürütemem. Bunlar benim hiç ama hiç anlamadığım işler.

Ama daha çok anladığım ya da en azından daha fazla ilgili olduğum alanlar da yok değil. Örneğin eski bir aracı kurum çalışanı ve halihazırda bir yatırımcı olarak, bir aracı kurumun hizmetinin kalitesi hakkında sağlıklı bir değerlendirmede bulunabilirim. Şüphesiz Playstation tutkunu bir genç de Fifa’nın son sürümünü gördüğünde, serinin bu parçasının oyunseverler nezdinde ne denli talep görüp görmeyeceğini, bu işlere hiç girmemiş birinden daha iyi takdir edecektir.

Sahiden de, örneğin Buffett gibi dünyaca ünlü başarılı yatırımcıların tarzlarını incelediğimizde, bu kişilerin içeriğini ve işleyişini daha çok bildikleri sektörlere ağırlık verdiklerini görürüz.

Söz konusu bir devlet memuru ya da bir pop star şirket de olsa onu tanımak, onun neler yapabileceğini tutarlı bir şekilde öngörebilmek için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Elbette her şirketin yaptığı işe vakıf olmanız gerekmez. Bu yüzden yatırım yaparken bildiğiniz şirketlere yönelmek ya da yatırım yaptığınız şirketlere ait bilginizi derinleştirmek akıllıca bir yoldur. Ve unutmayın ki, bir şirketin ne yaptığını anlamak, güvenli yatırım ile kumar oynamak arasındaki farkı yaratan esas faktörlerden bir tanesidir.

2. Şirketin Aşılması Zor Bir Hendeği Var Mı?

Kahraman bakkal süpermarkete karşı savaşırken, süpermarketin bakkala karşı güçlü bir rekabet avantajı olduğunu fark edebilmek için, sanırım ekonomist olmaya gerek yoktur.

Gerçek şu ki, ticaretin acımasız bir yüzü vardır. Büyükler küçüklere karşı, aynı işi yapsalar da çoğunlukla aşılması güç avantajlara sahiptirler. Bu bazen müthiş bir tüketici bağımlılığı yaratmış bir markadır, bazen ölçek ekonomisinin sağladığı düşük maliyet avantajıdır, kimi zamanda her yeri bir örümcek ağı gibi kaplamış şube ağlarıdır.

Bir şirket için sadece iyi olmak, her zaman için yeterli olmaz. Eğer mevcut yerinizi korumak ve büyümenizi istikrarlı kılmak istiyorsanız, aynı zamanda rakiplerinizden de iyi olmalısınız. Siz uyusanız da, rakipleriniz uyumaz ve sizin elinizdeki pazar payını kapmak için daimi bir mesai harcarlar.

Düşman ordularını savuşturmak için yapılmış etrafı büyük hendeklerle çevrili kalelerin yer aldığı Orta Çağ hikayelerini bilirsiniz. Bu hendekler, davetsiz misafirleri bertaraf etmek için yapılmıştır ve hendek ne kadar uzun ve derin olursa, kalenin savunması da o kadar iyi demektir. Peki şirketlerin de ekonomik anlamda hendekleri olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bu hendekleri bilirseniz; bu, bir yatırımcı olarak size çok fayda sağlayacaktır.

Elbette, şirketlerin hendekleri, kalelerinki gibi fiziksel değildir ve biz burada bu hendek tabirini mecaz yollu bir analoji olarak kullanıyoruz. Yatırım açısından “hendek” genellikle bir rekabet avantajını ifade eder. Eğer bir şirketin “geniş bir hendeği” olduğunu düşünüyorsanız, o şirketin, sektöründeki diğer şirketlere göre benzersiz bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyorsunuz demektir. 

Geniş Hendekli Şirket Örnekleri

Ortalama bir yatırımcı için zaman içinde istikrarlı bir büyüme sunan ve piyasadaki zorlu zamanlara dayanma yeteneği olan bir şirket yatırım için ideal sayılabilir. Eğer uzun vadeli bir yatırımcıysanız, değişen koşullar ve rekabet karşısında dirençli şirketleri seçmeniz gerekir.

İktisat teorisi, tamamen serbest rekabet koşullarının hüküm sürdüğü bir piyasada rakiplerin, başarılı bir iş tarafından elde edilen fazladan kârı er ya da geç tüketeceğini söyler.

Bunu trafik sıkışıklığı içinde akmaya başlayan bir şeridin diğer şerittekiler tarafından hemen doldurulması gibi düşünebilirsiniz. Fakat bazı şirketler bir yolu adeta Metrobüs gibi kendine görünür görünmez engellerle kapatır ve diğer arabaların orada yol almasına bariyer oluşturur. Rekabet avantajı olan şirketler de Metrobüs yolunda seyahat eden arabalara benzer; onlar gidecekleri yere daima diğerlerinden daha erken ulaşır. Bu bariyeri kimileri ölçek ekonomisinin yarattığı maliyet avantajıyla, kimileri ağ etkisiyle, kimileri markalarıyla, kimileri de patentleriyle sağlar. Herhangi bir şirketin böyle bir avantaja sahip olması, onun uzun vadedeki başarısını da teminat altına alır.

Öncelikle en az çağrışım uyandırdığını düşündüğüm ağ etkisinden söz etmek istiyorum. Facebook, WhatsApp ve Instagram gibi uygulamalar (ki her biri de Facebook, Inc. çatısı altındadır) ağ etkisi için oldukça uygun örneklerdir. Bunu daha iyi anlamak için WhatsApp benzeri diğer mesajlaşma uygulamalarını düşününüz. Niçin hiçbiri WhatsApp kadar popüler değildir? Sebebi basit: Herhangi bir uygulamayla mesajlaşmak istediğinizde, aynı uygulamanın karşınızdakinde de olması gerekir. Eğer rehberinizde 1000 tane arkadaşınız kayıtlıysa, telefonunuza indireceğiniz ilk uygulamalardan biri WhatsApp olur, çünkü bu uygulamanın diğer arkadaşlarınızın çoğunda da olduğunu bilirsiniz. WhatsApp’tan daha çok hoşunuza giden bir mesajlaşma uygulamasını ne siz ne de arkadaşınız, birbirinizi orada bulamayacağınızı düşündüğünüz için kullanmazsınız. Her biriniz arkadaşlarını bir diğerine davet etme zahmetine girmekten kaçınacağınız için WhatsApp kullanmayı tercih edersiniz. İşte bu ağ etkisine muhteşem bir örnektir, ki aynı etki Facebook ve Instagram’da da vardır. Ayrıca Facebook’un WhatsApp ve Instagram’ı satın alışı da, kendisiyle rekabet etmenin ne kadar zor olduğunu bir başka açıdan bizlere gösterir.

Peki, ölçek ekonomisi kaynaklı geniş bir hendeği olduğu bilinen yüksek profilli şirket örnekleri nelerdir? Amazon kesinlikle bu kategoriye girebilir. Bazı tahminlere göre, 2017 yılında şirket ABD’deki çevrimiçi satışların yüzde 40’ından fazlasına hakimdi. Dahası Amazon hem çevrimiçi hem de geleneksel perakendeciler için, onu çok zorlu bir rakip haline getiren farklı bölgelere yayılmış devasa depolara ve tedarik zinciri sistemlerine sahip.

Walmart da ölçek ekonomisinden faydalanarak geniş bir hendeği olduğu için sıklıkla övülen başka bir şirket. En büyük tuğla ve harç perakendecisi olarak (aynı zamanda büyük bir e-ticaret operasyonu da vardır) müşterilere daha düşük fiyatlardan çok geniş bir ürün yelpazesi sunarak rakiplerini sahasından uzak tutmayı başarıyor. Yani ölçek ekonomisi avantajından sonuna kadar faydalanıyor.

Ve elbette Google geniş bir hendeğe sahip şirketler içinde, birçok yönden belki en vurucu örneklerden biridir. Google arama motoru segmentinde kimseyi yanına yaklaştırmamayı uzun süredir başarıyor. Pazar payı bu sahada %90’ın üzerinde ve en yakın rakibi Yahoo pazarın yaklaşık %3’üne bile sahip değil. Yahoo ile Bing gibi şirketlerin belki kendi aralarında yarıştıklarını söyleyebiliriz ama Google’ın yanına yöresine bile yaklaşamıyorlar. Yine Google mobil işletim sistemi tarafında da Android ile yaklaşık %75’lik bir pazar payına sahip ve o piyasaya da hükmeder konumda. Bu alanda ikincilik ise %25’lik pay ile Apple’ın İOS’inde. Diğer işletim sistemlerinin payı ise %1 dahi etmiyor. Düşününüz ki, koskoca Microsoft geliştirdiği mobil işletim sistemi ile bu pazardan zırnık koparamadı. Diğer taraftan Microsoft da masaüstü işletim sistemi tarafında lider ve onun da o tarafta geniş bir şirket hendeği var.

Geniş Hendekli Şirketleri Belirleme

Walmart ve Amazon gibi, geniş hendeklere sahip olarak tanımlanması kolay bazı şirketler var. Ancak hendekler her zaman bu kadar açık değildir, özellikle aşina olmayabileceğiniz firmalar için.

Geniş hendeğe sahip hisse senetleri bulmak istiyorsanız, bir şirketin geçmiş hisse senedi performansı ve mali tabloları size yardımcı olabilir. Bir şirketi incelerken bakmanız gereken birkaç şey vardır:

  • Kötü Ekonomik Zamanlarda Gelir Performansı
    Genel ekonomi sancılarla boğuşurken bile şirketin hala iyi durumda olup olmadığına bir bakın. Eğer ekonomik konjonktür alçalıştayken bile, şirket buna dirençli kalabiliyorsa, bu o şirketin rekabet gücünün bir göstergesi olabilir.
  • Rakiplerle Karşılaştırılan Finansal Performans
    İlk olarak, şirketin kilit rakiplerini belirleyin. Ardından, gelirlerini ve kârlarını karşılaştırın. Şirketin gelirleri ile rekabet ettiklerinin gelirleri arasında büyük bir fark varsa, bu o şirketin geniş bir hendeği olduğu anlamına gelir.
  • Tek Bir Ürünün Hakimiyeti
    Apple’ın geniş bir hendeği olduğu düşünülmektedir çünkü iPhone satışları diğer herhangi bir şirketin satışından çok daha fazladır. Intel, yongaları çoğu bilgisayar üreticisi tarafından yaygın olarak kullanıldığı için yıllardır yarı iletken endüstrisine hakimdir. Ve bu ürünlerin popülaritesi, bu şirketleri onlarla rekabet edenler karşısında bir hayli koruyor ve hatta bazen kendi diğer ürünlerinin başarısızlığına karşı da koruma sağlayabiliyor.
  • Patentler
    Bir şirket, bir ürün ya da hizmetin üretiminde, diğer firmaların sahip olmadığı bir teknoloji üzerinde bir patente sahip olabilir ve bu onun verimliliğini veya fiyat belirleme gücünü ciddi bir ölçüde artırır. Ve bu da, bir şirket için rakiplerinin aşamayacağı güçlü bir rekabet bariyeri vazifesi görebilir. 
  • Marka Bilinirliği
    Şirket pratikte endüstri ile eşanlamlı hale mi gelmiştir? Ürünün kendisiyle, bir marka adeta özdeşleşmiş midir? Örneğin Google denilince artık hepimizin aklına İnternet üzerine arama yapmak geldiği şüphe götürmez, hatta “googling” diye bir deyim artık İngilizce sözlüklere bile girmiş durumda. Gillette markası da hiç düşünmeden akla tıraş bıçaklarını getirir. Hazır kahve işinde ise, Nescafe’nin öyle olduğu açıktır. Bizde de malum Selpak markası, markanın ismi sanki kağıt peçete yerine kullanılır hale gelmiştir.

Kısacası hisse seçerken, hendek var mı yok mu sorusunun cevabını nicel ve nitel açıdan muhakkak irdelemek gerekir. Geniş hendeği olan bir şirket, genellikle yatırım yapmaya değer bir şirkettir. Bu, şirketin hem iyi ve hem de kötü zamanlarda genelde kârlı ve kötü haberler karşısında bile dirençli ve sektörüne hakim olduğu anlamına gelir. Geniş hendekleri olan şirketlerin nerede bulunacağını ve hisse senetlerine nasıl yatırım yapılacağını bilmek, güçlü bir yatırım portföyü oluşturmanın önemli bir parçasıdır.

Yönetim

Bir şirketin yatırım potansiyelini analiz ederken dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktör de yönetimidir.

Şirketler, onları yöneten insanlar sayesinde yaşar ve onların yüzünden ölür. Liyakat sahip kişi ya da kişilerden oluşan bir yönetim kadrosu, işleri kötü giderken iyiye çevirebilir ve bazen de çalım satmaktan başka bir şey bilmeyen beceriksiz yöneticiler eliyle bir çuval incir berbat olabilir. Bu yüzden yatırım yaptığınız her şirketin dürüst, yetenekli ve liyakatli yöneticiler tarafından yönetildiğinden emin olmanız gerekir.

Bir şirkete yatırım yapmadan önce, şirketin yönetimini iyice tanımak için zaman ayırın ve şirketi ileriye dönük olarak büyütecekleri konusunda size güven verebildiklerinden emin olun.

Güvenlik Marjı

Bir restorana gittiniz. Yemekleri lezizdi, manzarası harikaydı, ambiyansı hoştu, garsonları güler yüzlüydü. İçinizden “bu restoran mükemmel” diye geçirdiniz ve artık her fırsatta buraya gelmeyi istediğinizi fark ettiniz. Fakat henüz fiyat konuşmadık, değil mi?

İyi bir restorandaki bir akşam yemeği için biraz daha fazla para ödemeyi kabul edebilirsiniz ama bu belirli makuliyet içermelidir. İyi bir bisiklet ne kadar iyi olursa olsun, son model bir araba fiyatına satın alınmaz; bir arabada bir villa kadar etmemelidir. Hisse senedi satın alırken de istediğimiz tam olarak budur: İyi bir şirketi, kabul edilebilir bir fiyata almak… Fakat katiyen bu kötü bir şirketi ucuz bir fiyata almak değil.

İndirgenmiş nakit akımı yöntemine göre, bir şirketin içsel değeri, şirketin ömrü boyunca elde edeceği nakit akışlarının belirli bir oranla bugüne indirgenmiş halidir. Daha önce de söylediğimiz gibi, nakit akışlarını yıllara göre tahmin et ve indirgeme oranıyla değeri bugüne çek.

Fakat tahminlerimiz bizi yanıltabilir. İşlerinden anladığımız, rekabet gücü sağlam ve dürüst yöneticiler tarafından yönetilen bir şirkette de olsa, beklentiler gerçekleşmeyebilir. Bu yüzden bir hisseyi satın alırken, onu içsel değerinden daha düşük bir fiyata almak isteriz. İşte bu bahsettiğimiz güvenlik marjıdır.

Tüm analizlerimizi yaptıktan sonraki satın alımlarda dahi bir “güvenlik marjı” arayışımız; iyi araba kullanmayı bilsek bile emniyet kemeri takmadan yola çıkmamaya benzer. Öngörülebilirliği yüksek ve görece daha güvenli yatırımlarda güvenlik marjı’nı daha dar belirleyebiliriz, fakat şirketin projeksiyonundaki sisler, güvenlik marjı’nı da daha geniş tutmayı gerektirir. (Devlet memuru mu pop star mı benzetmesini hatırlayın.)

Özetle, bizim için kolay anlaşılır bir iş yapan, rekabet gücü yüksek ve becerikli yöneticilere sahip bir şirket, fiyat bakımından da makul olan değerine göre bize bir miktar güvenlik marjı da bırakıyorsa; güvenli ve kazançlı bir yatırımın şartları da oluşmuş demektir.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Dünyadaki En Ünlü Yatırımcıların Doğru Hisseyi Seçerken Uyguladıkları 4 Kural

“Ucuz etin yahnisi yavan olur.” tespitini atalarımız bizlerden çok daha öncelerde yapmıştır. Demek ki bir etin ucuz olması, onu satın almanın mantıklı olacağını tek başına bize göstermeye yetmiyor. Ama biz yine de, bir hisse senedi satın alırken ucuz olmasını istiyoruz, ki bunu isterken de bir yatırımcı olarak son derece haklı bir gerekçemiz var: Ucuz olmalı ki, sonradan daha pahalıya satarak kazanç elde edebilelim.

Öyleyse doğru hisse senedi seçimini şu şekilde formüle etmemiz yerinde olacaktır: Yahnisi yavan olmayan ucuz eti bulabilmek. Yani hem tatlı hem ucuz…

Peki bu mümkün müdür? Elbette mümkündür, hem mümkün olmasaydı, hiç kimse bir şirket satın alarak ya da ona ortak olarak kazanç sağlayamazdı.

Kârlı Hissenin İzini Sürmek

Borsanın hem büyüleyici hem de ürkütücü bir tarafı vardır. Bir hisseyi her zaman bir başkasından (ikincil piyasadan söz ediyorum) satın alırız. Bu da demektir ki, bizim ucuz olduğunu düşündüğümüz fiyatı, karşımızdaki muhtemelen pahalı olarak değerlendiriyor. Fakat işin sonunda yalnızca birimiz haklı çıkacak.

Esasında bir şeyin ucuz ya da pahalı oluşu göreceli bir konudur. Bir akıllı telefon için 1000 TL ucuz olabilir, fakat bir kot pantolonu için 1000 TL hiç de ucuz sayılmaz. Diğer taraftan bir kot pantolonuna 1000 TL ödemek bir milyarder için çok da garipsenecek bir davranış değildir. Sebebi ise basittir: Bir milyarder için para, kendisinden daha az varlıklı birine göre bolluğundan ötürü görece olarak daha az değerlidir.

Diğer taraftan, bir milyarder için parasıyla eve bir kilo daha fazla et alması, evinde zaten yeterince et olduğundan dolayı, toplam faydasına fazla bir katkı yapmaz. Çünkü azalan marjinal fayda yasası, bir şeyden tükettikçe, o şeyden son tükettiğimiz parçanın bize sağladığı faydanın, bir öncekine göre daima daha az olduğunu söyler. Hatta bir nokta gelir ki, tükettiğimiz şey artık bize fayda değil, zarar vermeye başlar. Bu da, o tadına bayıldığımız kurabiyelere niçin paramızın tamamını yatırmadığımızı bize açıklar.

Bir insan için faydası en çok diye düşünebileceğimiz şeylere doyumunuz tamam seviyeye ulaştığında, ona göre faydası daha düşük olan şeylere daha çok para harcamayı normal görmeye başlarız. Üstelik bu son derece anlaşılır bir durumdur. Evde yeterince ekmek ya da et varken, cebinizdeki fazladan 1000 TL ile, biraz daha ekmek ve et almak yerine aynı parayla 1 adet kot pantolon alıp, daha gösterişli olmaya para harcamak makul hale gelebilir.

Gelecekteki Nakit Akışlarını Tahmin Etmek

Herhangi bir üründen elde edilen fayda ölçülebilir mi ölçülemez mi?.. Bu iktisat bilimi için önemli bir sorudur. Ordinal’cilere göre ölçülemez fakat kardinal’cilere göre ölçülebilir. Ama şimdi bu bizim konumuz değil.

Fakat hisse senetleri için durum bence biraz farklıdır. Hisse senetleri bizim doğrudan tükettiğimiz bir şey değildir. Ondan beklediğimiz fayda, doğrudan getiridir ve bu da hisse senetlerinden beklediğimiz faydayı, bir hamburgerden beklediğimiz faydadan biraz farklı kılar. Getirinin ölçümü, hamburger yemenin faydasının ölçümünden (daha doğrusu insanda oluşturduğu zevk hissinden) son derece daha kolaydır.

Hisse senedinin bize sağlaması beklenen fayda, hissenin ortaklığını temsil ettiği şirketin, ömrü boyunca elde etmesi beklenen nakit akışlarıdır. Öyleyse hissenin değeri de, bu nakit akışlarının toplam değerinin bugüne indirgemiş hali olmalıdır. Bahsettiğim bu tanım, esasında indirgenmiş nakit akımı denilen yöntemin tarifidir. Değer belirlemede bu tek yöntem midir? Esasında hayır, fakat uluslararası çapta en çok kabul göreni budur ve bana göre de fazlasıyla akla yatkın bir usulü içerir.

İnceleceğimiz hisse, ister bir bakkalın hissesi olsun ister bir holdingin, onun değerini takdir için bizi ilgilendiren en önemli şey, o şirketin gelecekte sağlaması umulan nakit akışıdır. Bakınız, şu anda çok kilit bir noktaya geldik: Gelecekteki nakit akışları biliniyorsa ya da tahmin ediliyorsa, belirli bir indirgeme oranı ile bir hisseye, yani bir şirkete değer biçmek artık yalnızca bir hesap kitap işidir. Ki bunu günümüzde hiçbir analist kağıt kalem kullanarak yapmaz, bilgisayara değerler girilir ve bilgisayar gerçek değeri hızlıca hesaplar. Öyleyse meselenin, varsayımları gerçekçi belirleyip doğru tahmin yapabilmekte düğümlendiğini söyleyebiliriz ve sorumuz şudur: Bir şirketin gelecekteki nakit akışları nasıl tahmin edilir?

Devlet Memuru mu? Yoksa Bir Pop Star mı?

Hiçbir analist bir şirketin sonsuza kadar sağlayacağı nakit akışlarını kuruşu kuruşuna doğru tahmin edemez. Zaten böyle bir beklentimiz de olmamalı. Mevzubahis gelecekse aradığımız kesinlikten çok, öngörülebilirliktir.

Emekliliğine 10 sene kalmış bir devlet memurunun gelecekteki nakit akışlarını tahmin etmek kolaydır. Devlet memuru maaşlarının önümüzdeki 10 sene boyunca ne kadar artacağını, yani büyüyeceğini yaklaşık olarak tahmin edebilirsiniz. Sonrasında da ortalama yaşam beklentisi içerisinde emekli olacağı zamandan emr-i hak vaki oluncaya kadar geçecek süre içerisinde alacağı emekli maaşlarını üç aşağı beş yukarı kestirirsiniz ve olur biter. Bu kuruşu kuruşuna bir hesap değildir, fakat son derece gerçekçi ve makul bir tahmindir.

Bir pop starın gelecekteki nakit akışlarını tahmin etmeye kalktığınızda ise, işinizin daha zor olacağı muhakkaktır. Çünkü bir pop starın geliri, bir devlet memuruna göre çok daha fazla büyüme potansiyeli taşımakla birlikte, aynı zamanda diğerine göre çok daha belirsizdir ve dalgalanma ihtimali içerir. Bugünün yıldızı gelecekte daha fazla parlayabilir ama tümden sönüp bir karadeliğe de dönüşebilir.

Şirketler de yapı itibariyle bazen bir devlet memuruna, bazen ise bir pop stara benzer. Devlet memuru benzeri şirketlere yatırım, daha az gelecek belirsizliği içerir ve aynı zamanda daha güvenilir bir yatırım tercihidir. Ancak yeteneğine güvendiğiniz ve önümüzdeki sene piyasaya süreceği albümün çok yankı uyandıracağına inandığınız bir pop starın geleceğine yatırım yapmak da, bir devlet memuruna göre size çok getiriler vadeder ve bu da iyi bir büyüme yatırımı yapmak demektir.

Hangisine yatırım yapmayı seçmek elbette size kalmıştır ama hangisine yarım yaparsanız yapın, yatırımızın başarısı geleceği doğru öngörebilmenize; diğer bir ifadeyle beklentilerinizin gerçekçi olmasına bağlıdır.

Doğrusu geleceği öngörmek hiç de kolay iş değil, fakat bu husustaki tahminlerimizin isabet oranını artırıp; nihayetinde kârlı çıkmak mümkün. İsabet oranını nasıl artırırsınız? Dünyanın en başarılı hisse yatırımcılarının uyguladığı 4 kuralın rotasını takip etmek başarı şansınızı büyük ölçüde artıracaktır. Gelin şimdi bu 4 kuralın içeriğini birlikte inceleyelim.

1. Şirketin Yaptığı İşten Anlayın

Acun Ilıcalı’nın gelecekteki yarışma formatının izleyenler tarafından ne kadar reyting alacağıyla ilgili gerçeğe yakın bir yargıda bulunmam zor. Aynı şekilde pop star Tarkan’ın ilerideki şarkılarının tutup tutmayacağına dair yapacağım tahminde de yanılma payım çok fazla. Dahası, önüme yeni piyasa sürülecek olan bir rimel koysanız, bunun kadınlar arasındaki akıbetine yönelik en ufak bir fikir bile yürütemem. Bunlar benim hiç ama hiç anlamadığım işler.

Ama daha çok anladığım ya da en azından daha fazla ilgili olduğum alanlar da yok değil. Örneğin eski bir aracı kurum çalışanı ve halihazırda bir yatırımcı olarak, bir aracı kurumun hizmetinin kalitesi hakkında sağlıklı bir değerlendirmede bulunabilirim. Şüphesiz Playstation tutkunu bir genç de Fifa’nın son sürümünü gördüğünde, serinin bu parçasının oyunseverler nezdinde ne denli talep görüp görmeyeceğini, bu işlere hiç girmemiş birinden daha iyi takdir edecektir.

Sahiden de, örneğin Buffett gibi dünyaca ünlü başarılı yatırımcıların tarzlarını incelediğimizde, bu kişilerin içeriğini ve işleyişini daha çok bildikleri sektörlere ağırlık verdiklerini görürüz.

Söz konusu bir devlet memuru ya da bir pop star şirket de olsa onu tanımak, onun neler yapabileceğini tutarlı bir şekilde öngörebilmek için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Elbette her şirketin yaptığı işe vakıf olmanız gerekmez. Bu yüzden yatırım yaparken bildiğiniz şirketlere yönelmek ya da yatırım yaptığınız şirketlere ait bilginizi derinleştirmek akıllıca bir yoldur. Ve unutmayın ki, bir şirketin ne yaptığını anlamak, güvenli yatırım ile kumar oynamak arasındaki farkı yaratan esas faktörlerden bir tanesidir.

2. Şirketin Aşılması Zor Bir Hendeği Var Mı?

Kahraman bakkal süpermarkete karşı savaşırken, süpermarketin bakkala karşı güçlü bir rekabet avantajı olduğunu fark edebilmek için, sanırım ekonomist olmaya gerek yoktur.

Gerçek şu ki, ticaretin acımasız bir yüzü vardır. Büyükler küçüklere karşı, aynı işi yapsalar da çoğunlukla aşılması güç avantajlara sahiptirler. Bu bazen müthiş bir tüketici bağımlılığı yaratmış bir markadır, bazen ölçek ekonomisinin sağladığı düşük maliyet avantajıdır, kimi zamanda her yeri bir örümcek ağı gibi kaplamış şube ağlarıdır.

Bir şirket için sadece iyi olmak, her zaman için yeterli olmaz. Eğer mevcut yerinizi korumak ve büyümenizi istikrarlı kılmak istiyorsanız, aynı zamanda rakiplerinizden de iyi olmalısınız. Siz uyusanız da, rakipleriniz uyumaz ve sizin elinizdeki pazar payını kapmak için daimi bir mesai harcarlar.

Düşman ordularını savuşturmak için yapılmış etrafı büyük hendeklerle çevrili kalelerin yer aldığı Orta Çağ hikayelerini bilirsiniz. Bu hendekler, davetsiz misafirleri bertaraf etmek için yapılmıştır ve hendek ne kadar uzun ve derin olursa, kalenin savunması da o kadar iyi demektir. Peki şirketlerin de ekonomik anlamda hendekleri olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bu hendekleri bilirseniz; bu, bir yatırımcı olarak size çok fayda sağlayacaktır.

Elbette, şirketlerin hendekleri, kalelerinki gibi fiziksel değildir ve biz burada bu hendek tabirini mecaz yollu bir analoji olarak kullanıyoruz. Yatırım açısından “hendek” genellikle bir rekabet avantajını ifade eder. Eğer bir şirketin “geniş bir hendeği” olduğunu düşünüyorsanız, o şirketin, sektöründeki diğer şirketlere göre benzersiz bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyorsunuz demektir. 

Geniş Hendekli Şirket Örnekleri

Ortalama bir yatırımcı için zaman içinde istikrarlı bir büyüme sunan ve piyasadaki zorlu zamanlara dayanma yeteneği olan bir şirket yatırım için ideal sayılabilir. Eğer uzun vadeli bir yatırımcıysanız, değişen koşullar ve rekabet karşısında dirençli şirketleri seçmeniz gerekir.

İktisat teorisi, tamamen serbest rekabet koşullarının hüküm sürdüğü bir piyasada rakiplerin, başarılı bir iş tarafından elde edilen fazladan kârı er ya da geç tüketeceğini söyler.

Bunu trafik sıkışıklığı içinde akmaya başlayan bir şeridin diğer şerittekiler tarafından hemen doldurulması gibi düşünebilirsiniz. Fakat bazı şirketler bir yolu adeta Metrobüs gibi kendine görünür görünmez engellerle kapatır ve diğer arabaların orada yol almasına bariyer oluşturur. Rekabet avantajı olan şirketler de Metrobüs yolunda seyahat eden arabalara benzer; onlar gidecekleri yere daima diğerlerinden daha erken ulaşır. Bu bariyeri kimileri ölçek ekonomisinin yarattığı maliyet avantajıyla, kimileri ağ etkisiyle, kimileri markalarıyla, kimileri de patentleriyle sağlar. Herhangi bir şirketin böyle bir avantaja sahip olması, onun uzun vadedeki başarısını da teminat altına alır.

Öncelikle en az çağrışım uyandırdığını düşündüğüm ağ etkisinden söz etmek istiyorum. Facebook, WhatsApp ve Instagram gibi uygulamalar (ki her biri de Facebook, Inc. çatısı altındadır) ağ etkisi için oldukça uygun örneklerdir. Bunu daha iyi anlamak için WhatsApp benzeri diğer mesajlaşma uygulamalarını düşününüz. Niçin hiçbiri WhatsApp kadar popüler değildir? Sebebi basit: Herhangi bir uygulamayla mesajlaşmak istediğinizde, aynı uygulamanın karşınızdakinde de olması gerekir. Eğer rehberinizde 1000 tane arkadaşınız kayıtlıysa, telefonunuza indireceğiniz ilk uygulamalardan biri WhatsApp olur, çünkü bu uygulamanın diğer arkadaşlarınızın çoğunda da olduğunu bilirsiniz. WhatsApp’tan daha çok hoşunuza giden bir mesajlaşma uygulamasını ne siz ne de arkadaşınız, birbirinizi orada bulamayacağınızı düşündüğünüz için kullanmazsınız. Her biriniz arkadaşlarını bir diğerine davet etme zahmetine girmekten kaçınacağınız için WhatsApp kullanmayı tercih edersiniz. İşte bu ağ etkisine muhteşem bir örnektir, ki aynı etki Facebook ve Instagram’da da vardır. Ayrıca Facebook’un WhatsApp ve Instagram’ı satın alışı da, kendisiyle rekabet etmenin ne kadar zor olduğunu bir başka açıdan bizlere gösterir.

Peki, ölçek ekonomisi kaynaklı geniş bir hendeği olduğu bilinen yüksek profilli şirket örnekleri nelerdir? Amazon kesinlikle bu kategoriye girebilir. Bazı tahminlere göre, 2017 yılında şirket ABD’deki çevrimiçi satışların yüzde 40’ından fazlasına hakimdi. Dahası Amazon hem çevrimiçi hem de geleneksel perakendeciler için, onu çok zorlu bir rakip haline getiren farklı bölgelere yayılmış devasa depolara ve tedarik zinciri sistemlerine sahip.

Walmart da ölçek ekonomisinden faydalanarak geniş bir hendeği olduğu için sıklıkla övülen başka bir şirket. En büyük tuğla ve harç perakendecisi olarak (aynı zamanda büyük bir e-ticaret operasyonu da vardır) müşterilere daha düşük fiyatlardan çok geniş bir ürün yelpazesi sunarak rakiplerini sahasından uzak tutmayı başarıyor. Yani ölçek ekonomisi avantajından sonuna kadar faydalanıyor.

Ve elbette Google geniş bir hendeğe sahip şirketler içinde, birçok yönden belki en vurucu örneklerden biridir. Google arama motoru segmentinde kimseyi yanına yaklaştırmamayı uzun süredir başarıyor. Pazar payı bu sahada %90’ın üzerinde ve en yakın rakibi Yahoo pazarın yaklaşık %3’üne bile sahip değil. Yahoo ile Bing gibi şirketlerin belki kendi aralarında yarıştıklarını söyleyebiliriz ama Google’ın yanına yöresine bile yaklaşamıyorlar. Yine Google mobil işletim sistemi tarafında da Android ile yaklaşık %75’lik bir pazar payına sahip ve o piyasaya da hükmeder konumda. Bu alanda ikincilik ise %25’lik pay ile Apple’ın İOS’inde. Diğer işletim sistemlerinin payı ise %1 dahi etmiyor. Düşününüz ki, koskoca Microsoft geliştirdiği mobil işletim sistemi ile bu pazardan zırnık koparamadı. Diğer taraftan Microsoft da masaüstü işletim sistemi tarafında lider ve onun da o tarafta geniş bir şirket hendeği var.

Geniş Hendekli Şirketleri Belirleme

Walmart ve Amazon gibi, geniş hendeklere sahip olarak tanımlanması kolay bazı şirketler var. Ancak hendekler her zaman bu kadar açık değildir, özellikle aşina olmayabileceğiniz firmalar için.

Geniş hendeğe sahip hisse senetleri bulmak istiyorsanız, bir şirketin geçmiş hisse senedi performansı ve mali tabloları size yardımcı olabilir. Bir şirketi incelerken bakmanız gereken birkaç şey vardır:

  • Kötü Ekonomik Zamanlarda Gelir Performansı
    Genel ekonomi sancılarla boğuşurken bile şirketin hala iyi durumda olup olmadığına bir bakın. Eğer ekonomik konjonktür alçalıştayken bile, şirket buna dirençli kalabiliyorsa, bu o şirketin rekabet gücünün bir göstergesi olabilir.
  • Rakiplerle Karşılaştırılan Finansal Performans
    İlk olarak, şirketin kilit rakiplerini belirleyin. Ardından, gelirlerini ve kârlarını karşılaştırın. Şirketin gelirleri ile rekabet ettiklerinin gelirleri arasında büyük bir fark varsa, bu o şirketin geniş bir hendeği olduğu anlamına gelir.
  • Tek Bir Ürünün Hakimiyeti
    Apple’ın geniş bir hendeği olduğu düşünülmektedir çünkü iPhone satışları diğer herhangi bir şirketin satışından çok daha fazladır. Intel, yongaları çoğu bilgisayar üreticisi tarafından yaygın olarak kullanıldığı için yıllardır yarı iletken endüstrisine hakimdir. Ve bu ürünlerin popülaritesi, bu şirketleri onlarla rekabet edenler karşısında bir hayli koruyor ve hatta bazen kendi diğer ürünlerinin başarısızlığına karşı da koruma sağlayabiliyor.
  • Patentler
    Bir şirket, bir ürün ya da hizmetin üretiminde, diğer firmaların sahip olmadığı bir teknoloji üzerinde bir patente sahip olabilir ve bu onun verimliliğini veya fiyat belirleme gücünü ciddi bir ölçüde artırır. Ve bu da, bir şirket için rakiplerinin aşamayacağı güçlü bir rekabet bariyeri vazifesi görebilir. 
  • Marka Bilinirliği
    Şirket pratikte endüstri ile eşanlamlı hale mi gelmiştir? Ürünün kendisiyle, bir marka adeta özdeşleşmiş midir? Örneğin Google denilince artık hepimizin aklına İnternet üzerine arama yapmak geldiği şüphe götürmez, hatta “googling” diye bir deyim artık İngilizce sözlüklere bile girmiş durumda. Gillette markası da hiç düşünmeden akla tıraş bıçaklarını getirir. Hazır kahve işinde ise, Nescafe’nin öyle olduğu açıktır. Bizde de malum Selpak markası, markanın ismi sanki kağıt peçete yerine kullanılır hale gelmiştir.

Kısacası hisse seçerken, hendek var mı yok mu sorusunun cevabını nicel ve nitel açıdan muhakkak irdelemek gerekir. Geniş hendeği olan bir şirket, genellikle yatırım yapmaya değer bir şirkettir. Bu, şirketin hem iyi ve hem de kötü zamanlarda genelde kârlı ve kötü haberler karşısında bile dirençli ve sektörüne hakim olduğu anlamına gelir. Geniş hendekleri olan şirketlerin nerede bulunacağını ve hisse senetlerine nasıl yatırım yapılacağını bilmek, güçlü bir yatırım portföyü oluşturmanın önemli bir parçasıdır.

Yönetim

Bir şirketin yatırım potansiyelini analiz ederken dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktör de yönetimidir.

Şirketler, onları yöneten insanlar sayesinde yaşar ve onların yüzünden ölür. Liyakat sahip kişi ya da kişilerden oluşan bir yönetim kadrosu, işleri kötü giderken iyiye çevirebilir ve bazen de çalım satmaktan başka bir şey bilmeyen beceriksiz yöneticiler eliyle bir çuval incir berbat olabilir. Bu yüzden yatırım yaptığınız her şirketin dürüst, yetenekli ve liyakatli yöneticiler tarafından yönetildiğinden emin olmanız gerekir.

Bir şirkete yatırım yapmadan önce, şirketin yönetimini iyice tanımak için zaman ayırın ve şirketi ileriye dönük olarak büyütecekleri konusunda size güven verebildiklerinden emin olun.

Güvenlik Marjı

Bir restorana gittiniz. Yemekleri lezizdi, manzarası harikaydı, ambiyansı hoştu, garsonları güler yüzlüydü. İçinizden “bu restoran mükemmel” diye geçirdiniz ve artık her fırsatta buraya gelmeyi istediğinizi fark ettiniz. Fakat henüz fiyat konuşmadık, değil mi?

İyi bir restorandaki bir akşam yemeği için biraz daha fazla para ödemeyi kabul edebilirsiniz ama bu belirli makuliyet içermelidir. İyi bir bisiklet ne kadar iyi olursa olsun, son model bir araba fiyatına satın alınmaz; bir arabada bir villa kadar etmemelidir. Hisse senedi satın alırken de istediğimiz tam olarak budur: İyi bir şirketi, kabul edilebilir bir fiyata almak… Fakat katiyen bu kötü bir şirketi ucuz bir fiyata almak değil.

İndirgenmiş nakit akımı yöntemine göre, bir şirketin içsel değeri, şirketin ömrü boyunca elde edeceği nakit akışlarının belirli bir oranla bugüne indirgenmiş halidir. Daha önce de söylediğimiz gibi, nakit akışlarını yıllara göre tahmin et ve indirgeme oranıyla değeri bugüne çek.

Fakat tahminlerimiz bizi yanıltabilir. İşlerinden anladığımız, rekabet gücü sağlam ve dürüst yöneticiler tarafından yönetilen bir şirkette de olsa, beklentiler gerçekleşmeyebilir. Bu yüzden bir hisseyi satın alırken, onu içsel değerinden daha düşük bir fiyata almak isteriz. İşte bu bahsettiğimiz güvenlik marjıdır.

Tüm analizlerimizi yaptıktan sonraki satın alımlarda dahi bir “güvenlik marjı” arayışımız; iyi araba kullanmayı bilsek bile emniyet kemeri takmadan yola çıkmamaya benzer. Öngörülebilirliği yüksek ve görece daha güvenli yatırımlarda güvenlik marjı’nı daha dar belirleyebiliriz, fakat şirketin projeksiyonundaki sisler, güvenlik marjı’nı da daha geniş tutmayı gerektirir. (Devlet memuru mu pop star mı benzetmesini hatırlayın.)

Özetle, bizim için kolay anlaşılır bir iş yapan, rekabet gücü yüksek ve becerikli yöneticilere sahip bir şirket, fiyat bakımından da makul olan değerine göre bize bir miktar güvenlik marjı da bırakıyorsa; güvenli ve kazançlı bir yatırımın şartları da oluşmuş demektir.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.