İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

En Büyük Meselemiz

Fromm’un deyişiyle “insan” tabiatın hilkat garibesi: Bir yönüyle her canlı gibi sadece hayvan, yani hayy ve hayat sahibi… Diğer tarafıyla da, ufukları kucaklamak isterken ayağı kendi gölgesine takılan bir düşünür o. Hayatı ararken öleceğinin tehdidiyle yürüyen bir seyyah.

Gökten yere düşen elmanın, yerden göğe düştüğünü tasavvur eder. Okyanusun dibiyle Everest’in zirvesinin aynı yerde hayalini kurar.

İkisi bir araya gelince, Aristo’nun düşünen canlısının terkibi çıkar ortaya: Varlık cümbüşü içinde, atomun yanında galaksiler kadar devleşen, galaksilerin yanında atom kadar ufalan, evrenin orta hacimli bu doyumsuz düşünen hayvanı, insan!

Öz benliği dahil, evrenin doğasını bucak bucak kurcalayan insanın, bizzat kendisi, doğanın bir parçasıdır. Dünyaya geliş vakti ve mekanı, gidiş vakti ve mekanı gibi tesadüfidir. O ki, Heidegger’in boşluktan boşluğa hesapsızca fırlatılmış bir toz zerreciğidir, fakat şaire göre öyle bir zerredir ki arşa gebedir; dev sancıları bundandır.

Ve o, hayata pusu kurmuş hayatın içinde, tüm acizliğiyle hayatiyetini sürdürmek için çabalarken, açlığın ve susuzluğun endişesini ta atalarından kalma bir gölge gibi omuzlarında taşır.

Ana rahminden ayrılır ayrılmaz, ilk ayrılığın elim lezzetini belli belirsiz tadar. Büyüdükçe kendiyle büyür yalıtılmışlığı, derken gün be gün düşünen olmasının ayrıcalığının zehirli bedelini ödemeye artık hazır hale gelir: O artık, yaşamı ölümüne lehimlenmiş, rotası belirsiz yalnız bir yolcusudur evrenin.

İnsanı insandan ayıran varoluşunun acılarıyla yüzleşme şeklidir. İnsanı kahraman yapan her an savaşmak zorunda olduğu kendisine karşı mücadelesinde gösterdiği maharettir.

Varoluşunun armağanı, yüreğinde bir gayya kuyusu gibi taşıdığı yalıtılmışlığıdır. Çünkü varoluş farklılaşma demektir. (Ex-ist: Göze çarpmak.) Ayrı bir varlık olmak ile ilişik olmak insanoğlunun evrensel yazgısı ve çatışmasıdır Kaiser’e göre. “Uçuruma ben de varım demek” için her an, daima başkalarına koşar. Kök salmak isterken en kalabalık ormanlara, bir ağaç gibi özerk olmak ister. Başkaları, içinde cennete yükselme ümidi barındıran bir cehennemdir. Yalnızlık ise hiçliğe açılan bir Araf.

O ki her kucağın yabancısıdır fakat başlangıçta ilişki vardır. Çünkü insan kendini yalnızca insanda tanır. Buber göre “ben”in münferiden “ben” olabilmesi için her zaman bir “sen”e ihtiyaç vardır.

Tek çaresi sevmektir. Kimsenin kimsenin ölümünü elinden alamayacağını bildiği bu dünyanın yazgısına severek meydan okur. En değerli hazinesi ve en güçlü silahı sevmektir insanın. En değerli olan, en çok sahtesi olandır. Dünyada sahtesi en çok bulunan şey sevgidir.

Sahte sevgi Firavun’un tebaasına duyduğu teslim alan ve tebaanın Firavun’a beslediği teslim olan sevgidir. Sevgiye en uzak olan duyguyla, sevginin sahtesini yapmış ve kendini yalanların en olmazına kandırmıştır insanlık. İhtiyacı olduğu için sevdiği iddiasındadır sahte sevgi. Ve sevdiği için ihtiyaç duyar gerçek sevgi.

Fromm’a göre gerçek sevgi ilgilidir, sorumludur, saygılıdır ve bilgilidir. İlgi sevenin sevilenin gelişmesine katkı sunmasıdır. Sorumluluk diğerkamlıktır, sevdiğinin ihtiyaçlarını dikkate almaktır. Saygı gelişime katkı sunan ilginin, sevilenin gelişimindeki yekpareliği benimsemesi, onu olduğu gibi sevmesidir. Ve bilmek için ise tanımak, keşfetmek gerekir. Sevmek asla kör olmamalıdır, bilakis gerçek sevgi, sevdiğinin kusurlarını görerek sevmektir, tıpkı yıldızları karanlıkla kabul etmek gibidir.

En büyük meselemiz, gerçek sevgiden yoksunluğumuzdur. Gerçek sevgiye ikame diye getirilen, sen benimsin ben senin palyatifleri bir aradalığın daha kesif inzivalarına sürükler ruhumuzu. Zırhlarla dolaşmamız bu yüzdendir. Varoluş duvarlarının arkasında narsistik körlüklerle çarparız birbirimize. Gerçekten sevemeyince, ortak düşmanlarımız için sevmek çukurunun kirliliğine düşürürüz kalbimizi. Önce bir ortak düşman bulmaya bakarız, sevmek için birbirimizi.

Gerçekten sevmek, duvarları yıkarak yerine köprüler kurmak, yedi kat göklerin perdelerini yırtıp atmaktır.

Dünyada, sevmeye yetenekli bir kalpten daha değerli bir şey yoktur, der Goethe.

Gerçek sevgiye yetenekli kalplere sahip olmanız dileğiyle.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

En Büyük Meselemiz

Fromm’un deyişiyle “insan” tabiatın hilkat garibesi: Bir yönüyle her canlı gibi sadece hayvan, yani hayy ve hayat sahibi… Diğer tarafıyla da, ufukları kucaklamak isterken ayağı kendi gölgesine takılan bir düşünür o. Hayatı ararken öleceğinin tehdidiyle yürüyen bir seyyah.

Gökten yere düşen elmanın, yerden göğe düştüğünü tasavvur eder. Okyanusun dibiyle Everest’in zirvesinin aynı yerde hayalini kurar.

İkisi bir araya gelince, Aristo’nun düşünen canlısının terkibi çıkar ortaya: Varlık cümbüşü içinde, atomun yanında galaksiler kadar devleşen, galaksilerin yanında atom kadar ufalan, evrenin orta hacimli bu doyumsuz düşünen hayvanı, insan!

Öz benliği dahil, evrenin doğasını bucak bucak kurcalayan insanın, bizzat kendisi, doğanın bir parçasıdır. Dünyaya geliş vakti ve mekanı, gidiş vakti ve mekanı gibi tesadüfidir. O ki, Heidegger’in boşluktan boşluğa hesapsızca fırlatılmış bir toz zerreciğidir, fakat şaire göre öyle bir zerredir ki arşa gebedir; dev sancıları bundandır.

Ve o, hayata pusu kurmuş hayatın içinde, tüm acizliğiyle hayatiyetini sürdürmek için çabalarken, açlığın ve susuzluğun endişesini ta atalarından kalma bir gölge gibi omuzlarında taşır.

Ana rahminden ayrılır ayrılmaz, ilk ayrılığın elim lezzetini belli belirsiz tadar. Büyüdükçe kendiyle büyür yalıtılmışlığı, derken gün be gün düşünen olmasının ayrıcalığının zehirli bedelini ödemeye artık hazır hale gelir: O artık, yaşamı ölümüne lehimlenmiş, rotası belirsiz yalnız bir yolcusudur evrenin.

İnsanı insandan ayıran varoluşunun acılarıyla yüzleşme şeklidir. İnsanı kahraman yapan her an savaşmak zorunda olduğu kendisine karşı mücadelesinde gösterdiği maharettir.

Varoluşunun armağanı, yüreğinde bir gayya kuyusu gibi taşıdığı yalıtılmışlığıdır. Çünkü varoluş farklılaşma demektir. (Ex-ist: Göze çarpmak.) Ayrı bir varlık olmak ile ilişik olmak insanoğlunun evrensel yazgısı ve çatışmasıdır Kaiser’e göre. “Uçuruma ben de varım demek” için her an, daima başkalarına koşar. Kök salmak isterken en kalabalık ormanlara, bir ağaç gibi özerk olmak ister. Başkaları, içinde cennete yükselme ümidi barındıran bir cehennemdir. Yalnızlık ise hiçliğe açılan bir Araf.

O ki her kucağın yabancısıdır fakat başlangıçta ilişki vardır. Çünkü insan kendini yalnızca insanda tanır. Buber göre “ben”in münferiden “ben” olabilmesi için her zaman bir “sen”e ihtiyaç vardır.

Tek çaresi sevmektir. Kimsenin kimsenin ölümünü elinden alamayacağını bildiği bu dünyanın yazgısına severek meydan okur. En değerli hazinesi ve en güçlü silahı sevmektir insanın. En değerli olan, en çok sahtesi olandır. Dünyada sahtesi en çok bulunan şey sevgidir.

Sahte sevgi Firavun’un tebaasına duyduğu teslim alan ve tebaanın Firavun’a beslediği teslim olan sevgidir. Sevgiye en uzak olan duyguyla, sevginin sahtesini yapmış ve kendini yalanların en olmazına kandırmıştır insanlık. İhtiyacı olduğu için sevdiği iddiasındadır sahte sevgi. Ve sevdiği için ihtiyaç duyar gerçek sevgi.

Fromm’a göre gerçek sevgi ilgilidir, sorumludur, saygılıdır ve bilgilidir. İlgi sevenin sevilenin gelişmesine katkı sunmasıdır. Sorumluluk diğerkamlıktır, sevdiğinin ihtiyaçlarını dikkate almaktır. Saygı gelişime katkı sunan ilginin, sevilenin gelişimindeki yekpareliği benimsemesi, onu olduğu gibi sevmesidir. Ve bilmek için ise tanımak, keşfetmek gerekir. Sevmek asla kör olmamalıdır, bilakis gerçek sevgi, sevdiğinin kusurlarını görerek sevmektir, tıpkı yıldızları karanlıkla kabul etmek gibidir.

En büyük meselemiz, gerçek sevgiden yoksunluğumuzdur. Gerçek sevgiye ikame diye getirilen, sen benimsin ben senin palyatifleri bir aradalığın daha kesif inzivalarına sürükler ruhumuzu. Zırhlarla dolaşmamız bu yüzdendir. Varoluş duvarlarının arkasında narsistik körlüklerle çarparız birbirimize. Gerçekten sevemeyince, ortak düşmanlarımız için sevmek çukurunun kirliliğine düşürürüz kalbimizi. Önce bir ortak düşman bulmaya bakarız, sevmek için birbirimizi.

Gerçekten sevmek, duvarları yıkarak yerine köprüler kurmak, yedi kat göklerin perdelerini yırtıp atmaktır.

Dünyada, sevmeye yetenekli bir kalpten daha değerli bir şey yoktur, der Goethe.

Gerçek sevgiye yetenekli kalplere sahip olmanız dileğiyle.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.