İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Koronavirüs Ekonomiyi Nasıl Etkileyecek?

Çin’in Wuhan kentinde başlayıp sonradan tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs (Covid-19) salgını bütün toplumların sağlığını tehdit ederken, bir yandan da küresel anlamda yeni bir ekonomik krize sürüklenme endişeleri de beraberinde getirdi.

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, 31 Mart itibariyle, şu ana kadar 202 ülkeye yayılmış olarak toplamda 754.948 vaka teyit edildi ve yine şimdiye kadar bu virüs yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 36.571’e ulaştı. Diğer taraftan vaka sayısındaki artış hâlâ kontrol altına alınabilmiş değil.

Asıl “Bu Defa Farklı”

2008 küresel krizi ABD gayrimenkul piyasasındaki balonun patlamasından kaynaklanan finansal bir krizdi. Küresel kriz patlak verene kadar milenyumun başından beri ABD’de konut fiyatları aşırı bir iyimserlikle hızla yükselmişti. Bankalar yüksek riskli müşterilerine bile mortgage kredileri (subprime mortgage) kullandırıyor ve bu kredileri menkul kıymetleştirerek (seküritizasyon) finansal piyasalara satıyorlardı. Finansal piyasalardaki fiyat artışlarının, reel piyasalardaki büyümenin kat be kat üzerinde oluşuysa, finansal balonun gittikçe şişmekte olduğunu gösteriyordu. Balon bütün şiddetiyle 2008’de patlayacaktı.

2007 yılında, riskli mortgage konut kredilerinin geri ödemelerinde aksamalar yaşanmaya başladı. İpotek senetlerinin dayanak varlık olduğu türev ürünlere yatırım yapan mali sektör yaşanan bu aksamalar sebebiyle sarsıntı yaşadı. 2008 yılının Eylül ayına gelindiğinde ise ABD’nin önde gelen yatırım bankası Lehman Brothers iflas etti ve bu iflasın yarattığı şaşkınlık, olayın ne denli büyük bir yapısal sorundan kaynaklandığını göstermeye başladı. Önce ABD’de başlayan bu kriz, sonrasında hızla tüm dünya ekonomilerine yayıldı ve 2009 yılında küresel ekonomi %2,2 oranında daraldı. Tüm bu olanların ardındansa, birçok krizde söylendiği gibi yine “Bu defa faklı” denilmişti. Oysa yaşanan bu finansal kriz dünyada ne ilkti ne de son olacaktı.

Öte yandan 31 Aralık 2019 tarihinde bütün dünya yeni bir yılı coşkuyla karşılamaya hazırlanırken hiç kimse Wuhan’daki deniz ürünleri pazarından çıkan bir virüsün yeni bir küresel ekonomik krize yol açabileceğini tahmin etmiyordu. Görünen o ki, asıl bu defa her şey faklıydı; çünkü bu sefer olan ya da olacak olan her ne ise, öngörülemez bir dışsal şokun etkisiyle oluyordu.

Çin’de salgının patlak vermesiyle birlikte, hadisenin muhtemel ekonomik etkilerini değerlendirebilmek adına, herkesin gözü Çin ekonomisine çevrilmişti; çünkü Çin, 14,2 trilyon dolarlık ekonomik gücüyle küresel ekonomi için son derece önemliydi ve dünyanın ABD’den sonraki en büyük 2. ekonomisi konumundaydı. Ayrıca Çin’in küresel ticaret içerisindeki ağırlığı çok fazlaydı; dünyanın en yüksek ihracatın yapan ülkesi olarak 1., en yüksek ithalat yapan ülkesi olarak da 2. sıradaydı. Dünyanın her yanında tekstilden elektroniğe kadar “Çin’de üretilmiştir” damgalı ürünler tüketiliyor, dahası birçok ülkenin sanayisinde Çin’de üretilen ürünler ara mal ya da sermaye malı olarak kullanılıyordu. Ayrıca birçok ülke de, kendi ülkelerinde tasarladıkları ürünlerin üretim tesislerini Çin’de kurarak, Çin’deki ucuz iş gücünden istifade ediyordu. Başka bir deyişle, Çin dünya tedarik zincirinin merkezinde yer alıyor ve orada yaşanan bir üretim sıkıntısı diğer birçok ülkenin üretim sürecini de zora sokuyordu. Sözün kısasa, Çin’deki muhtemel bir yavaşlamanın tüm dünya ekonomilerine de olumsuz yansıyacağı açıkça görülüyordu.

Çin’den gelen son verilere bakılırsa, koronavirüs Çin ekonomisini beklenenden daha kötü etkilemişe benziyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu tarafından açıklanan PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) verisi geçtiğimiz Şubat ayında tarihi dip seviyelerinden biri olan 35,7’lik bir seviyeyi görmüştü. Bu veri ülkelerin ekonomik aktivitesinin geçen aya göre ne durumda olduğunu gösteriyor. Aynı veri Mart ayı için 52 olarak açıklandı. Reuters tarafından yapılan ankete katılan analistlerin beklentisi olan 45 değerinin üzerinde gelen veri, Çin tarafında ekonomik durumun bir miktar olumlu tarafa meylettiğini gösteriyor, fakat verinin yüksek gelmesinde Şubat ayı baz etkisinin belirleyici olduğu unutulmamalı. Çin’de işler hâlâ koronavirüs öncesine göre normale dönmüş değil.

Çin’de yatırımları olan Avustralyalı bir girişimci Mike Chai, çalışanların şimdilik yalnızca %60’ının işe geri döndüğünü söylüyor. Çin otomobil satışları Şubat ayında% 86 düştü, salgının çıkış noktası Hubei aynı zamanda otomobil fabrikalarının da merkezi konumundaydı ve orada son günlerde sadece fabrikaların kilitlerinin biraz olsun gevşetildiği söyleniyor. Çin’i bu sene bekleyen en büyük sorunlardan başında ise, asıl olarak daralan dış ve iç talebin geleceği görülüyor.

Peki, daralan ya da en iyi ihtimalle yavaşlayan Çin ekonomisi dünyanın geri kalanını nasıl etkileyecek? Bu soru düne kadar gerçekten çok kayda değer bir soruydu, fakat artık eskisi kadar anlamlı değil; çünkü Wuhan’da çıkan virüs artık dünyanın her yerine yayıldı ve tüm ülkelerin kendi sorunlarının baş listesine alındı. Her ülke, bundan sonra bir yandan koronavirüsün yarattığı sağlık sorunlarıyla boğuşurken, bunun kendi ekonomilerinde yaratacağı sarsılmalarla da kendi uğraşacağa benziyor.

İşin kötüsü ise, tıpkı insanlar gibi, hiçbir ülke ekonomisinin bu virüse karşı bağışıklığı olduğu söylenemez ve alınan ekonomik önlemlerin çoğu da semptomatik tedavilere benziyor.

Koronavirüs Ekonomileri Resesyona Sürekler Mi?

Ekonomik anlamda resesyon bir ekonominin art arda iki çeyrek daralması anlamına geliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğiyle ilgili kesin bir tahminde bulunmak çok zor olsa da, gidişatın kötü olduğu maalesef ayan beyan ortada.

Ekonomik durgunluk için, özellikle böyle olağanüstü dönemlerde, sadece rakamlara bakılması gerekmiyor. Koronavirüsün etkisi altına girmiş hemen her ülkede hayat ya durma noktasına gelmiş durumda ya da eskisine nazaran oldukça yavaş ilerliyor. Şu ana kadar birçok ülke koronavirüs salgınıyla mücadele adına sokağa çıkma yasağına kadar varan birçok sıkı tedbiri uygulamaya koyarken, birçok ülkede de olup olmaması konusunda tartışmalar sürüyor. Bu durum ise resesyonun aslında tam da göbeğinde olduğumuzu göstermeye fazlasıyla yetiyor.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından Avrupa’nın uzaydan çekilmiş yukarıdaki görüntülerde, Ocak ayının başından bu yana Avrupa’nın hava kirliliğinde belirgin bir düşüş olduğu gözlemleniyor. Bu aynı zamanda Avrupa’nın genelinde fabrika bacalarının eskisi kadar tütmediğini göstermesi açısından da önem arz ediyor.

Bacasız sanayi turizm sektörünün görünümü ise muhtemelen bundan daha kötü durumda olmalı, çünkü birçok ülke yurt dışı seyahatlere kısıtlama ya da yasaklama getirmiş durumda. Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) 2020 yılında uluslararası seyahatlerin %20 ila %30 düşebileceğini tahmin ediyor. DTÖ durumun olağanüstü doğasının ileriye dönük beklentileri değiştirebileceğine işaret ederken, kötü senaryonun gerçekleşmesi halinde küresel düzeyde 300 ila 450 milyar dolarlık bir gelir kaybı yaşanabileceğinin altını çiziyor.

Küresel Piyasalarda Son Durum Ne?

Ekonomik beklentileri en hızlı yansıtma özelliğine sahip gösterge niteliği olan finansal piyasalar, yılbaşından buna çok sert düşüşler sergileyerek, yatırımcıların karamsar havasını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Salgın başladığında sene başından beri Shanghai %12, Dow Jones Industrial Average ve FTSE 100 ise %20’den fazla düşerken, Dow Jones ve FTSE bu dönemde 30 seneyi aşkın bir süredir görülmeyen günlük düşüşlere sahne oldu.

Yılbaşından bu yana Brent Petrol fiyat Grafiği

Koronavirüsün dünya genelinde ekonomik büyümeyi baskılacağı yönendeki beklentilerle birlikte petrol talebindeki düşüş de yılbaşından beri devam etti ve o zamandan bu yana Brent Petrol fiyatları %66’dan fazla düşerek tarihi dip seviyelerini gördü. Aynı seviyedeki düşüş Ham Petrol fiyatlarında gerçekleşti. 1 Nisan 2020 tarihi itibariyle küresel piyasalarda Brent Petrol 25, Ham Petrol ise 20 dolar/varil seviyelerinden işlem görüyor.

VIX Volatility Index (Korku Endeksi) S&P hisse opsiyon fiyatlarının piyasa dalgalanmasından yola çıkarak piyasadaki beklenen oynaklık seviyesini gösterir ve bu yönüyle piyasa katılımcıları tarafından dikkatle takip edilir. Korku endeksi olarak da bilinen bu gösterge risk iştahının düşmesiyle de ilişkilendirilir. Söz konusu bu endeks koronavirüsün ortaya çıkışından beri 2008 krizinden bu yana gördüğü en yüksek seviyeleri erişti.

Bundan Sonra Ekonomiyi Ne Bekliyor?

Amerika Birleşik Devletleri koronavirüs salgının ekonomik etkilerini hafifletebilmek için yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir yardım paketi açıkladı. ABD Merkez Bankası FED Mart ayında olağanüstü toplanarak faizleri sıfıra indirdiğini duyurdu ve ayrıca 700 milyar dolarlık parasal genişlemeye başlayacağını ilan etti.

Çin tarafı ise yaklaşık 183 milyar dolarlık bir yardım paketi tasarladı. Bu paket kapsamında salgın önleme ve kontrollü harcamaların artırılması, tıbbi malzeme üretiminin genişletilmesi, işsizlik sigortasının ödemelerinin hızlandırılması ve vergi indirimleri maddeleri yer alıyor.

Almanya da benzer şekilde 750 milyar dolarlık bir kurtarma paketi açıkladı ve bu tutar ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yaklaşık yüzde 24’üne tekabül ediyor.

Aslına bakılırsa virüsle mücadele için hemen hemen tüm ülkeler bu ve benzeri ekonomik önlemlere başvurarak, virüsün ekonomik tarafta yaratacağı yıkımın önüne geçmeyi planlıyor. Parasal genişleme ve mali harcamaların artırılması gibi genişleyici politikalar normal şartlarda borçlanmanın maliyeti azaltarak ve iç talebi canlandırarak ekonomik aktiviteyi teşvik edici uygulamalardır. Ne var ki içinde bulunulan durumunu normalin çok ötesinde bir görünüme sahip olduğu çok açık.

Girişimciler ticari kararlar alırken yapılan teşviklere ve borçlanmanın maliyetine bakmakla birlikte üreteceği ürün ya da hizmeti kime satacağıyla daha çok ilgilenirler. Öte yandan, birçok sektör işçilerin bizzat üretim mahallinde bulunmasını gerektiriyor ve işçilerin, virüsün yayılımı kontrol altına alınmadığı müddetçe, işe gidebilmeleri sağlık açısından risk taşıyor. Ayrıca işe gidemeyen insanların yaşayacağı gelir kaybı toplam talebi düşüreceğinden bu da ayrı bir sorun yaratacak husus olarak öne çıkıyor.

IMF’nin sene başında 2020 için küresel büyüme tahmini %3,3’tü fakat gelinen noktadan bakıldığında artık bu büyüme oranlarını yakalayabilmenin imkansız olduğu söylenebilir. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s küresel büyüme beklentisini yakın zamanda -%0,5’e düşürdü ve bunun en azından şu an için daha makul bir beklenti olduğu görülüyor. S&P meseleye biraz daha iyimser bakarak 2020 için %0.4’lük bir büyüme öngörüyor. OECD ise Mart başında yayımladığı ara raporda büyüme beklentisini %2,9’dan %2,4’e revize etti.

Görüldüğü gibi tahminler muhtelif fakat koronavirüsün sebep olduğu belirsizlik oldukça net. Sözün özü hayat normale dönmedikçe ekonominin çarklarının normale dönmesi de çok zor görünüyor.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.