İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Risk Almaya Değer Mi? Neden Olmasın?

Risk almayı sever misiniz? Eğer cevabını evet ise, sizin için iyi haber şu ki hayatınızı sevdiğinizden katiyen uzak geçirmeyeceksiniz; hiç risk almasanız bile sahip olduğumuz çoğu şey zaten sürekli risk altında ve sigorta şirketleri bunun çoktandır farkındalar. Dahası bu sevgiliyle hayatınız hiç tekdüze olmayacak, çünkü riskler hayatta karşınıza hep başka başka yüzlerle çıkarlar: Piyasalar alıp-satabileceğiniz riskli kâğıtlarla doludur ve her geçen gün sizin risk iştahınıza uygun yeni yatırım ürünleri türemeye devam eder. Eğer bu kadarı da size yeterli gelmiyorsa şeytan artığı kumarhaneler ya da bahis odaları size olasılıkları ederinden daha fazlaya satmak için hazırdırlar.

Eğer kaybetmekten hoşlanmıyor, hatta böyle bir ihtimalden dolayı içten içe endişeleniyorsanız, soruya cevabınız elbette hayır olacaktır; sizin için de kötü haber de şu ki, riskiz bir hayat henüz icat edilmiş değil.

Risk kelimesi bizim dilimize Fransızcadan geçmiş ve muhtemel kaybı ifade için kullanılıyor, fakat aslının eski İtalyanca “cesaret etmek” anlamında kullanılan “risicare” fiili olduğu sanılıyor. Eğer risk almak cesaret etmek anlamına geliyorsa, bu risk almanın bir karar olduğunu gösterir ve bu durumda “ben karar vermedikçe” riskten de kaçınmış olurum diye düşünebilirsiniz, fakat karar almadan yaşanabilecek bir hayat tasavvurunun da pek olası durduğu söylenemez; çünkü bir amaca yönelik alınan her karar ve o kararı hayata geçirmeye yönelik atılan bütün adımlar her zaman boşa gitme tehlikesiyle karşı karşıya… Esasında risk tamamen olasılıklarla ilgili ve hayatımızın sandığımızdan çok daha fazlası, gerçekte olasılıkların insafına terk edilmiş durumda.

Kumar oynamak riskli bir eylemdir ve kumarhaneler daha oyun başlamadan olasılık hesaplarını sonucu kendi lehlerine çıkaracak şekilde hesaplamışlardır. Aklınıza gelebilecek her türlü şans oyunu için de bu kural geçerlidir: Yapılan tek şey negatif beklentileri satmak için onu almaya hevesli kimseler bulmaktan ibarettir. Bunun anlamı, oynadığınız her neyse, onu ne kadar çok tekrarlarsanız, kumarhanenin kazançlı çıkma ihtimalinin yüzde yüze o kadar yakınsayacağıdır. Olayı biraz daha somutlaştırmak adına, milli piyango biletlerini düşünebiliriz. Cebinizdeki az parayla şansınıza güvenerek bir tane bilet aldınız, çünkü aynı parayı mevduata yatırsaydınız üzerinden seneler de geçse sizin için pek bir anlam ifade etmeyecekti; fakat birkaç simit parasıyla aldığınız bilete büyük ikramiye isabet ederse yarın bambaşka bir hayatınız olacağını biliyorsunuz. Bununla birlikte, piyango biletlerinin tamamını alarak büyük ikramiye de dahil, bütün ikramiyelerin kendine çıkmasını garantileyebilecek kadar parası olanlar olduğunu da hepimiz biliyoruz, fakat onlardan hiçbiri böyle bir şeye yeltenmiyor? Bunun nedeni dağıtılan toplam ikramiyenin satış cirosunun her zaman altında oluşu… Bu size basit gelebilir, fakat bunun matematiksel ifadesi, tüm biletleri tek bir kişi satın almamış olsa bile, bilet alanların tamamının negatif beklenti satın almış olmasıdır. Ya da şöyle söyleyelim, bilet aldığınızda riskiniz beklenen getiriden her zaman daha yüksek.

Aslında, risklerle karşı karşıya kalmak için bir kumarbaz olmak da gerekmiyor. Yaptığınız tek şey çoğu insan gibi sabahları yatağınızdan kalkıp okulunuzun yolunu tutmak ve sizin için bazıları sıkıcı bazıları eğlenceli derslere akıl yormak ve sonra da evinize dönüp uyumak gibi son derece masum ve rutin bir iş olabilir; fakat okulu bitirdiğinizde amaçladığınız işe sahip olacağınızın hiçbir zaman garantisi yok. Eğer bu ihtimali düşünüyor ve bu yüzden endişeleniyorsanız, zaten riski gerçekten sevmiyorsunuz demektir, hatta riskin hayatınızda yarattığı belirsizlik sizi genel anksiyete bozukluğuna kadar sürüklemiş olabilir. Belirsizlikten korkmanıza rağmen hala korkudan ölmediğinize göre ya tüm olasılıkların farkında değilsiniz ya da sandığınızdan daha cesur bir insansınız demektir.

Tüm korkutuculuğuna rağmen insanın özellikle finansal anlamda maruz kaldığı risklerin farkında olması, kafayı yiyip elinizde hesap makinesiyle dolaşmamak şartıyla, iyi bir şeydir; bu sayede onlar sizi değil, siz onları yönetebilirsiniz. Parasal konularda sizden daha iyi durumda olanlar, çoğunlukla finansal risklerin farkında olanlardır (onların çocukları da olabilir). Finansal riskin farkında olmak onu doğru hesaplayıp, yönetebilmek demektir, ama bu durumun da istisnaları vardır. Bazılarının bu kadar akıllı görünmediği halde sizden daha zengin durumda olduğunu düşünebilirsiniz, bunun sebebi zengin olmak için risk almamız mutlaka gerektiği halde riski doğru yönetmeyi bilmek zorunda olmayışımızdır, çünkü bazen rastgele, hatta farkında bile olmadan aldığımız riskler de bizi sonradan şans eseri zengin biri haline getirebilir, tıpkı iflas ettirebileceği gibi. Şans eseri nasıl zengin olabileceğinizi merak ediyorsanız, bunu gözü bağlı bir maymun yardımıyla ya da sadece kendi gözünüzü bağlayarak deneyebilirsiniz. Nasıl mı?

Öncelikle borsada işlem gören şirketlerin bir listesini çıkarın, sonra bunlar arasından rastgele birkaç hisse senedi satın alın ve bekleyin, sene sonunda endeksin hatta profesyonel yatırım danışmanlarından alacağınız tavsiyelerin üzerinde bir getiri elde etme şansınız hiç de az sayılmaz. İşin maymunlarla ilgili tarafı ise şu: Princeton Üniversitesindeki Profesör, Burton Malkiel, 1973 tarihinde Wall Street’de Rastlantısal Bir Yürüyüş adlı bir kitap yazar ve kitapta gözleri bağlı bir maymun tarafından gazetelerin borsa sayfalarına atılan dart oklarının isabet ettiği hisse senetlerinden oluşturulacak bir portföyün, en az profesyonel yatırım uzmanları tarafından özenle seçilmiş hisselerden oluşan bir portföy kadar iş göreceğini öne sürer. Sonradan bu iddia başkaları tarafında da test edilir ve sonuç şaşırtıcı derecede iddiayı çok kere doğrular. Research Affiliates adındaki bir şirket de bu iddianın doğru olup olmadığını denemek için kolları sıvarlar ve onlarca sene her yıl 1000 hisse senedi arasından gelişigüzel seçilmiş 30 hisse senedini takibe alırlar. Sonuç şaşırtıcıdır. Her 100 portföyden 98’i Malkiel’i doğrular şekilde endeksin üzerinde performans sergilemiştir. Sonuçlar her ne kadar ilginç olsa da, borsada yatırım yapmanın maymunlara teslim edilmeyecek kadar ciddi bir iş olduğu unutulmamalıdır.

Bir zamanlar benim çok param vardı ve sonradan tüm paramı borsada kaybettim diyen insanlara denk gelmişsinizdir. Gerçekteyse borsalar o kadar da tehlikeli yerler değildir, fakat yüzme bilmeyen birinin dalgasız sularda da olsa boğulabileceğini unutmamak gerekir. Borsalarda ne yapıldığını merak ediyorsanız, oralarda olan bitenler aslında hiç de yabancısı olduğumuz şeyler sayılmaz. Borsalarda etrafınızda gördüğünüz, ürünlerini ya da hizmetlerini satın aldığınız, bir kısmını muhtemelen bildiğiniz şirketlerin hisse senetleri sürekli olarak el değiştirir. Koskoca şirketler nasıl olur da bir gün içinde defalarca alınıp satılır diye aklınıza bir soru geldiyse bunun cevabı da basittir: Borsada şirketlerini temsil eden tek bir hisse senedi, o şirketin eşit fakat çoğunlukla sadece küçük bir kısmına sahip olmayı temsil eder. Diğer bir değişle bazı şirketlerin hisse senedini, o şirketin ofisindeki sıradan bir ampulden çok daha ucuza da satın alabilirsiniz, bu tamamen o şirketin kaç adet hisseden oluştuğuna bağlıdır. Aslında borsadan hisse senetleri toplamakla köşe başında bir bakkal dükkânı açmak arasında, şirket türü ihmal edilirse, çok az fark vardır; ikisi de batabilir, ikisi de kar elde edip teoride sonsuza kadar size gelir getirebilir. Bir fark da şudur ki, bakkal dükkânı siz kurduysanız, orayı siz yönetirsiniz, fakat koskoca bir çikolata fabrikasının tek bir çikolatası kadar ancak ederi olan bir hisse senediyle, o şirketi yönetme şansınız pek olmayacaktır. Yönetemediğiniz bir şirkete paranızı emanet etmek ve şirketin emanet ettiğiniz parayla sizin çok da anlamadığınız işler yapıp zarar edersen razıyım demek hoşunuza gider ya da gitmez ama borsalar açısından durum böyledir. Borsaların bir çeşit kumar olduğunu düşünüyorsanız, bu konuyu yeniden ele almanız da fayda var, çünkü sizin ya da çocuğunuzun çalıştığı şirket sizi istihdam edeceği parayı borsa sayesinde finanse etmiş olabilir. Kaldı ki, bindiğiniz arabadan içtiğiniz meşrubata kadar aklınıza gelebilecek birçok ürünü üreten firmaların hisse senetlerinin borsada işlem görüyor olması olasıdır ama her şeye rağmen hisse senedi riskli bir yatırım aracıdır ve tam da bu yüzden bu piyasalarda özellikle bilinçsizce atılan adımlar sizi hüsrana uğratabilir. Zaten firmaların da size fısıldadığı şey budur: Kârıma ortak olmak istiyorsan riskime de ortak olmak zorundasın. Risk iştahı düşük, yani riski daha az sevenler için, risksiz yatırım araçları da vardır. Bunlara görünüşte risksiz fakat gerçekte riskli araçlar da diyebiliriz.

Devletler, bankalar ve şirketler paranızı alıp hiçbir şarta bağlı olmaksızın belirli bir vade sonunda daha fazlasıyla ödemeye razıdırlar ve her birinin de bu rızalarını haklı çıkaracak makul gerekçeleri vardır. İlk olarak devlet, bütçe açıklarını finanse etmek için paranıza taliptir ve paranızı onlara, bir bakıma kiraya vermeniz karşılığında bir miktar ödeme yapmayı taahhüt eden araçları piyasaya arz ederler ki bunlara devlet tahvili ya da bono denir. Bunlar sahiden de çok düşük risk içeren yatırım araçlarıdır. Devletin iflas etme olasılığı herkesten daha azdır ve dahası devlet bizim için en güvenilir merci konumundadır. Devletin size ödemeyi taahhüt ettiği parayı geri vermeme ihtimali düşüktür, çünkü devletler parası kalmasa bile vergileri arttırmak suretiyle size olan borcunu yine sizden aldığı parayla ödeme gibi bir lükse sahiptirler. Diğer taraftan her devletin borçlarını kazasız belasız ödeme ihtimalleri de birbirine eşit değildir ki bu yüzden bu riski ölçen firmalar devletlere de bir kredi notu çıkarırlar. Her halükarda devlet paranızı ödese bile, devlet tahvillerinin getirisi oldukça düşüktür ve az birikiminizle sizi tatmin edebilmeleri çok zordur.

Şurası bir gerçek ki, paramız az ya da çok olsun, hiçbirimiz artık onu yastık altında tutmak istemiyoruz ve bankalar da bunun hanidir fazlasıyla farkındalar. Neden bankalar paramızı saklama hizmeti karşılığında, bizden para isteyeceklerine, bize fazladan para veriyorlar? Elbette, bizden aldıkları paraları daha çok paraya ihtiyaç sahiplerine (fon talep edenler) satmak için, üstelik bizden aldıklarından çok daha fazla parayı başkalarına satabiliyorlar. Peki, neden insanlar, parayı belirli bir vadede daha çok paraya almak istiyorlar? Çünkü onlar da aldıkları parayla daha çok para kazanmayı umut ediyorlar ya da ileride sahip olacaklarını umdukları paraya şimdiden ihtiyaç duyuyorlar. Yarın daha çok üretip, daha çok kazanacağımızın bir garantisi tabii ki yok ama en azından beklentimiz bu yönde. Aynı zamanda bankalar sizden aldıkları paraları öyle yoldan geçen herkese vermiyorlar, sırf bu işi daha güvenli bir mekanizmaya içinde sürdürebilmek için son derece zeki insanları bünyelerinde çalıştırırlar. Çoğunlukla da başarılı olurlar ve sonucunda ise hem sizden aldığı parayı size zamanında faiziyle geri öderler, hem hissedarlarına kar dağıtırlar hem de çalıştırdıkları zeki adamların maaşlarını zamanında yatırırlar. İşler tersine gitmediği sürece her şey yolundadır ve bankaların çoğu zaten batması çok zor ya da batmasına göz yumulamayacak kadar dev varlıklardır. Fakat alınan tüm önlemlere rağmen büyük krizlerde olduğu gibi, kimi zaman bankaların da battığına şahit olabiliriz. Ne demişler, ağaca dayanma kurur insana dayanma ölür.

Son olarak da şirketler de sizden zaman zaman borç almak isteyebilirler, zaten bankalardan ödünç aldıkları para sizin paranız olduğuna göre, direkt size başvurmaları daha az maliyetli olacaksa bu yolu seçerler. Size teklif ettikleri faiz oranı, genelde bankaların mevduat faizinden biraz yüksekken, bankaların onlara borç vermek için teklif ettikleri faiz oranından düşüktür. Aradaki fark, aracının ortadan kalmasıyla ilgilidir, diğer taraftan borç veren açısından bankalar da bir şirket olmasına rağmen genelde şirketlere borç vermek daha risklidir, çünkü onların finansal cüsseleri bankalar kadar iri kıyım değildir.

Spekülatör bir ruha sahipseniz seçenekleriniz bunlarla da sınırlı değildir. Kaldıraçlı alım satım yapabileceğiniz türev araçlar önünüze sayısız risk seçeceği sunarak, sizi bir tarafı kaybetme bir tarafı kazanma olan iki ucu keskin bir bıçakla oynarcasına heyecandan heyecana sürükleyebilir. Türev araçlar denilen bu kaldıraçlı ürünler özünde riskten korunmak için icat olunmuşlardı fakat risk iştahı doymak bilmeyen yatırımcılar, onları aksine, doymak bilmez risk iştahını doyurmak için bulunmaz bir fırsat olarak kullanmaya başladılar.

Bir liranızla yüz lira yatırım yapabilir misiniz, ya da daha fazlası? Eğer bir liranızı yüz liralık bir yatırımının sebep olabileceği bir zarara marj olarak koyarsanız, bu imkanı size tanımak için sizi hevesle bekleyen yüzlerce aracı kurum bulabilirsiniz. Kaldıraçlı ürünler, teorik olarak herhangi bir yatırım aracının değeri referans alınarak türetilebilir. Değeri değişken olan ve aklınıza gelebilecek her şey de bir yatırım aracı olabilir ve yatırım ürünlerinin birbirlerine karşı değerleri de baz alınarak bunun yapılabileceğini tasavvur ederseniz, hayal edemeyeceğiniz sayıda ürünün türetilebileceğini tahmin etmek zor olmayacaktır.

Türev ürünlerin dünyası gerçekten sandığımızdan çok daha çeşitlilik içerir, hacim yönünden bakılırsa türev ürünler piyasasının şimdiki kralı Foreks piyasası olarak bilinen uluslararası döviz piyasasıdır. Bu piyasa gerçekten ilgi çekicidir, çünkü günlük işlem hacmi yaklaşık ortalama 5 trilyon dolar (tamamı kaldıraçlı işlem değildir) civarındadır ve bu piyasa borsalar gibi organize piyasalar kapsamına girmez, diğer bir ifadeyle bu piyasalar merkezi bir otorite tarafından düzenlenmezler. Herhangi bir şekilde size ulaşmayı başaran telefonun ucundaki satış uzmanı, falanca paritedeki oynaklığa falanca zamanda yatırım yapmış olsaydınız, bugün paranızın şu kadar katına çıkmış olacağını size söyleyerek sizi yatırım yapmaya teşvik etmeye çalışır. Eğer yerel düzenleyici kurum bir kısıtlama getirmemişse, çalıştığınız aracı kurum size paranızın yüzlerce katına kadar işlem yapma imkânı sunabilir. Örneğin elinizdeki bin dolarlık birikimle yüz bin dolarlık bir alım satım işlemi gerçekleştirebilirsiniz. Böyle bir işlem gerçekleştirmeniz durumda, üründeki her fiyat hareketi size 100 katı şeklinde yansır, yani yüz katı kar ya da yüz katı zarar. Yatırımcıların büyük bir kısmının bu piyasada hüsrana uğradığı yatırım yapanlar da dâhil çoğu kişi tarafından bilinmesi, bu piyasanın cazibesini yok etmez, çünkü zaten hayatta da çoğu kişi kaybettiği halde yaşamaya devam ederler.

Foreks’te siz paranızı kaybettiğiniz takdirde, elbette paranız uzay boşluğunda gözlerden kaybolacak değildir. Fizikte nasıl ki, enerji sabittir ve sadece form değiştirir, ekonomide de para için benzer bir durum geçerlidir, o sadece el değiştirir. Eğer yaptığınız işlemler piyasada gerçekleşiyorsa, paranızın kimin eline geçtiğini bilemezsiniz ve bunun çok da önemi yoktur, siz kaybederken dünyanın diğer ucunda birileri kazanmış ve paranız da olsa olsa onun eline geçmiş olmalıdır. Sizi ve karşınızdakini bir araya getiren aracı kurumlar ise, bu hizmetleri karşılığında küçük bir komisyon alırlar ve işlem sonlanır diye düşünebilirsiniz. Aslında bu durum her piyasada olan bir şey olabileceği için çok da önemli sayılmaz. Foreks piyasasında ise, bazen girdiğiniz işlemler piyasaya iletilmeyebilir ki, böyle bir durumda siz kaybettiğinizde, sizin kaybettiğinizi kazanan, birlikte çalıştığınız aracı kurumdan başkası olmayacaktır, bu sisteme teknik tabirle piyasa yapıcılık denilmektedir. Normal şartlar altında bunun da aslında çok bir önemi olmayacağını düşünerek; ben kaybettikten sonra, kazanan kim olursa olsun diyebilirsiniz. Ayrıca Foreks aracı kurumlarının da ara sıra canlarının neden işlem yapmak istemeye hakkı olmasın? Elbette vardır, ama esas soru, piyasada işlem yapmak için, neden evde otururken bir aracı kurumda hesap açmak yerine, bir aracı kurum kurmayı tercih edesiniz, bu sizin için çok daha maliyetli olmaz mı? Bu sorunun aslında akla yatkın bir cevabı vardır, çünkü piyasada çoğunluk kaybeder, fakat birileri yine de kazanır; eğer siz çoğunluğu temsil edecek sayıda bir grup oluşturmayı başarırsanız ve hepsinin yaptığı işlemleri karşılayacak güce de sahipseniz, çoğunluğun zarara uğrarken siz kar edecek, azınlık kar ederken de siz zarara uğrayacaksınızdır; fakat toplamda yine siz karlı çıkacaksınız. Böyle bir durumda, az sayıda büyük hacimli müşteriler yerine, küçük hacimli de olsa sayısı olabildiğince çok müşteriyi firmanızla çalışmaya çekmek sizin için çok daha akılcıdır. Buraya kadar aslında her şey normal görünüyor ama tek bir şeyi unutmayalım. Foreks piyasası tezgahüstü olduğuna göre fiyatlar neye göre belirlenecek? Ortada tek bir piyasa olmadığına göre mutlaka tarafsız bir kurumun fiyatları referans alınmalı, diğer türlü yarışmaya girdiğiniz rakibin oyun sırasında kendi lehine kurallarla istediği gibi oynayabilmesi gibi bir haksızlık ortaya çıkacaktır. Üç-beş kuruşluk farkların ne önemi olur diye düşünmeyin, kaldıraçlı piyasalarda ufak farklılıklar bile çok büyük önem taşır. Cebinizdeki Euro’yu satıp karşılığında Dolar alabilir ya da tersini yapabilirsiniz, iki durumda da cebinizdeki paraya karşı değer kazanabilir ya da değer kaybedebilir; fakat ne olursa olsun cebinizdeki para duracak ve siz aldıktan sonra değer de kaybetmiş olsa, para birimi tedavülde kaldığı müddetçe hala bir değeri olacaktır. Foreks’te ise cebinizdeki parayı satıp başka bir para almazsınız, onun yerine yaptığınız şey, bir paranın başka bir paraya karşı olan göreceli değerini almak ya da satmaktan ibarettir ve bunu mevcut değerin katları şeklinde yansımasını göze olarak yaparsınız. Yüksek bir kaldıraç yüzünden, küçük bir fiyat oynaması da paranızın tamamını uçmasına sebep olabilir.

Son yıllarda riski seven insanlar için bir şeyin daha türediğine hep beraber şahit olduk ve hatta bir aralar yaşlı genç herkesin dilinde o vardı: Bitcoin… Sanal ya da kripto para olarak bilenen bu yeni icadın mucidi olarak Satoshi Nakamoto ismi geçse de, bu para biriminin kim ya da kimler tarafından icat olunduğu aslında hala netliğe kavuşmuş değil. Sonradan Bitcoin’in dayandığı teknoloji kullanılarak üretilen Bitcoin benzeri sanal paraların çeşidi şimdiden binleri aşmış durumda, fakat en çok bileneni hala Bitcoin, çünkü o sanal paraların ilki olma özelliğini taşıyor. Bitcoin’in bildiğimiz eski paralara benzemeyen bazı yönleri var. Bu paranın diğer paralar gibi arkasında merkezi bir otorite yok ve onu denetleyen bir kurum da bulunmuyor.

Esasında para dediğimiz şey belli işlevleri yerine getirdikten sonra her şey olabilir; özellikle de o şey paranın ölçü birimi olma işlevine sahipse. Bunun örnekleri de hiç az değil; tarih boyunca çeşitli tahıllardan deniz kabuğuna kadar birçok nesne paranın bugünkü bildiğimiz şeklinde gelene kadar para olarak kullanıldı.

Doğrusu Bitcoin’in de ölçü birimi olma işlevini yerine getirmeye oldukça müsait bir yapısı olduğu söylemek yanlış olmaz. Her şeyden önce bu paranın arzı sınırsız değil ve yenilikçi bir teknolojik altyapıya dayanıyor. Bu açıdan bakarsak, onun gelecekte uluslararası bir para birimi olabilmesinin ihtimal dâhilinde olduğunu düşünmek hiç de gerçek dışı bir beklenti olmasa gerek.

Bu sanal para biriminin temeli, dağıtık verilerin bir yerden bir yere şifrelenerek aktarımını ve takibini sağlayan blok zinciri denilen bir sisteme dayanıyor. Burası oldukça önemli, çünkü bu sistem aslında Bitcoin’den çok daha fazlasını bize verebilecek bir veri tabanı teknolojisi… Eğer bir çanta dolusu paramız varsa, bu paraları çalınma ya da kaybolma tehlikesine karşı, kopyalayıp her bir kopyayı farklı yerlerde saklamamız normalde mümkün değildi. Bu yüzden bugüne kadar paralarımızı daha güvenli bir şekilde saklayabilmenin en iyi yolu bankada adımıza bir hesap açıp onları bankaya yatırmak oldu. Paramızı bankada saklamak, çok güvendiğimiz bir dostumuza borç vermeye aslında çok benzer, çünkü ikisinde de paramızın daha güvende olduğunu düşünürüz. Dostumuzun verdiğimiz parayı çaldırması ya da kaybetmesi, onun bize paramızı geri ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca paramızı bir kere borç verdikten sonra, dostumuzun onu nasıl saklayacağının artık bizim için önemi yoktur. İster kasasında saklar, ister o süre zarfında o da başka bir dostuna borç verir. Bizim için önemli olan vadesi gelince bize paramızı kuruşu kuruşuna geri vermesidir. Bankaların da yaptığı aslında bundan farklı bir şey sayılmaz, onlar da bizden para toplar ve sonra da o parayı vade boyunca istediği şekilde değerlendirir. Asıl sorun bankaların kime ne kadar borcu olduğunu ve kime ne kadar borç verdiğini nasıl aklında tutacağıdır. Bunun için elbette güvenli bir kayıt sistemine sahip olması gerekir. Parayı kopyalayıp aynı anda iki yerde saklamanız anlamsızdır, fakat kayıtların çoğaltılıp birden çok yerde saklanması son derece makuldür, birini kaybederseniz diğeri bakabilirsiniz. Peki, tüm bunların blok zinciriyle ilişkisi nedir?

Eskiden unutmamak için kâğıtlara yazardık, sonra kayıtları teksir etmeyi öğrendik, en sonunda da kayıtları dijital ortama taşımayı… Şuanda bankadaki paralarınız, tapularınız, kimlik bilgileriniz ve çok daha fazlası da muhtemelen birden çok dijital merkezde kayıt altında tutularak saklanıyordur. Yani birine bir şey olursa diğerinde de aynı kayıtlara ulaşmak mümkün. Aslında Facebook’ta paylaştığımız albümlerimiz bile öyle saklanıyor. Bu tarz veri saklama yöntemi çok merkezli veri tabanına dayanıyor, blok zincirlerindeyse bundan daha fazla veri güvenliği sunar biçimde veriler dağıtık tutulur. Diğer bir ifadeyle kayıtlar aynı anda her yerdedir. Bunu banka örneğine uygularsak, bankada ne kadar paramız olduğuyla ilgili her kayıt blok zincirinde yalnız bankada saklanmaz; o kayıtların ve kayıtlara ait her bir değişikliğin kopyaları bankayla aynı anda hem sizde hem de diğer tüm banka müşterilerinde bulunur. Elbette bu kayıtlar anonim bir şekilde takip edilebilir; tıpkı bir kimlik numarası görüldüğü halde, kimlik numarasının kime ait olduğunun bilinmemesi gibi… Öyleyse bu durumda banka gibi bir aracıya ne gerek kalıyor? Görünüşe göre pek kalmıyor. Aradan bankalar çıkınca da, aslında bu durumda size ait paranın size ait olduğunu bilen hiç kimse de kalmamış oluyor. Nasıl, büyüleyici değil mi?

Bitcoin fenomeninin spekülatörlerin bu kadar ilgilisini cezbeden tarafı ise, bu sanal paranın ortaya çıkışından beri finansal açıdan değerinin müthiş bir oynaklık göstermesi oldu. Bitcoin’in ilk kez sahnede göründüğü 2009 senesinde değeri 1 sent bile değilken, geçen zaman zarfında 20000 Dolar sınırına kadar yaklaştı. Üstelik 1000 dolardan 20000 dolar sınırına ilerlemesi sadece 1 sene içinde gerçekleşti. Tüm bunlar göz önüne alındığında, etraftaki insanların, şu zamanda Bitcoin’e şu kadar yatırmış olsaydım bugün bu kadar çok param olacaktı türünden muhabbetlerine sıkça rastlamamızı şaşırtıcı sayamayız.

Bu yüksek oynaklık, ekonomik değere sahip her şeyde olduğu gibi, Bitcoin’de de arz-talep sonucunda oluşuyordu. Bitcoin’in arzının 21 milyonla sınırlı kalacağı ve hali hazırda bunun yarıdan fazlasının üretilmiş olduğu konuyla ilgili herkes tarafından biliniyor, fakat talep tarafında nelerin olabileceğini kimse kestiremiyor. Bitcoin talebi tamamen beklentilere bağlı olarak kimi zaman astronomik bir biçimde artıyor ve sonra sert biçimde geriliyor, fakat sonradan yine bir önceki artışından daha çok yükseliyordu. Bitcoin’e olan talepteki bu isteri çoğu kişinin aklına Hollanda’daki Lale çılgınlığını getirmişti.

Hollanda’da 17. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanmış Lale çılgınlığı diye bilinen finansal balonu, konuyla ilgilenmiş olup da duymamış olanların sayısı herhalde çok azdır. Lale soğanı Hollanda’ya ilk defa 16. yüzyılda, İstanbul’dan dönemin Hollanda büyükelçisi tarafından götürülmüş ve çok rağbet görmüş. Orada bir süre sonra bir statü göstergesi sayılmaya başlanınca da haliyle zengin kimselerin hanımlarından kocalarına, komşunun kocası karısına Lale soğanı almış sen niye bana almadın diye hayıflanmalar başlamış. Derken lale soğanı fiyatı hızlıca artmış ve 1636 senesinde bir Hollandalının ortalama yıllık gelirine eşit hale gelmiş, sonra onunla da kalmayıp 1637’de fiyatlar yaklaşık 10 kat daha artmış. Belli ki konu bir yerden sonra, Lale soğanı, sadece Lale soğanı değildir boyutuna taşınmış.  Bu tür hadiselere finans sahasında balon deniliyor. Bilindiği üzere balon içinde hava olmadığı durumda bir avuç içine sığacak hacmindeyken, onun içi havayla doldurulunca çok daha büyük bir hacme ulaşır. İçinde hava olmasa balonun gerçek hacmi elbette o kadar olmayacaktır ve balona hava üflenmeye devam edildiği takdirde balonun bir yerde patlayacak olması kaçınılmazdır. Finansal balonların içi de tıpkı bunun gibi rasyonaliteden ve gerçeklerden kopuk beklentilerin havasıyla dolar. Özellikle spekülatif bir araca dönüştürülen herhangi bir şeyin, patlayana kadar fiyatının şişmesi geçmişte örneğine az rastlanan bir durum değil. Normal durumda laleyi ne kadar seversek sevelim, hiçbirimiz ona yıllık gelirinin 10 katını vermeye yanaşmayıp böyle bir durumda altı üstü bir lale olsa da olmasa da olur deyip geçeriz. Ancak 10 yıllık gelirimiz fiyatındaki bir laleyi kısa bir süre içinde çok daha yüksek bir fiyattan satabileceğimiz beklentisine sahipsek, laleyi sevmesek bile onu satın almaya istekli olabiliriz ve bu bize gayriakli de gelmeyebilir.

Esasında finansal şişkinliklere hemen her gün irili ufaklı şahit olabiliriz. Para birimlerini de lale soğanı gibi bir ekonomik meta olarak düşünürsek, benzer balonun para birimlerinin değerinde de söz konusu olabileceği görülür, çünkü para talebi de birkaç faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterir ve bunlardan biri de spekülasyon iştahıdır. Doların uluslararası ticarette yaygın bir mübadele aracı olarak kullanılması dolayısıyla, diğer koşullar sabitken, uluslararası ticaret hacmindeki artışın dolara olan talebi de arttırarak doların değerinde yükselişe sebep olması doğaldır. Ya da Şanlıurfa’da keşfedilen Göbeklitepe benzeri antik bir kentin ortaya çıkarılması, Türkiye’ye gelen turist sayısını belirgin bir şekilde arttırırsa, Türk Lirasının değerinin de buna bağlı olarak yükselmesi beklenir. Bu gibi değer artışları balona sebep olmaz, çünkü arkalarında açıklayıcı reel sebepler mevcuttur. Spekülasyon amaçlı talebin arkasında ise “alıyorum çünkü yükselecek” inancı gibi bazen kendi kendini gerçekleştiren bir kehanetten başka bir şey olmayabilir. Bu düşünce toplumsal bir yanılsamaya dönüştüğündeyse, beklenti en azından balon patlayana kadar kendi kendini besleyerek haklı çıkaran bir kehanet gibi gerçekten de piyasalara yansır ve yükseleceği için alınan finansal ürün, alındığı için yükselmesini bir müddet sürdürür, ta ki satın alanlar bir gün satmaya başlayana kadar. Finansal balonların bir gün patlayacak olmasının sebebi de zaten budur, çünkü spekületif amaçla alanlar, zaten bir gün satmak için alırlar.

Şimdilik Bitcoin’in karşısındaki en büyük tehlike de, onun değerinin gelecekte bir balon gibi patlama olasılığı gibi görüyor. Gerçi bugüne kadar Bitcoin sayesinde zengin olan birileri zaten vardır, fakat tarihteki Lale çılgınlığı ve benzeri her finansal balonda da zengin olan birileri zaten hep olmuştu. Balon sizin elinizde patlamadığı sürece sizin için sorun teşkil etmez. Ancak bazı finansal balonlar patladığında, sonradan tüm ekonomiye sirayet ederek, patlama öncesinde kazananları da etkiyebilir. Buradaki asıl soru Bitcoin’deki yükselişi haklı çıkaracak beklentilerin gelecekte gerçekleşip gerçeklemeyeceğidir, çünkü bazı beklentiler son derece gerçekçi gerekçeler içeriyor olabilir. Bir şirket gerçekten birçok dönem üst üste başarılı işler çıkarmış ve bunu da finansal tablolarında bize kanıtlamışsa, o şirketin hisse senedi fiyatlarının da yükselmeye devam etmesi anlaşılmaz değildir. Bitcoin’in bir finansal balon olabileceğine yönelik şüphelerin en önemli sebebi de, onu satın alan çoğu kimsenin onu gelecekte daha yüksek bir fiyattan satma beklentisi dışında herhangi anlatıyı fazla dillendirmiyor olmaları gibi dururken, yine de Bitcoin’in önümüze serdiği yeni realiteyi, finansal bir balon deyip geçiştirmek de kolaycılık olur. Çünkü o şuanda bile bir paranın sahip olması gereken inandırıcılığı birçok yönden sağlamışa benziyor. Dünyadaki birçok ülke Bitcoin’in hayatımıza getirdiği bu yeni realiteyi anlayıp, ona dair bir politik duruş belirleme gerekliliğinden azade kalamayacaklarının farkındalar. Buna rağmen şimdilik Bitcoin’le alışveriş yapabileceğimiz yerlerin oldukça az sayıda olduğu da bir geçek. Onunla hala manavdan sebze ve meyve alamıyoruz, fakat gelecekte bunun olmaması için bir neden yok. Üstelik Bitcoin mübadele aracı olarak yaygınlaşmasa bile, altın gibi değer biriktirme aracı özelliğini koruyarak da değerli kalmaya devam edebilir. Ne olacağını dünyada kesin olarak öngörebilen kimse yok, yine de Bitcoin’in bütün servetinizi yatırabileceğiniz bir finansal araç olmadığını söylemek yanlış olmaz; çünkü Bitcoin’in diğer finansal araçlar gibi temel analizini yaparak geleceğini tahmin etmeye çalışmak, finansçılardan çok fütüristlerin uzmanlık alanı giriyor gibi duruyor.

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.