İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Teknik Analizde Ustalaşmak İstiyorsanız Bilmeniz Gereken 6 Temel Kural

Finansal çevrelerin bitmeyen tartışma konusudur: Teknik analiz mi temel analiz mi?.. Piyasalarda başarıyı yakalamak isteyenler için hangisi daha faydalıdır?

Sanırım, sonu gelmez her tartışma gibi, bu tartışmanın da galibi hiçbir zaman bulunamayacak. Çünkü her ikisi de aynı amaca ulaşmayı hedefleyen bir yöntem. Piyasalarda herkesin amaçladığı şeyse, hiç şüphesiz, kazanmak! Ve kazandığınız takdirde bunu hangi yolla başardığınızın artık hiç kimse için bir önemi yok.

Esasında bir profesyonel için bu tartışmanın bir sonu olmadığı gibi, bu tartışma anlamsızdır da. Çünkü bir profesyonel ikisini de bilmelidir ve ihtiyaca ve şartların durumuna göre ikisinden de faydalanmaya bakmalıdır. Diğer taraftan, aynı amacı taşıyan bu iki yöntemin de birbirlerine göre üstün ve zayıf yanları vardır, ki bunlara birazdan değineceğim.

Teknik analiz yöntemini ilk ne zaman duydum ve öğrenmeye başladım, hiç hatırlamıyorum. Fakat öğrenmeye başlar başlamaz, teknik analizin çok basit olduğunu düşündüm ve hâlâ da aynı kanaatteyim. Teknik analizde kullanılan, trendler, indikatörler ve osilatörler, destek ve dirençler, pivotlar, formasyonlar ve daha birçokları, bir ilköğretim çocuğuna bile birkaç saatte anlatılabilecek kadar kolay içeriktedir. Ne var ki, anlamak ve uygulamak aynı şey olmadığından, teknik analiz kavramlarını bilmek ile iyi bir teknik analist olmak arasında epey fark vardır. Çünkü bir yöntemi başarıyla uygulama noktasında tecrübe sahibi olmak, o yöntemi öğrenmekten çok daha fazla çaba ve süre gerektirir. Bu tıpkı tüm geometrik aksiyom ve teoremlerin bilinmesine rağmen, bir üçgen problemini çözememeye benzer.

Teknik analizi ne zaman öğrenmeye başladığımı hatırlamama rağmen, onun mantığını gerçek manada kavramaya başlamamın, onu öğrenmeye başladıktan ancak çok zaman sonra olabildiğini biliyorum. Bu dediğim de, teknik analizin dayandığı varsayımlara tekrar bakıp, onları özümsemeye çalışırken gerçekleşmişti. Hani bir teoriyi yalnızca pratiğe dönük olarak öğrenmeye çalışırken, onun üzerine oturduğu ve çoğunlukla şöyle bir göz ucuyla bakıp atlamayı tercih ettiğimiz varsayımlardan bahsediyorum. Oysa en çok orada durmak gerekiyor, çünkü teori anlaşılmadan pratikte başarıyı yakalama şansımız düşüktür. Bu yüzden bu yazımda teknik analiz kuramın varsayımlarıyla ilgili zihninizdeki boşlukları doldurmaya çalışacağım. Bunu yaparken rehberimiz de, elbette teknik analizin baş kuramcısı Charles Dow olacak.

Teknik Analizi Kullanmanın Avantajları

“Teknik analiz mi temel analiz mi?” sorunun kısır döngüsüne kapılmadan aralarındaki farkları anlamak ve yine bu farklardan yola çıkarak teknik analizin avantaj ve dezavantajları üzerinde durmak, zannederim hepimiz için takip edilmesi daha faydalı olacak bir yoldur.

Temel analiz, makro ve mikro düzeyde arz ve talebi etkileyecek dinamikleri nedensellik ilkesi üzerinden anlamaya ve bu yolla piyasaları okumaya çalışan bir analiz yöntemidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, temel analiz bilmek demek, öyle birkaç kitap okumak ile olabilecek bir şey değil. Örneğin bir X şirketinin “Gerçek değeri nedir?” diye sorulduğunda, bunu temel anlamda etkileyecek birçok faktör üzerinde durulabilir: Genel ekonomik durum, X şirketinin yer aldığı sektörün yapısı ve gidişatı ve elbette X şirketinin operasyonel performansı. Açıkçası her biri deştikçe deşilebilir mevzular.

Teknik Analiz Her Piyasada Kullanılabilir

Temel analiz kullanan biri, arz ve talebin fiyat oluşumunu belirleyici olduğunu bilerek, arz ve talebi etkileyecek tüm değişkenleri incelemek ve yorumlamak ister. Elbette bunu yaparken, her sektöre, her alana ve her şirkete aynı derecede vukûfiyet sahibi olması zordur. Bu yüzden birkaç alan üzerine yoğunlaşıp, o alanlarda uzmanlaşma gereği duyar.

Diyelim ki otomotiv sektörünün işleyişine ve konjonktürel yapısına son derecek hâkimsiniz ve gidişatı tutarlı bir şekilde yorumlayabiliyorsunuz, fakat aynı zamanda bir çivi fabrikasının ya da bir biyoteknoloji firmasının gelecekteki durumunu kestirmeye çalışırken aynı mahareti nasıl göstereceksiniz?

Elbette buradaki maksadım temel analizin altından kalkılamayacak kadar karmaşık olduğunu anlatmak değil. Aslına bakarsanız, o da zaten o kadar karmaşık değil… En azından yüzde yüz kesinlik aramıyorsanız, ki bu zaten mümkün değil.

İşte teknik analizin temel analize göre belki de en büyük avantajı da burada saklıdır. Teknik analiz yöntemi, elinizde fiyat grafiği olan herhangi bir yatırım enstrümanında aynı şekilde kullanılır. Diğer bir ifadeyle, siz eğer iyi bir çilingirseniz, teknik analiz de maymuncuk gibi her kapıyı açmaya elverişlidir. Bu açıdan bakıldığında, “Foreks piyasasında teknik analiz nasıl yapılır?” ve “Borsada teknik analiz nasıl yapılır?” gibi iki ayrı soru yoktur. Çünkü teknik analiz, domates piyasasında da aynı şekilde yapılır, borsada da. Dolayısıyla esasında karşı karşıya kaldığımız soru tektir: Teknik analiz nasıl yapılır?

Teknik Analizde Emniyet Kemeri Takmadan Yola Çıkılmaz ve Yolda Güzergâh Değiştirilebilir

Hatırlarsanız, teknik analizde amacın para kazanmak olduğunu söylemiştik. Bu, para neredeyse oraya gitmek demektir. Emniyet kemerinden kastım, teknik analiz yöntemi kullanarak herhangi bir işleme girmeden stop loss, yani zararı kes noktası belirlemek gerektiğidir. Burada temel analizde stop loss kullanılmaz demek istemiyorum, fakat teknik analiz yapısı gereği stop loss kullanılmasını bir bakıma zorunlu kılan bir yöntemdir ve dahası, teknik analiz yöntemi kullanılarak başarılı bir trader olmanın belki de olmazsa olmaz koşullarından biridir. Neden mi? Açıklayayım.

Teknik analiz özünde bir fiyat tahmin etme yöntemi değildir. Peki ya nedir? Fiyatlara bakarak bir strateji geliştirme sanatıdır. Strateji demek de, pozisyona girmeden önce, pozisyon boyunca oluşabilecek her koşulu göz önüne alarak, hangi koşulda ne yapacağını önceden planlamak demektir.

Ayrıca teknik analizde stop loss kullanmak, aynı zamanda piyasayla inatlaşmamak anlamına gelir. Yani siz yoldayken paranın yönü değişebilir, ki bu da sizin güzergâh değiştirmenizi gerektirir. Teknik analizin mantığı; piyasanın nabzını, psikolojisini, davranış kalıplarını koklayarak ona göre hareket etmeyi gerektirir. Boğa görünümlü bir piyasa, eğer bir yer gelip de ayılaşırsa, o artık bir ayıdır ve ayı muamelesi görür. (Ne biçim cümle oldu bu böyle) 🙂

Bu son cümle her ne kadar biraz kulağa tuhaf gelecek olsa da, teknik analizin doğasıyla uyumludur. Şimdi gelin birlikte teknik analizi ortaya ortaya çıkaran Charles Dow’dan, teknik analizin dayandığı varsayımları öğrenelim.

Dow Kuramı Nedir?

Charles Dow bir gazetesi olarak kariyerine başlar, sonrasında ise finans muhabirliğine geçer ve bu işi de doğrusu pek sever.

Dow’un teknik analiz yöntemini ortaya attığı dönem 20. yüzyıl başlarıydı, dolayısıyla bu çizim ve hesaplama işlerini bizim gibi bilgisayar marifetiyle yapmıyordu.

Dow finans muhabirliği icabı piyasaları takip ederken, bir şey fark etti: Ekonomide genel anlamda işler yolunda gittiği zamanlarda, hisse senetleri de beraberce çıkma eğilimine girerken, tersine işler yavaşladığında ise yine hisse senetleri aralarında sözbirliği etmişlercesine birlikte düşüş eğilimi içinde oluyorlardı. Bunu fark eden Dow, sonradan bütün dünyanın beğenerek ya da beğenmeyerek ilgilendiği teknik analiz kuramının temellerini de atmış oldu. Şimdi biz de o temellere daha fazla nüfuz ederek Dow’un düşüncesini daha iyi anlamaya çalışalım.

1. Ortalamalar Her Şeyi İskonto Eder

Bu tabir, olan ve olması beklenen her şeyin piyasalar tarafından fiyatlara yansıtıldığını anlatır.

Amerika seçimlerinde Trump mı Biden mı galip gelecek? Koronavirüste ikinci dalga olacak mı? Aşı bulunacak mı? Sahi ne olacak bu ekonominin hali?..

Teknik analizde bu ve benzeri sorulara cevap aramaya lüzum yoktur, çünkü piyasalar tüm soruları ve beklentileri hesaba katmış ve bunu da fiyatlara yansıtmıştır. Burada bahsedilen ortalama ise endekstir. Örneğin piyasanın genel eğilimini, piyasadaki 100 hissenin ağırlıklı ortalamasını alarak göstermeye çalışan Bist-100 endeksi gibi.

Bu işe yeni başladığım zamanlarda Bist-100 ya da ona benzer bir endeksin niye takip edildiğini düşünürdüm. İçimden kim endeks satın alıyor ki derdim. Örneğin ben gittim falanca şirketin ya da şirketlerin hissesini aldım. Beriki adam desen, o da öyle yaptı. Öyleyse neden endeksin kaç olduğu beni ya da piyasanın genelini ilgilendirsin ki diye kendi kendime sorardım. Sonrasındaysa, ilginç bir şekilde, sadece Bist-100 endeksinin değil, söz gelimi S&P 500 endeksinin bile benim aldığım hisse ya da hisselerle ilişkili olduğunu fark ettim. Bir portföyüm varsa, bu portföy ne kadar iyi olursa olsun, genel piyasanın gidişatıyla adeta ilişkili hareket ediyordu. Endeks düştüğünde, benim portföyümde de öyle ya da böyle bir olumsuzluk yaşanıyordu. Bu ilişki elbette bire bir değildi fakat genelde bariz şekilde hissedilebilen uyumlu bir hareketti.

Dow’un kuramında bahsettiği böyle bir şey olmalıydı diye düşünmeye başladım. Piyasalarda tek ve bütün arasında bir ilişki vardı. Bütün tekil olana yönelik bir şey anlatıyordu. Diğer bir ifadeyle “bütün her şeyi olmasa da, epey şeyi iskonto ediyor olmalı” kanaatine vardım. Sözün kısası, ilk kuramın mantığını kendimce böyle çözdüm.

2. Piyasalarda Üç Tür Trend Vardır

Şimdi geldik işin bam teli kısmına: Trendler!

Teknik analistler arasında oldukça yaygın olarak kullanılan bir tabir vardır: Trend senin arkadaşındır. Bu söz teknik analiz açısından doğru bir sözdür. Çünkü “Teknik analiz nedir?” diye sorulduğunda, buna kısaca trend tespit etme işidir, diye yanıt verilecek olsa bu son derece özet fakat aynı zamanda da doğru bir tanımlama olabilir.

Trend demek, malum eğilim demektir. Eğilim yükseliş yönünde de olabilir, düşüş yönünde de… Birincisine yükselen trend, ikincisine de alçalan trend diyoruz. Piyasa jargonunda ise, yükselişi boğa, düşüşü ise ayı olarak isimlendiriyoruz. Bilirsiniz, boğalar boynuzlarıyla sizi havaya fırlatabilir, ayılar ise altına alıp ezer, yani boğa ve ayı terimlerinin kullanılması bu yüzden.

Elbette bir de yatay trendler var, ki bunlar bize piyasanın yönsüz olduğunu gösteriyor. Diğer bir ifadeyle piyasa yatay ise aslında trend de yok.

Yükseliş trendinde fiyatlar her seferinde yeni en yüksekler yaparken, yeni düşükler de bir öncekinden daha yüksekte oluyor. Düşüş trendinde ise, her yeni dip bir öncekinde daha aşağıda olurken, tepe seviyeler de bir öncekinin hep aşağısında oluşuyor. Yatay piyasada ise, tepeler ve dipler iki paralelin arasına sıkışmışcasına, bir aralık içinde gelip gidiyor.

Her trendin üç türü var demiştik, bunlara da; ana, ikincil ve üçüncül trend deniliyor. İkincil trendler için düzeltme hareketi tabiri kullandığımız da oluyor. Üçüncül trendler ise, özünde kısa vadeli piyasa dalgalanmalarını ifade ediyor. Bunlar arasındaki fark ise süreleri. Birincil trendlerin vadesi bir yıldan birkaç yıla kadar çıkabiliyor, ikincil trendler ise birkaç hafta ile bir yıla kadar sürebiliyor. Üçüncül trendler ise yanlızca birkaç gün civarı.

Bakınız, burada verdiğim bu süreler değişebilir, fakat temel düzen değişmez: Her trend, daha uzundan daha kısaya doğru üç farklı vadeli parçalardan oluşur.

Kırmızı çizgi: Ana Trend, Mor çizgi: İkincil Trend, Açık mavi çizgi: Üçüncül Trend

Evet, yukarıdaki grafikte, kırmızı çizginin üzerinde ana trend olarak bir yükselen trend görüyorsunuz. Piyasanın asıl yönünü bize bu işaret ediyor. Yükseliş trendine rağmen daha kısa vadeli olarak gördüğünüz mor çizginin altında kalan bölgelerde ise, alçalan trendler var. Bu ikincil trendlerin en önemli özelliği ana trendin tersi istikamette olması ve ana trendden daha kısa sürmesi. Ayrıca grafikte, bir de açık mavi ile çizilmiş, diğerlerine göre çok daha kısa süreli olduğunu gördüğünüz üçüncül trendler de var. Bunlar da dikkat edilirse, ana trend gibi hep yükselen yönde gerçekleşmiş. Fakat üçüncül trendlerde böyle bir şart yok. Diğer bir ifadeyle üçüncül trendler ana trend ile aynı yönde olabileceği gibi tersi yönde de olabilir.

Unutmadan, Dow, ana trendlere daha çok odaklanıyordu. Çünkü ikincil veya üçüncül trendlerin arkasında manipülatörler, yani piyasayı aldatmaya çalışanlar olabilir, fakat Dow göre, hiçbir ana trend manipülasyon neticesinde oluşamaz. Çünkü hiç kimse piyasayı uzun süre bir yerden bir yere taşıyamaz.

3. Trendlerin Üç Aşaması vardır

Trendler de insanlar gibi üç aşamadan geçerler: Doğarlar, büyürler ve ölürler.

Doğum aşaması bir biriktirme dönemidir. Olgunluk dönemine hazırlık evresi gibidir.

Olgunluk evresi ise trendin gerçek manada piyasalarda varlığını hissettirdiği aşamadır. Ben varım der.

Ve hiçbir trend sonsuza kadar sürmeyeceğinden bir yerde tükeniş başlar. Artık sokaktaki adam da tüyo vermeye başlar ve belli ki bir aşırılık söz konusudur. Bu aşamadaki trend yönlü hareketler, esasında son çırpınışlar gibidir ve giderek momentum azalır. Uyuşmazlıklar baş gösterir ve akıbet trend tersine döner.

4. Bir Trend Tersine Döndüğüne Dair Kesin Sinyaller Verene Kadar Devam Ettiği Varsayılır

Trendin bittiğini, trend bitti diyen ispatlar gibi bir kuraldır aslında bu. Fakat emin olun teknik analiz için çok önemli bir varsayım. Çünkü bu olmasaydı trendler, biz yatırımcılar açısından çok da bir anlam ifade etmez hale gelecekti.

“Trend nerede bitecek?” ya da “Trend nerede tersine dönecek” bunu bilmiyoruz ve teknik analiz açısından böyle bir sorunun çok da önemi yok. Bizim burada odaklandığımız “Trend var mı yok mu, varsa yönü ne tarafa?” sorusu sadece. Trend varsa trende katılıyoruz, trend bitince de çıkıyoruz. Hepsi bu kadar!

Ya biz girer girmez trend tersine dönerse?.. İşte burada stratejiniz devreye girecek. Yani trendin tersine döndüğüne emin olduğunuz yerde, bir teknik analist olarak zaten sizin de artık orada bulunmamanız gerekir. Bir trendi en başında yakalamak ve sonunda çıkmak harika bir şeydir, fakat emin olun bu, en iyi yatırımcıların başına bile hayatlarında bir ya da birkaç kez ya gelir ya gelmez. Mühim olan trendi biraz geç ama erken, en güvenilir şekilde tespit etmek ve sonrasında da trendin yönü doğrultusunda pozisyonda kalmaktır.

Bitiş sinyallerinin ne olduğu da, haliyle ayrı bir yazı konusudur.

5. Endeksler Birbirini Teyit Etmelidir

Dow, sanayi ve demiryolu endekslerinin birlikte aynı yönde sinyal vermedikçe gerçek bir boğa ya da ayı piyasasının varlığından söz edilemeyeceğini düşünüyordu. Çünkü bu iki sektör de birbirine bağlı olmalıydı. Ona göre sinyallerin aynı anda gerçekleşmesi gerekmiyordu, ancak iki sinyal arasındaki süre çok da uzun olmamalıydı.

Endekslerin birbirini teyit etmemesi de, aslında teknik analiz açısından bir uyuşmazlık sinyalidir.

6. İşlem Hacmi Trendi Teyit Etmelidir

Bakın bu çok kolay anlaşılabilir bir kuraldır. Düşünün ki bir kişi başka bir kişiye bize çok uç gelen bir fiyattan bir şey satmıştır. Bu durumda ne deriz? Alıcı ya da satıcıdan birine kazık yemişsin, diğerine de iyi iş çıkarmışsın demez miyiz? Fakat bize uç gelen bu fiyattan, binlerce kişi milyonlarca adet alım ve satım gerçekleştirmişse, artık bunun mantıklı bir sebebi olmalı diye düşünmeye başlarız.

İşte fiyat düşüşü ve yükselişleri de, bu yüzden hacimle teyit edilmelidir. Edilmelidir ki, konu bir istisna olmasın ve fiyatlamanın sahiden kalabalık bir kitle arasında yapılmış bir mutabakatın sonucunda oluştuğu düşünülebilsin.

Yükseliş trendinde olduğu gibi alçalış trendlerinde de, işlem hacmi, artış ile yönü teyit etmelidir. Örneğin bir yükseliş trend çizgisi tersi yönde kırıldığında bu işlem hacmindeki artışla onaylanmıyorsa, bu bir “ayı tuzağı” olabilir. Benzer şekilde bir yükseliş trendi başlangıcı görünümüyle karşı karşıya kaldığımızda, işlem hacmi buna uygun olarak artmıyorsa bunun da bir “boğa tuzağı” olması ihtimal dahilindedir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.