İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Teknik Analize Giriş – Teknik Analizin Mantığını Kavramak

Bir şeyin gerçek değeri nedir ve değer ile fiyat arasında nasıl bir ilişki vardır? Bir ürün ya da hizmetin fiyatı nasıl oluşur ve bu oluşumun arkasında hangi dinamikler belirleyicidir?.. Bu gibi sorular ekonomi bilimi açısından son derece temel ve önemli sorulardır ve ileri sürülen çeşitli fiyat teorileri bu sorulara cevap ararlar.

Bir malın piyasadaki fiyatının, o mala ait arz ve talebin karşı karşıya gelmesi neticesinde oluştuğunu birçoğumuz biliyoruz. Fakat bu fenomenin farkında olmanın, başlangıçta bize çok fazla bir şey anlattığını söyleyemeyiz; çünkü sayısız ürün ve hizmetin fiyatı bu yolla oluşmasına rağmen, hiçbirinin fiyatı birbiriyle aynı değil. Öyleyse bir ürün ya da hizmetin fiyat oluşumunu anlamak için arz ve talep ilişkisi kadar, arz ve talebi fiyat dışında etkileyen unsurları da bilmemiz ve analiz etmemiz gerekiyor. Örneğin üretilen ürün ya da hizmetin maliyeti bu faktörlerden biridir, fakat şimdi bunlar üzerinde fazla durmayıp konuyu başka bir açıdan ele almaya çalışalım.

D: Talep Eğrisi; S: Arz Eğrisi; P: Fiyat; Q: Miktar

Yandaki grafikte arz ve talep eğrilerinin kesişmesi sonucu oluşan bir denge fiyat ve denge miktar seviyesi görüyoruz. 30 lirada piyasadaki talep miktarı 200, aynı şekilde 30 lirada arz miktarı da 200. Dolayısıyla herhangi bir arz ya da talep fazlası söz konusu değil ve bu haliyle piyasada bir denge söz konusu. Fakat dikkat edilecek olursa grafik üzerinde 35 lira ve 25 lira seviyelerinde (denge fiyattan sapıldıkça) sırasıyla arz ve talep fazlası oluştuğu görülüyor.

Şimdi grafikten hareketle, gerçek hayatta karşımıza çıkabilecek bir örnek düşünelim ve hamsinin kilosunun pazarda 30 lira olduğu bir günü gözümüzde canlandıralım. Mevcut durumda balıkçılar 30 liradan 200 kilo hamsi satabilir ve bu durumda günlük ciro 30*200=6000 lira olur. Elbette balıkçılar satıcı (arz) tarafında olduğu için elindeki hamsileri size mümkün olan en yüksek fiyattan satmak isteyeceklerdir. Fakat balıkçılar ellerindeki hamsileri kilosu 35 liradan sattığında 200 kilo değil yalnızca 150 kilo hamsi satabilecek ve bu durumda toplam ciro da 150*35=5250 liraya inecek; dolayısıyla balıkçılar hamsiyi 30 liradan daha pahalıya satarlarsa aslında toplamda daha az kazanmış olacaklar. Ayrıca balıkçılar hamsinin kilosunu 25 liradan bile satabildiğine göre, muhtemelen balığın maliyeti onlar için 25 liradan daha düşük (muhtemelen diyoruz çünkü normal koşullarda maliyetinden daha düşük fiyata bir ürün satmak hiçkimse için akıllıca olmaz, fakat kısa vadede piyasada üreticiler olağanüstü durumları atlatmaya uğraşırken, en azından sabit giderlerini karşılayabilmek için böyle bir şeye geçici bir süreliğine razı olabilir) ve hamsi 35 liradan satılabilseydi normalde hamsi satmayan bazı kimseler bile hamsi satmaya girişecek ve arz da 250 kiloya çıkacaktı. Gelgelelim hamsinin kilosu 35 lira olduğunda piyasadaki talep miktarı da (Dikkat: Talebin kendisi ile talep miktarı aynı şey değil.) 150 kiloya düşecek ve balıkçılarında elinde 100 kilo fazladan hamsi kalacaktı. Diğer taraftan hamsinin kilosunu zaten 25 liraya satmaya razı olan balıkçılar da olduğunu unutmayım (üretici rantı).

Şimdi geçelim balık müşterileri (talep) tarafına ve olaya bir de onların gözünden bakalım. Belli ki pazarda canı çok balık çeken kimseler var, baksanıza hamsiyi 35 liradan almaya razılar. Hamsinin kilosu ise 30 lira olduğuna göre, elbette bu kişiler hiç beklemeden 150 kilo hamsiyi alıp evlerine götürecekler. Hatta 35 liraya zaten razı olduklarından 5 lira daha ucuza aldıkları için memnun bile olacaklar (tüketici rantı). 50 kilo hamsiyi de, bari bugün de akşam yemekte hamsi yiyelim diyenler alacak… Peki pazarda başka kimler var?: Hamsinin kilosuna bakıp 50 kilo kadar daha almayı düşünen fakat fiyatın 30 lira olduğunu görünce vazgeçen diğer bir grup… Öyleyse hamsi 35 liraya satılacak olursa oluşan arz fazlası fiyatı 30’a doğru aşağı, 25 liraya satılırsa da oluşan talep fazlası fiyatı yine 30’a doğru yukarı itecek.

Peki son olarak hamsinin kilosu neden hiç 1 lira ya da 1 milyon lira olmuyor ya da olamıyor? Birincisi 1 lira olabilmesi için denizler adeta kendiliğinden hamsi atar hale gelmesi lazım, öyle ki maliyetler bu durumda düştükçe düşsün ve ta ki insanlar deniz kıyısına gidip kendi elleriyle balık toplamak yerine daha yakınlarındaki pazara gidip hamsiye yine de 1 lira ödemeye tercih eder olsunlar. Esasında böyle bir durumda üretici de pek kalmayacak, çünkü 1 liralık kazanç için kimse kılını kıpırdatmaya dahi hevesli olmayacak. Diğer taraftan fiyatlar 1 milyon da olamayacak çünkü o durumda da herkes kendi işini gücünü bırakıp balıkçı olmaya karar verecek ve denizlerde hamsi bırakmayıp arz tarafını patlatacaklar. Dahası hamsiseverler de başka alternatiflere yönelmeye başlayınca talep yine düştükçe düşecek ve düşen talep yüzünden milyonluk hamsiler yeni-eksi bütün balıkçıların elinde çöpe dökülmek zorunda kalacak. İsterseniz bu marjinal örneği bırakıp yine hayata dönelim.

Duy: Talep Eğrisi; S: Arz Eğrisi; P: Fiyat; Q: Miktar

Bu noktada sorumuz şu: Daha yüksek bir fiyat seviyesinde yeni bir denge fiyat ve miktara ulaşılması nasıl mümkün olabilir? Bunun cevabı da yandaki grafikte saklı: Talep eğrisi bir bütün halinde sağa kayarsa, daha yüksek bir fiyat seviyesinde yeni bir denge kesişmesi olacaktır. Elbette bu da, daha yüksek bir seviyede yeni bir denge fiyat ve miktar demektir. Aksine talep eğrisi sola kaydığında ise daha düşük seviyede bir denge fiyat ve miktar oluşumuna şahit olacağız. Arz eğrisinin sağa-sola kaymaları ise denge seviyesinin belirlenmesinde, talep eğrisinin sağa-sola kaymalarının tam tersine bir etki bırakacaktır.

Buradan çıkaracağımız sonuç ise şu: Yükselen ya da düşen fiyatlar talep ya da arz miktarını değiştirmeyip fiyatı aşağı ya da yukarı baskılamıyorsa; piyasada arz ya da talebin miktarı değil kendisi değişmiştir.

Bu balıkçılık hikayesi çok uzadı, bunun teknik analiz neresinde diye düşünmeye başlayanlar olabilir. Fakat aslını isterseniz çok yakından ilişkisi olduğunu düşünüyorum ve birazdan bu ilişkiyi size göstermeye çalışacağım. Ama önce bu arz talep işini bir özetleyelim:

  1. Belirli bir arz talep koşulu altında fiyatlardaki artış ve azalışlar arz ya da talep miktarını arttırır ve bu da yarattığı arz ya da talep fazlası sebebiyle fiyatları daima denge fiyat seviyesine dönmeye zorlar.
  2. Mevcut durumda fiyatlar denge fiyatın üzerinde oluştuğunda o seviyede düşen talep miktarı, arz fazlası; aşağısına düştüğünde ise düşen arz miktarı, talep fazlası yaratır.
  3. Denge fiyat üzerinde oluşan fiyatlamalar ne talebi ne de arzı etkiler. Hikaye değişmediği sürece, denge fiyattan sapan fiyatlamaların etkilediği tek şey talep ya da arz edilen miktardır.
  4. Herhangi bir ürün ya da hizmetin talep ya da arz edilen miktarıyla olan bu ilişkisi genel geçer bir durumdur. (Veblen etkisinde olduğu gibi istisnalar görülebilir.)
  5. Talep edilen ya da arz edilen miktardaki değişimler fiyatların denge fiyata göre ucuz ya da pahalı olmasına bağlıdır. (Borsada biz buna iskontolu ya da primli diyoruz.)
  6. Denge fiyata göre ucuz olan bir ürün ya da hizmetin (ya da hisse senedi) fiyatı arttığında arz da artıp fiyatları baskılıyorsa, değişen fiyatlar temel değişimi (arz ve talep değişimi) yansıtmıyor demektir.
  7. İçsel ve dışsal değişkenlere bağlı olarak arz ve/veya talepteki değişimler daha yüksek ya da daha düşük seviyede yeni bir denge fiyat oluşmasına sebep olur.

Buraya kadar anlattıklarımızla ilgili son olarak şunu söyleyelim, mevcut koşullar altında denge fiyatı ya da hikayenin değişimine bağlı olarak arz ve talepteki değişimler sonucunda oluşabilecek yeni denge fiyatı tespit etme çalışmalarına temel analiz diyoruz.

Teknik analizde ise bunları yapmıyoruz. Peki ne yapıyoruz? Esasında temel analizcilerin (varsayım olarak) ya da piyasanın yaptıklarına bakarak piyasayı anlamaya çalışıyoruz. Yani fiyatlamanın arkasında neler oluyor bunu bilmiyoruz. Bizim yaptığımız şey, türevi alınmış bir fonksiyonun integralini alarak fonksiyonun kendisine ulaşmaya benziyor. Türevini bildiğimiz bir fonksiyonun kendisine integralini alarak ulaşabilir miyiz?.. Matematik derslerinden hatırlarsanız bir sabit farkla evet. 🙂 Mademki arada bir sabit fark var, öyleyse bu işlemi yaparken kendimize mutlak manada güvenmememiz gerekiyor. Diğer bir ifadeyle, teknik analizle yatırım kararı alırken, mutlaka bunu tamamlayacak bir strateji geliştirmemiz gerektiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız.

Peki bir temel analist hiç mi yanılmaz? Şüphesiz yanılabilir, hem de hiç akla gelemeyecek sebeplerden ötürü… Örnek mi istiyorsunuz, alın size pandemi… Kim derdi ki küresel bir salgın olacak ve ulaşım hizmetlerinde olduğu gibi birçok ürün ve hizmete yönelik öngörülen talepte dramatik bir biçimde yıkım yaşanacak? İşte bu yüzden, esasında başarılı bir temel analist de, analistik (böyle bir kelime var mı) 🙂 yetenek ve donanımlarına ilaveten yeterli seviyede portföy yönetimi bilgisine ihtiyaç duyar. Konuya teknik açıdan yaklaşanların ise, kanımca bundan daha fazla risk yönetimi bilgi ve disiplinine gereksinimleri olacaktır. Çünkü teknik analiz özü itibariyle, temel analize göre deyimi yerindeyse daha kestirmeci bir yöntemdir. (Ayrıca her yatırımınızı, Popperyen bir yaklaşımla bir hipotezi test eder gibi yapmanızda fayda var.)

Trendler

Teknik analiz nedir? Özünde bir örüntü tanıma ve psikoloji okuma sanatıdır. Örüntü tanımadır, çünkü geçmiş oluşumlardan (formasyonlar) yola çıkılarak geleceğe yönelik bir çıkarımda bulunulur. Psikoloji okumadır, çünkü piyasa eğiliminden hareketle, piyasanın olası davranışları kestirilmeye çalışılır.

Piyasanın psikolojisi, yani davranış kalıpları ya da duygu durumları; üç türde karşımıza çıkar: Yükseliş trendi, alçalış trendi ve yatay trend. Esasına bakılırsa, yükseliş trendi iyimser, alçalış trendi kötümser, yatay trend ise kararsız bir yatırımcı psikolojinin fiyatlara yansımış halinden başka bir şey değildir.

Yukarıda tipik bir yatay trend oluşumunu görüyoruz. Tam bu noktada bir çocuğun eline bir kalem verecek olsak ve bu oluşumu bizim için devam ettirmesini söylesek, o çocuk da bize trendin alt bandıyla (destek) üst bandı (direnç) arasında gidip gelen çizgiler çizmeye başlayacaktır. Benzer şekilde bir teknik analist de aynı grafikten yola çıkarak, üst bantta satıp alt bantta alınması gerektiği yorumunu yapacaktır. Yine bu yatay oluşumdan bakarak piyasanın kararsızlık içinde olduğu değerlendirmesinde bulunacaktır. Çünkü piyasaya baktığında, piyasanın belirli bir aralıkta sadece salındığını görecektir. Ayrıca grafiğin üzerine yerleştirdiğimiz 200 periyotluk bir ortalama, ortalamaların düzleştirici etkisinden yararlanarak piyasanın yatay bir gidiş içerisinde olduğunu zaten bize net bir şekilde gösteriyor. Fiyata fazladan bir de RSI ya da Stokastik gibi bir aşırı alım ve satım (osilatör) göstergesi ekleyecek olursak, muhtemelen o da bize direnç bölgesinde aşırı alım sinyali verirken, destek seviyelerinde ise aşırı satış sinyali verecektir.

Bu noktada arz talep grafiğini tekrar hatırlayalım ve kendimize şu soruyu soralım: Yatay piyasa hareketi ya da formasyonunu, fiyata bağlı değişen arz ve talep miktarındaki değişimin fiyat grafiğine yansımış bir hali olarak düşünürsek yanlış yorumlamış olur muyuz?.. Baksanıza, fiyat artıkça düzenli bir biçimde talep azalırken arz artıyor ve fiyatlar yine yönünü bandın içerisine doğru aşağı çeviriyor. Aynı şekilde fiyat düşüşlerine de artan taleplerle destek geliyor ve fiyatı yine bir miktar yukarı zıplatıyor.

Mevcut trendin değişerek yükselen ya da alçalan trende dönüşmelerini ise, piyasadaki iyimser ya da kötümser beklentilerin doğrudan talep ve/veya arzın kendisini değiştirmesine bağlı oluşan formasyonlar olarak düşünmemiz de yine yanlış olmayacaktır. Fakat biz, bir teknik analist gözüyle baktığımızda; bunun ilk işaretlerini yalnızca destek ya da direncin kırılmasından alırız. Çünkü kırılan bir destek ya da direnç, haddini aşan zıddına döner esprisiyle, nitelik değiştirerek destek ise direnç, direnç ise destek konumuna dönüşür. Yine bu da bize, bir yatırımcı olarak teknik açıdan yön gösterir.

Örneğin destek bölgesinden alım yapan (herhangi bir destek ya direnç seviyesinde, birçok göstergeden yardım alarak, kırılma olasılığının daha yüksek olduğu kanaatine varan bir analist alım ya da satım yapmamayı tercih edebilir, bunun sebebi her analistin her ne kadar her işlemde başarılı olmak gerekmediğini bilse de maksimum başarı oranını hedeflemesidir) bir yatırımcı, kırılan bir desteğin dirence dönüştüğünü bilerek stoplanır, fakat bunun önemi yoktur, çünkü o zaten bu ihtimali düşünerek pozisyona girmiştir.

Kırılan direnç ve destekler ya da dönüşen trendler, bize piyasanın bazen daha iyi bazen de daha kötü fakat yeni başkaca bir durumu normalleştirdiğini ve ona adapte olmakta olduğunu gösterir.

Yükselen bir trend, yatırımcıların iyimser bir ruh haliyle alıcıların satıcılara baskın olduğu bir yapıdır. Yükseliş eğilimde olan piyasada, her yeni dip ve tepe tipik olarak bir önceki dibin ve tepenin yukarısındadır. Fiyatları yukarıya taşıyan şüphesiz artan taleptir. Satıcıların da ellerindeki satmak yerine daha fazla kârı hedeflemeleri arz tarafını kısarak yükseliş trendinin momentumunu artırabilir. Yükseliş trendi kanalı içerisinde, daha yüksek eğimli ikincil trendler görülebileceği gibi, trendin üst bandının dışına taşan yine daha yüksek eğimli ara trendlere de rastlanabilir. Fiyatlar artmasına rağmen talebin azalmaması fiyatların yükseliş hareketini sürekli bir biçimde (trend değişene kadar) destekler. Zaman zaman gelen satışlar kâr realizasyonun sebep olduğu üçüncül trendler ya da düzeltmeler olarak kalırken; iyimser havadan pay almak isteyen diğer alıcılar da bu düzeltmeleri alım fırsatı olarak değerlendirerek piyasanın yeni alıcıları olarak yerlerini alabilirler. Yükseliş trendi, babasından harçlık istemek için babasının eşref saatini kovalayan çocuklar gibi, bütün yatırımcıların tatmin edici kazançlar için birbiriyle yarıştığı bir ortama benzer.

Alçalan bir trend ise, korkunun dışa vurulmuş hali gibidir ve piyasadaki çöküşler genel olarak yükselişlerden daha sert (yüksek volatilite) meydana gelir, diğer bir ifadeyle piyasa yavaş verip, verdiğini hızlı alan bir karakter arz eder. Bunun altında da yine insan psikolojisi yatar, çünkü piyasa hiçbir zaman bunu kendi kendine yapmaz: İnsan doğası kayba, kazanca olduğunda daha duyarlıdır; bu yüzden panik karşısında verilen tepkiler de genelde daha ölçüsüz olur. Bu sebeple bazı düşüş trendlerinde bir şelale formunda uçurum aşağı düşen bir görünümün oluştuğu gözlenebilir ve bunlar özellikle beklenmeyen olumsuz bir gelişme (korona benzeri) neticesinde olur. Bazı durumlarda ise düşüş biraz daha yavaştır, fakat yön yine de aşağıyı gösterir. Bu oluşumlarda alçalan kanalın alt bandındaki alışlar daha çok cılız deneme alışları gibidir ya da kanalın üst bandında açığa satan spekülatörler sattıklarını daha aşağıdan yerine koymak için alış yapıyor olabilirler.

Buraya kadar size teknik analizin belki çıkış fikri olan trendlerden ve biraz da destek ve direnç kavramından bahsettim. Fakat bu sadece işin giriş kısmının özeti mahiyette bir yazıydı.

Destek, direnç, trendler ve kanallar yatırım yaparken nasıl kullanılır?

Doğru destek ve direnç nasıl çizilir?

Formasyonlar nasıl kullanılır ve piyasanın ruh haliyle ilgili bize ne anlatır?

Teknik analizle yatırım yaparken strateji nasıl geliştirebiliriz?

Pozisyona giriş çıkış seviyeleri, hedefler ve stoplar nasıl ve neye göre belirlenir?

İndikatör ve osilatörler ne işe yarar ve aralarındaki fark nedir?

Ortalamalar ve çoklu ortalamalarla bize ne anlatır?

İndikatör ve osilatör optimizasyonu nedir ve nasıl yapılır?

Teknik analiz yaparken dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?

Teknik analizde risk yönetimi ve performans ölçümü nasıl yapılır?

Teknik analizle en iyi sonuçları almak için neler yapmamız gerekir?

Bu ve benzeri soruları ilerideki yazılarımızda ayrıntılarıyla ele alacağız…

Sağlıcakla…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.