İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Warren Buffett: Yatırımcıların Temel Seçenekleri ve Bizim Kesinlikle Tercih Ettiğimiz

Not: Bu yazı dünyanın en başarılı ve en tanınmış değer yatırımcılarından biri olan Warren Buffett’ın 2011 yılında hissedarlarına yazmış olduğu mektubunun önemli bulduğum bir kısmının kendi yapmış olduğum çevirisidir. Çeviriyi yaparken, özgün metne sadakati esas almakla birlikte, Türk okuyucusunun anlayabilmesi maksadıyla hareket ederek, mana odaklı bir çeviri anlayışı benimsedim. Yazınının özgün metnine, yazının sonundaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yatırım çoğunlukla gelecekte daha fazla paraya sahip olmak beklentisi ile, şu an için paradan vazgeçme süreci olarak tanımlanır. Berkshire’da bizim yatırım kavramana bakış açımız ise; gelecekte daha fazla satın alma gücü beklentisi ile -nominal getiriden vergiler düşüldükten sonra- bugün var olan satın alma gücünü bir diğerine transfer etmek gibi (fon fazlası olanlardan, fon ihtiyacı olanlara) çok daha fazlasını isteyen bir yaklaşımı içeriyor. Daha da özlü bir biçimde ifade edecek olursak; yatırım, gelecekte daha fazla tüketebilmek için, bugünkü tüketim fırsatını geleceğe ertelemektir.

Bizim tanımımızdan tabiatıyla önemli bir sonuç çıkıyor: Yatırımın riskliliği, onun Beta’sıyla (pazar riskinin ölçütü) değil, yatırılan paranın, yatırım vadesi sonundaki satın alma gücündeki kayıp olasılığıyla (makul bir olasılık) ölçülür. Varlıkların fiyatlarında büyük dalgalanmalar olabilir fakat varlıklar, onlara yapılan yatırım sonucunda daha fazla satın alma gücü sağlayacaklarsa riskli olarak kabul edilmezler. Öyleyse, hiç dalgalanmayan bir varlık da pekala çok riskli olabilir.

Yatırım seçenekleri ise hem çoktur hem de çeşit çeşittir. Fakat 3 ana kategori vardır ve her birinin içeriğini anlamak da çok önemlidir. Hadi şimdi bunların neler olduğunu teker teker inceleyelim.

  • Belirli bir para birimi üzerine olan yatırımlar, ki bunlar arasında; para piyasası fonları, tahviller ve bonolar, ipotekler, vadeli mevduatlar ve diğer yatırım araçları bulunur. Bu gibi sabit getiri sunan para bazlı yatırım araçlarının çoğunun “güvenli” olduğu kabul edilir. Aslında bunlar, yatırım araçları içinde en tehlikeli olanlar arasındadır. Beta’ları sıfır olabilir, ancak yine de riskleri çok yüksektir. Geçen yüzyıl boyunca bu türdeki yatırım araçları -yatırımcılar zamanında anapara ve faiz ödemelerini almaya devam etse bile- birçok ülkedeki yatırımcıların satın alma gücünü yok etmiştir. Üstelik bu talihsiz durum sonsuza dek tekrarlanacak. Hükümetler paranın nihai değerini belirler ve sistemin güçleri onları bazen enflasyon üreten politikalara yönelmeye iter. Zaman zaman bu tür politikalar rayından çıkar.

Fiyat istikrarı arzusunun güçlü olduğu Amerika’da bile, Berkshire’ın yönetimini aldığımız 1965 yılından beri (47 yıl), dolar %86 değer kaybetti. O yıllarda 1 dolara alınan bir şeyi satın almak için şimdilerde 7 dolar ödemek gerekiyor. Sonuç olarak, vergiden muaf bir kurum, sadece satın alma gücünü korumak istiyorsa dahi, sözünü ettiğimiz dönemdeki tahvil yatırımlarından yıllık %4,3 faiz getirisi elde etmeliydi. Eğer aynı kurumun yöneticileri, bu getirinin bir kısmını da “gelir” olarak kabul edeceklerse, bu da onların sadece kendilerini kandırması olacaktı.

Bir de sizin benim gibi vergi mükellefi yatırımcılar var ki, durum bizim gibiler için daha da vahim. Aynı 47 yıl boyunca, Amerikan Tahvilleri sürekli olarak yıllık ortalama %5,7 getiri sağladı. Bu ilk bakışta iyi bir getiri gibi görünüyor. Fakat bireysel yatırımcının ortalama %25 gelir vergisi ödediği hesaba katılacak olursa, bu %5,7’lik oranın aslında hiç de reel getiri sunmadığı ortaya çıkar. Çünkü evvela gelir vergisi, yatırımcının %5,7 görünen getirisinin %1,4’ünü alır götürür ve geriye kalan %4,3’lük nominal getiri de örtük enflasyon vergisi tarafından yutulur. Bu örtük enflasyon vergisinin, yatırımcıların açıktan ödediği gelir vergisinin 3 katı olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekir. “Tanrıya güveniriz” sözü paralarımızda yazılı olabilir fakat hükümetimizin para basan makinesinin düğmesine basanın insan olduğu besbelli.

Yüksek faiz oranları, elbette, alıcıları para temelli yatırımlarla, karşı karşıya oldukları enflasyon riskine karşı koruyabilir ve doğrusu 1980’lerin başlarındaki faiz oranları bu işi güzel yaptı. Ancak mevcut faiz oranları, yatırımcıların üstlendiği enflasyon riskini karşılayabilmekten çok uzak… O kadar ki, şu anda tahviller bir uyarı etiketi ile satılsa yeridir.

Bu yüzden bugünkü koşullar altında, para bazlı yatırımlardan hoşlanmıyorum. Yine de, Berkshire, daha çok kısa vadeli para piyasası araçları olmak üzere onlardan önemli bir miktar portföyünde bulundurur. Berkshire’da bol likidite ihtiyacı kilit bir önem taşır ve asla önemini yitirmeyecektir, ancak yetersiz oranlar olabilir. Bu ihtiyacı karşılamak için, öncelikle en kaotik ekonomik koşullar altında likit olarak güvenilebilecek tek yatırım aracı olan Amerikan Hazine bonolarına sahibiz. Bizim likidite seviyemiz 20 milyar dolardır ve 10 milyar dolar bizim için mutlak asgari seviyedir.

Likidite ihtiyacımızı ve düzenleyici kurumların bize emrettiği şartları bir kenara bırakacak olursak, biz bu gibi para bazlı menkul kıymetleri yalnızca iyi bir kazanç olasılığı içerdikleri  (ya çöp tahvillerin kredi notu olması gerekenden düşük fiyatlanırsa ya da notları yüksek tahvillerin faizlerindeki yükseliş sermaye kazancı sağlamayı olanaklı kılarsa) takdirde satın alacağız. Nitekim geçmişte bu gibi fırsatları değerlendirdik – gelecekte de değerlendirebiliriz- ama şu an için, içinde bulunduğumuz koşullar bunun 180 derece aksi durumu işaret ediyor. Bugün içinde bulunduğumuz durum, Wall Street’tan Shelby Cullom Davis’in uzun zaman önce yaptığı alaycı bir tespite uygun görünüyor: “Risksiz getiri sunan tahviller, şimdilerde sadece getirisiz risk sunuyorlar.

  • İkinci büyük yatırım kategorisi, asla hiçbir şey üretmeyen, ancak alıcının ileri bir tarihte, sonsuza dek bir şey üretmeyeceğini kendisi gibi bilen bir başka alıcıya daha yüksek fiyattan satabileceği beklentisiyle satın aldığı varlıkları içerir. Laleler, 17. yüzyılda bu tür alıcıların favorisi haline gelmişti.

Bu tür bir yatırım, sürekli büyüyen bir alıcı havuzunu gerektirir, çünkü bunları cazip kılan beklenti de zaten budur: Alıcı havuzunun sürekli büyüyeceği beklentisi… Bu gibi varlıkları satın alanlar, varlığın kendisinin üretebileceği şeyleri dikkate almazlar –ki zaten sonsuza dek cansızdırlar- aksine, başkalarının gelecekte daha da hevesli bir şekilde aynı varlığı talep edeceği düşüncesiyle hareket ederler.

Bu kategorideki temel yatırım aracı altındır ve altın şu anda neredeyse tüm diğer varlıklardan korkan, özellikle de nakitte (ki yukarıda değinildiği gibi, korkmakta haklılar) kalmak istemeyen yatırımcıların favorisidir. Bununla birlikte, altın ne çok fazla işe yarar ne de üretkendir ve bu özellikler onun iki önemli eksiği olduğunu gösterir. Doğru, altının bir miktar endüstriyel ve dekoratif kullanımı vardır, ancak bu amaçlara olan talep hem sınırlıdır hem de yeni üretimi soğurmak için yetersizdir. Bu arada, bir ons altına sahipseniz, sonsuza dek yine bir ons altına sahip olacaksınızdır. Çoğu altın alıcısını, altına yatırım yapmaya yönlendiren itkinin altında, riskten kaçınan yatırımcı kitlesinin sürekli büyüyeceğine olan inanç yatar. Son on yılda bu inancın doğru olduğu kanıtlandı. Ayrıca, yükselen altın fiyatları kendi başına ek bir satın alma coşkusu ve dolayısıyla talep yarattı ve bu yükseliş tezinin doğrulanması alıcıları cezbetti. “Çoğunluk takımına” uyan yatırımcılar katıldıkları hangi çoğunluk takımı olursa olsun, bir süreliğine kendi gerçeklerini yaratırlar.

Geçen 15 yıl boyunca, hem İnternet hisseleri hem evler; başlangıçta mantıklı bir tezin, başarılı bir pazarlaması yapılan yükselen fiyatlarla bir araya gelmesi sayesinde olağanüstü aşırılıklar gösterdi. Bu baloncuklara başlangıçta şüpheyle yaklaşan yatırımcı ordusu, piyasanın sunduğu “kanıt”a yenik düştü ve alıcı havuzu – bir süre için – çoğunluk partisinin tekerini döndürmek için artmaya devam etti. Fakat baloncuklar patlamayı kaçınılmaz kılacak kadar şişti. Ve sonra eski atasözü bir kez daha doğrulandı: “Bilge adamın başlangıçta yaptığını, aptal en sonunda yapar.”

Bugün dünyanın altın stoku aşağı yukarı 170.000 tondur. Eğer tüm bu altınlar birlikte eritilirse, her bir tarafı yaklaşık 68 feet olan (21 metreye yakın) bir küp oluşturacaktır (Bir beyzbol sahasına rahatça sığabildiğini gözünüzde canlandırın). Bunu yazarken ons altın 1.750 dolardan fiyatlanıyor, yani bütün altınların toplam değeri 9,6 trilyon dolara tekabül ediyor. Bu küp yığınına A deyin.

Gelin şimdi bir de eşit maliyeti olan fakat başka varlıklardan oluşan bir B yığını oluşturalım. Bunun için Amerika’daki tüm ekili alanları (yılda yaklaşık 200 milyar dolar üretim yapan 400 milyon akre alan) ve 16 tane Exxon Mobil (dünyanın en karlı şirketi, biri yılda 40 milyar dolardan fazla kazanç) şirketi satın alabiliriz. Üstüne üstlük bu satın alımlardan sonra, cepte bir de 1 trilyon dolar nakit para kalır. B yığını yerine 9,6 trilyon dolarlık A yığını seçen bir yatırımcı olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Mevcut mevcut altın stoku göz önüne alındığında, bunun şaşırtıcı derecede değerli olmasının ötesinde, cari fiyatlarla bugünün yıllık altın üretimini de yaklaşık 160 milyar dolar. Takıcılar ve endüstriyel kullanıcılar, güvenli liman arayışındaki bireyler veya spekülatörler; alıcı kim olursa olsun, mevcut fiyatlardaki dengenin korunabilmesi için bile bu ek arzın sürekli olarak soğurulması gerekiyor.

400 milyon akrelik tarım arazisi, yüzyıllar boyunca şaşırtıcı miktarda mısır, buğday, pamuk ve diğer mahsuller verecek ve para birimi ne olursa olsun, bu değerli cömertliği göstermeye devam edecek. Exxon Mobil muhtemelen sahiplerine trilyonlarca dolar temettü dağıtacak ve dahası trilyonlarca ederi olan varlıklara da sahip olacak (ve unutmayın, siz 16 Exxon Mobil aldınız). 170.000 ton altının boyutu ise hiçbir zaman değişmeyecek ve bu kadar ton altın hiçbir şey üretemeyecek. Küpü okşayabilirsiniz, ancak o, buna da cevap vermez.

Kuşkusuz, geçmiş asırdan günümüze kadar olduğu gibi, ileride de güvenli liman arayan insanların birçoğu yine altına koşacaktır. Fakat ben yine de, 9,6 trilyon dolarlık A yığınının yüzyıl boyunca sürecek değerlenmesinin, B yığının değerlenmesinin çok altında kalacağından eminim.

  • İlk iki kategorimiz piyasada endişe doruklara çıktığında maksimum popülerliğe ulaşır: Ekonomik çöküş üzerine terör, bireyleri özellikle ABD borç senetleri olmak üzere para birimine dayalı varlıklara yönlendirir ve paranın değer kaybı korkusu da altın gibi güvenli limanlara talebi hızlandırır. 2008’in sonlarında, tam da nakitte kalmak yerine nakdin yatırım araçlarına yönlendirilmesi gerektiğinde “nakit kraldır” dedik. Benzer şekilde, 1980’lerin başında, sabit getirili dolar yatırımlarının en cazip olduğu zamanda ise “nakdin çöp” olduğunu duyduk. Bu gibi durumlarda, destekleyici bir kalabalığa ihtiyaç duyan yatırımcıların bu konfor arayışı, onlara çok pahalıya mal oldu.

Benim kendi tercihim – ve bunun geleceğini biliyordunuz – üçüncü kategorimizdir: Yani şirketler, tarım veya gayrimenkuller gibi üretken alanlara yatırım. İdeal olan, bu varlıkların enflasyonist zamanlarda minimum yeni sermaye yatırımı gerektirirken satın alma gücü değerini koruyacak çıktı sunma yeteneğine sahip olmalarıdır. Çiftlikler, gayrimenkuller ve Coca-Cola, IBM ve kendi See’S Candy’miz gibi birçok işletme, yukarıda zikredilen iki özelliğe de sahip olduklarını zaman içinde ispatlamışlar ve bu iki aşamalı testi geçebilmişlerdir. Şüphesiz bazı diğer şirketler ise – bizim regüle edilmiş kamu kuruluşlarını düşünün – enflasyonist ortamda başarısız olurlar ve bu ikili testi geçemezler, çünkü yüklü miktarda sermaye ihtiyacı onları zora sokar. Daha fazla kazanmak için daha fazla yatırım yapmaları gerekir. Buna rağmen, bu gibi yatırımlar da, üretken olmayan altın gibi varlıklara veya para birimine dayalı yatırımlara karşı üstünlüğünü korumaya devam edecektir.

Önümüzdeki yüzyılda para birimi ister altın, ister deniz kabukları, ister köpekbalığı dişleri, isterse de bugün olduğu gibi bir kâğıt parçası olsun; bu bir fark yaratmayacak ve insanlar gelecekte de günlük emeklerinin birkaç dakikasını bir Coca-Cola veya See’nin bazı yerfıstığı şekerlemeleriyle değiştirmeye yine istekli olacaklar. Gelecekte ABD nüfusu daha fazla mal taşıyacak, daha fazla yiyecek tüketecek ve şimdi olduğundan daha fazla yaşam alanı isteyecek. İnsanlar sonsuza dek ürettiklerini, başkalarının ürettikleri şeylerle değiştirecekler.

Ülkemizin iş dünyası, vatandaşlarımızın talep ettiği mal ve hizmetleri verimli bir şekilde sunmaya devam edecektir. Mecazi olarak, bu kârlı “inekler” yüzyıllarca yaşayacak ve bugüne göre daha da büyük miktarlarda “süt” verecek. Ve bu kârlı ineklerin değerleri, mübadele aracı olmalarına göre değil, süt verme kapasiteleriyle belirlenecektir. Sütün satışından elde edilen gelirler neticesinde yatırım sahiplerinin getirisi, tıpkı 20. yüzyılda Dow’un 66’dan 11,497’ye (ve ödenen bir sürü temettü) yükseldiği gibi, bileşik getiri olacak. Ve Berkshire’ın da hedefi yine 20. yüzyılda olduğu gibi birinci sınıf şirketlerdeki hisselerini çoğaltmak olacak. İlk tercihimiz onların tamamına sahip olmak fakat bazılarının tamamına sahip olmasak da büyük miktarlarda hisse senetlerine sahip olmakla da ilgileneceğiz. İnanıyorum ki, herhangi bir uzun vadede, bizim seçtiğimiz bu 3. yatırım kategorisi incelediğimiz diğer kategoriler içinde hep kazanan olacak. Bundan da önemlisi, çok daha güvenli olacak.

Çeviren: Evren Deniz

Özgün metin için: “The Basic Choices for Investors and the One We Strongly Prefer” Sayfa: 17-19

Yorumlar kapatıldı.

Warren Buffett: Yatırımcıların Temel Seçenekleri ve Bizim Kesinlikle Tercih Ettiğimiz

Not: Bu yazı dünyanın en başarılı ve en tanınmış değer yatırımcılarından biri olan Warren Buffett’ın 2011 yılında hissedarlarına yazmış olduğu mektubunun önemli bulduğum bir kısmının kendi yapmış olduğum çevirisidir. Çeviriyi yaparken, özgün metne sadakati esas almakla birlikte, Türk okuyucusunun anlayabilmesi maksadıyla hareket ederek, mana odaklı bir çeviri anlayışı benimsedim. Yazınının özgün metnine, yazının sonundaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yatırım çoğunlukla gelecekte daha fazla paraya sahip olmak beklentisi ile, şu an için paradan vazgeçme süreci olarak tanımlanır. Berkshire’da bizim yatırım kavramana bakış açımız ise; gelecekte daha fazla satın alma gücü beklentisi ile -nominal getiriden vergiler düşüldükten sonra- bugün var olan satın alma gücünü bir diğerine transfer etmek gibi (fon fazlası olanlardan, fon ihtiyacı olanlara) çok daha fazlasını isteyen bir yaklaşımı içeriyor. Daha da özlü bir biçimde ifade edecek olursak; yatırım, gelecekte daha fazla tüketebilmek için, bugünkü tüketim fırsatını geleceğe ertelemektir.

Bizim tanımımızdan tabiatıyla önemli bir sonuç çıkıyor: Yatırımın riskliliği, onun Beta’sıyla (pazar riskinin ölçütü) değil, yatırılan paranın, yatırım vadesi sonundaki satın alma gücündeki kayıp olasılığıyla (makul bir olasılık) ölçülür. Varlıkların fiyatlarında büyük dalgalanmalar olabilir fakat varlıklar, onlara yapılan yatırım sonucunda daha fazla satın alma gücü sağlayacaklarsa riskli olarak kabul edilmezler. Öyleyse, hiç dalgalanmayan bir varlık da pekala çok riskli olabilir.

Yatırım seçenekleri ise hem çoktur hem de çeşit çeşittir. Fakat 3 ana kategori vardır ve her birinin içeriğini anlamak da çok önemlidir. Hadi şimdi bunların neler olduğunu teker teker inceleyelim.

  • Belirli bir para birimi üzerine olan yatırımlar, ki bunlar arasında; para piyasası fonları, tahviller ve bonolar, ipotekler, vadeli mevduatlar ve diğer yatırım araçları bulunur. Bu gibi sabit getiri sunan para bazlı yatırım araçlarının çoğunun “güvenli” olduğu kabul edilir. Aslında bunlar, yatırım araçları içinde en tehlikeli olanlar arasındadır. Beta’ları sıfır olabilir, ancak yine de riskleri çok yüksektir. Geçen yüzyıl boyunca bu türdeki yatırım araçları -yatırımcılar zamanında anapara ve faiz ödemelerini almaya devam etse bile- birçok ülkedeki yatırımcıların satın alma gücünü yok etmiştir. Üstelik bu talihsiz durum sonsuza dek tekrarlanacak. Hükümetler paranın nihai değerini belirler ve sistemin güçleri onları bazen enflasyon üreten politikalara yönelmeye iter. Zaman zaman bu tür politikalar rayından çıkar.

Fiyat istikrarı arzusunun güçlü olduğu Amerika’da bile, Berkshire’ın yönetimini aldığımız 1965 yılından beri (47 yıl), dolar %86 değer kaybetti. O yıllarda 1 dolara alınan bir şeyi satın almak için şimdilerde 7 dolar ödemek gerekiyor. Sonuç olarak, vergiden muaf bir kurum, sadece satın alma gücünü korumak istiyorsa dahi, sözünü ettiğimiz dönemdeki tahvil yatırımlarından yıllık %4,3 faiz getirisi elde etmeliydi. Eğer aynı kurumun yöneticileri, bu getirinin bir kısmını da “gelir” olarak kabul edeceklerse, bu da onların sadece kendilerini kandırması olacaktı.

Bir de sizin benim gibi vergi mükellefi yatırımcılar var ki, durum bizim gibiler için daha da vahim. Aynı 47 yıl boyunca, Amerikan Tahvilleri sürekli olarak yıllık ortalama %5,7 getiri sağladı. Bu ilk bakışta iyi bir getiri gibi görünüyor. Fakat bireysel yatırımcının ortalama %25 gelir vergisi ödediği hesaba katılacak olursa, bu %5,7’lik oranın aslında hiç de reel getiri sunmadığı ortaya çıkar. Çünkü evvela gelir vergisi, yatırımcının %5,7 görünen getirisinin %1,4’ünü alır götürür ve geriye kalan %4,3’lük nominal getiri de örtük enflasyon vergisi tarafından yutulur. Bu örtük enflasyon vergisinin, yatırımcıların açıktan ödediği gelir vergisinin 3 katı olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekir. “Tanrıya güveniriz” sözü paralarımızda yazılı olabilir fakat hükümetimizin para basan makinesinin düğmesine basanın insan olduğu besbelli.

Yüksek faiz oranları, elbette, alıcıları para temelli yatırımlarla, karşı karşıya oldukları enflasyon riskine karşı koruyabilir ve doğrusu 1980’lerin başlarındaki faiz oranları bu işi güzel yaptı. Ancak mevcut faiz oranları, yatırımcıların üstlendiği enflasyon riskini karşılayabilmekten çok uzak… O kadar ki, şu anda tahviller bir uyarı etiketi ile satılsa yeridir.

Bu yüzden bugünkü koşullar altında, para bazlı yatırımlardan hoşlanmıyorum. Yine de, Berkshire, daha çok kısa vadeli para piyasası araçları olmak üzere onlardan önemli bir miktar portföyünde bulundurur. Berkshire’da bol likidite ihtiyacı kilit bir önem taşır ve asla önemini yitirmeyecektir, ancak yetersiz oranlar olabilir. Bu ihtiyacı karşılamak için, öncelikle en kaotik ekonomik koşullar altında likit olarak güvenilebilecek tek yatırım aracı olan Amerikan Hazine bonolarına sahibiz. Bizim likidite seviyemiz 20 milyar dolardır ve 10 milyar dolar bizim için mutlak asgari seviyedir.

Likidite ihtiyacımızı ve düzenleyici kurumların bize emrettiği şartları bir kenara bırakacak olursak, biz bu gibi para bazlı menkul kıymetleri yalnızca iyi bir kazanç olasılığı içerdikleri  (ya çöp tahvillerin kredi notu olması gerekenden düşük fiyatlanırsa ya da notları yüksek tahvillerin faizlerindeki yükseliş sermaye kazancı sağlamayı olanaklı kılarsa) takdirde satın alacağız. Nitekim geçmişte bu gibi fırsatları değerlendirdik – gelecekte de değerlendirebiliriz- ama şu an için, içinde bulunduğumuz koşullar bunun 180 derece aksi durumu işaret ediyor. Bugün içinde bulunduğumuz durum, Wall Street’tan Shelby Cullom Davis’in uzun zaman önce yaptığı alaycı bir tespite uygun görünüyor: “Risksiz getiri sunan tahviller, şimdilerde sadece getirisiz risk sunuyorlar.

  • İkinci büyük yatırım kategorisi, asla hiçbir şey üretmeyen, ancak alıcının ileri bir tarihte, sonsuza dek bir şey üretmeyeceğini kendisi gibi bilen bir başka alıcıya daha yüksek fiyattan satabileceği beklentisiyle satın aldığı varlıkları içerir. Laleler, 17. yüzyılda bu tür alıcıların favorisi haline gelmişti.

Bu tür bir yatırım, sürekli büyüyen bir alıcı havuzunu gerektirir, çünkü bunları cazip kılan beklenti de zaten budur: Alıcı havuzunun sürekli büyüyeceği beklentisi… Bu gibi varlıkları satın alanlar, varlığın kendisinin üretebileceği şeyleri dikkate almazlar –ki zaten sonsuza dek cansızdırlar- aksine, başkalarının gelecekte daha da hevesli bir şekilde aynı varlığı talep edeceği düşüncesiyle hareket ederler.

Bu kategorideki temel yatırım aracı altındır ve altın şu anda neredeyse tüm diğer varlıklardan korkan, özellikle de nakitte (ki yukarıda değinildiği gibi, korkmakta haklılar) kalmak istemeyen yatırımcıların favorisidir. Bununla birlikte, altın ne çok fazla işe yarar ne de üretkendir ve bu özellikler onun iki önemli eksiği olduğunu gösterir. Doğru, altının bir miktar endüstriyel ve dekoratif kullanımı vardır, ancak bu amaçlara olan talep hem sınırlıdır hem de yeni üretimi soğurmak için yetersizdir. Bu arada, bir ons altına sahipseniz, sonsuza dek yine bir ons altına sahip olacaksınızdır. Çoğu altın alıcısını, altına yatırım yapmaya yönlendiren itkinin altında, riskten kaçınan yatırımcı kitlesinin sürekli büyüyeceğine olan inanç yatar. Son on yılda bu inancın doğru olduğu kanıtlandı. Ayrıca, yükselen altın fiyatları kendi başına ek bir satın alma coşkusu ve dolayısıyla talep yarattı ve bu yükseliş tezinin doğrulanması alıcıları cezbetti. “Çoğunluk takımına” uyan yatırımcılar katıldıkları hangi çoğunluk takımı olursa olsun, bir süreliğine kendi gerçeklerini yaratırlar.

Geçen 15 yıl boyunca, hem İnternet hisseleri hem evler; başlangıçta mantıklı bir tezin, başarılı bir pazarlaması yapılan yükselen fiyatlarla bir araya gelmesi sayesinde olağanüstü aşırılıklar gösterdi. Bu baloncuklara başlangıçta şüpheyle yaklaşan yatırımcı ordusu, piyasanın sunduğu “kanıt”a yenik düştü ve alıcı havuzu – bir süre için – çoğunluk partisinin tekerini döndürmek için artmaya devam etti. Fakat baloncuklar patlamayı kaçınılmaz kılacak kadar şişti. Ve sonra eski atasözü bir kez daha doğrulandı: “Bilge adamın başlangıçta yaptığını, aptal en sonunda yapar.”

Bugün dünyanın altın stoku aşağı yukarı 170.000 tondur. Eğer tüm bu altınlar birlikte eritilirse, her bir tarafı yaklaşık 68 feet olan (21 metreye yakın) bir küp oluşturacaktır (Bir beyzbol sahasına rahatça sığabildiğini gözünüzde canlandırın). Bunu yazarken ons altın 1.750 dolardan fiyatlanıyor, yani bütün altınların toplam değeri 9,6 trilyon dolara tekabül ediyor. Bu küp yığınına A deyin.

Gelin şimdi bir de eşit maliyeti olan fakat başka varlıklardan oluşan bir B yığını oluşturalım. Bunun için Amerika’daki tüm ekili alanları (yılda yaklaşık 200 milyar dolar üretim yapan 400 milyon akre alan) ve 16 tane Exxon Mobil (dünyanın en karlı şirketi, biri yılda 40 milyar dolardan fazla kazanç) şirketi satın alabiliriz. Üstüne üstlük bu satın alımlardan sonra, cepte bir de 1 trilyon dolar nakit para kalır. B yığını yerine 9,6 trilyon dolarlık A yığını seçen bir yatırımcı olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Mevcut mevcut altın stoku göz önüne alındığında, bunun şaşırtıcı derecede değerli olmasının ötesinde, cari fiyatlarla bugünün yıllık altın üretimini de yaklaşık 160 milyar dolar. Takıcılar ve endüstriyel kullanıcılar, güvenli liman arayışındaki bireyler veya spekülatörler; alıcı kim olursa olsun, mevcut fiyatlardaki dengenin korunabilmesi için bile bu ek arzın sürekli olarak soğurulması gerekiyor.

400 milyon akrelik tarım arazisi, yüzyıllar boyunca şaşırtıcı miktarda mısır, buğday, pamuk ve diğer mahsuller verecek ve para birimi ne olursa olsun, bu değerli cömertliği göstermeye devam edecek. Exxon Mobil muhtemelen sahiplerine trilyonlarca dolar temettü dağıtacak ve dahası trilyonlarca ederi olan varlıklara da sahip olacak (ve unutmayın, siz 16 Exxon Mobil aldınız). 170.000 ton altının boyutu ise hiçbir zaman değişmeyecek ve bu kadar ton altın hiçbir şey üretemeyecek. Küpü okşayabilirsiniz, ancak o, buna da cevap vermez.

Kuşkusuz, geçmiş asırdan günümüze kadar olduğu gibi, ileride de güvenli liman arayan insanların birçoğu yine altına koşacaktır. Fakat ben yine de, 9,6 trilyon dolarlık A yığınının yüzyıl boyunca sürecek değerlenmesinin, B yığının değerlenmesinin çok altında kalacağından eminim.

  • İlk iki kategorimiz piyasada endişe doruklara çıktığında maksimum popülerliğe ulaşır: Ekonomik çöküş üzerine terör, bireyleri özellikle ABD borç senetleri olmak üzere para birimine dayalı varlıklara yönlendirir ve paranın değer kaybı korkusu da altın gibi güvenli limanlara talebi hızlandırır. 2008’in sonlarında, tam da nakitte kalmak yerine nakdin yatırım araçlarına yönlendirilmesi gerektiğinde “nakit kraldır” dedik. Benzer şekilde, 1980’lerin başında, sabit getirili dolar yatırımlarının en cazip olduğu zamanda ise “nakdin çöp” olduğunu duyduk. Bu gibi durumlarda, destekleyici bir kalabalığa ihtiyaç duyan yatırımcıların bu konfor arayışı, onlara çok pahalıya mal oldu.

Benim kendi tercihim – ve bunun geleceğini biliyordunuz – üçüncü kategorimizdir: Yani şirketler, tarım veya gayrimenkuller gibi üretken alanlara yatırım. İdeal olan, bu varlıkların enflasyonist zamanlarda minimum yeni sermaye yatırımı gerektirirken satın alma gücü değerini koruyacak çıktı sunma yeteneğine sahip olmalarıdır. Çiftlikler, gayrimenkuller ve Coca-Cola, IBM ve kendi See’S Candy’miz gibi birçok işletme, yukarıda zikredilen iki özelliğe de sahip olduklarını zaman içinde ispatlamışlar ve bu iki aşamalı testi geçebilmişlerdir. Şüphesiz bazı diğer şirketler ise – bizim regüle edilmiş kamu kuruluşlarını düşünün – enflasyonist ortamda başarısız olurlar ve bu ikili testi geçemezler, çünkü yüklü miktarda sermaye ihtiyacı onları zora sokar. Daha fazla kazanmak için daha fazla yatırım yapmaları gerekir. Buna rağmen, bu gibi yatırımlar da, üretken olmayan altın gibi varlıklara veya para birimine dayalı yatırımlara karşı üstünlüğünü korumaya devam edecektir.

Önümüzdeki yüzyılda para birimi ister altın, ister deniz kabukları, ister köpekbalığı dişleri, isterse de bugün olduğu gibi bir kâğıt parçası olsun; bu bir fark yaratmayacak ve insanlar gelecekte de günlük emeklerinin birkaç dakikasını bir Coca-Cola veya See’nin bazı yerfıstığı şekerlemeleriyle değiştirmeye yine istekli olacaklar. Gelecekte ABD nüfusu daha fazla mal taşıyacak, daha fazla yiyecek tüketecek ve şimdi olduğundan daha fazla yaşam alanı isteyecek. İnsanlar sonsuza dek ürettiklerini, başkalarının ürettikleri şeylerle değiştirecekler.

Ülkemizin iş dünyası, vatandaşlarımızın talep ettiği mal ve hizmetleri verimli bir şekilde sunmaya devam edecektir. Mecazi olarak, bu kârlı “inekler” yüzyıllarca yaşayacak ve bugüne göre daha da büyük miktarlarda “süt” verecek. Ve bu kârlı ineklerin değerleri, mübadele aracı olmalarına göre değil, süt verme kapasiteleriyle belirlenecektir. Sütün satışından elde edilen gelirler neticesinde yatırım sahiplerinin getirisi, tıpkı 20. yüzyılda Dow’un 66’dan 11,497’ye (ve ödenen bir sürü temettü) yükseldiği gibi, bileşik getiri olacak. Ve Berkshire’ın da hedefi yine 20. yüzyılda olduğu gibi birinci sınıf şirketlerdeki hisselerini çoğaltmak olacak. İlk tercihimiz onların tamamına sahip olmak fakat bazılarının tamamına sahip olmasak da büyük miktarlarda hisse senetlerine sahip olmakla da ilgileneceğiz. İnanıyorum ki, herhangi bir uzun vadede, bizim seçtiğimiz bu 3. yatırım kategorisi incelediğimiz diğer kategoriler içinde hep kazanan olacak. Bundan da önemlisi, çok daha güvenli olacak.

Çeviren: Evren Deniz

Özgün metin için: “The Basic Choices for Investors and the One We Strongly Prefer” Sayfa: 17-19

Yorumlar kapatıldı.

Mission News Theme by Compete Themes.