İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zamanda Yolculuk Yapmak Mümkün mü?: Zamanın Çok Kısa ve Zor Tarihi

Zamanın izafi oluşu “Hayal gücü bilgiden daha değerlidir” diyen Einstein’ın düşünce laboratuvarında keşfedildi. 

Albert Einstein 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür.

Okullarda bize dünyanın geoit değil de, başka bir formda olduğu öğretilseydi muhtemelen bu farklılık bize çok bir şey ifade etmeyecekti fakat zamanın mutlak olmadığını duymak hepimizi şaşırtır; çünkü insanın yaşamsal deneyimi zamanın dışsal ve sabit bir olgu olduğu algısı üzerine kuruludur. İzafiyet teorisini ve onun izah ettiği oluşumu anlayıp anlamamak bir yana, sadece zamanın izafi olduğunu bilmek bile, insanın kulağına evrenin tuhaf bir gizemini fısıldamaya yettiği gibi; zamanda ileri geri gidebilmek, onun uzayıp kısaldığını hayal düşünmek bütün ön kabullerimizi ters yüz eder.

İzafiyet teorisinde, uzay ve zaman birbirinden bağımsız değil, çünkü zaman da tıpkı mekân gibi uzamsal bir boyut ve uzayla iç içe… Uzayın zamanla bütünleşik oluşu, geçmiş gelecek ve şimdi arasında yaptığımız ayrımın mutlak olmadığını bize gösteriyor. Özel izafiyete göre, boşluktaki hızı saniyede yaklaşık 300.000 kilometre olan ışık, evrendeki en yüksek hız. Fakat ışık hızında yol aldığımızı düşünsek bile, dünyamızın da içinde bulunduğu gözlemlenebilir evrendeki milyarlarca galaksiden sadece biri olan Samanyolu’nu dolaşmaya dahi hiçbirimizin ömrü yetmez, çünkü Samanyolu’nun çapı yaklaşık 100.000 ışık yılı uzunluktadır. Özel izafiyetin söylediği ışık hızının maksimum hız olmasından daha garip olan şeyse ışık hızının her gözlemci için eşit hızda gözlemlenmesidir, aslında zamanın izafiyeti de buradan ortaya çıkar. 

Normal şartlarda hareketin izafiyetini hepimiz fark edebiliriz, örneğin iki araba eşit hızlarda aynı doğrultuda yol alırlarken, birbirlerini hareket halinde algılamazlar. Ancak ışık hızı bu kurala istisna oluşturur, çünkü ışık hızından yalnızca 1 km daha yavaş bir hızla hareket etsek bile, ışık hızını bize göre yine aynı hızda gömlemleriz. Işık hızı ölçümünün her gözlemci için aynı hesaplanması, zamana bağımlı olarak ifade ettiğimiz, hızımızdaki zaman faktörünün farklılaştığının bir kanıtıdır, çünkü saniyemiz, yani zaman, biz farkında olmasak da, bizim için duran bir gözlemciye göre artık genleşmiştir. 

Zamanın yapısıyla oynayan tek değişken sadece hızımız değildir. Genel izafiyet denilen ikinci izafiyet teorisi de, kütle çekiminin uzay-zamandaki geometrik değişiminden kaynaklandığını söyler, buna göre kütleler uzay-zamanı eğerler ve böylelikle bizim kütle çekimi olarak gözlemlediğimiz olgu meydana gelir. Kütlelerin birbirine yönelik hareketlerinin altında, uzay-zaman düzlemindeki eğrilme yatar, tıpkı eğrisel bir çukura atılan iki topun, birbirlerine doğru yuvarlanmaları gibi. Kütlelerin uzay-zamanda meydana getirdiği geometrik değişim, adı üstünde sadece uzayı değil, ona bağlı olarak zamanı da etkiler. Bu durumda uzay-zamandaki eğrilmeyi fark edemeyen gözlemci ışık hızını yine aynı ölçer, diğer bir ifadeyle zaman ölçümündeki bu eşzamanlılık kayması ya da izafiyet denilen şey bu sefer de uzay-zamandaki deformasyon sebebiyle meydana gelir.

İnsan zamanda geleceğe yolculuk yapabilir mi sorusuna verilecek cevap aslında oldukça açıktır ve cevabı kesinlikle evettir. kastettiğimiz şey elbette daha kısa sürede daha uzak bir geleceğe gitmektir. Boyutun küçüklüğünü önemsemezseniz, bu anlamda geleceğe yolculuğun bugüne kadar çok defa mikro zaman ölçeğinde de olsa zaten gerçekleştiğini söylebiliriz, çünkü uçak seyahatlerimizin sonunda bile, çok kısa da olsa, dışımızdaki yaşantının geleceğine gitmiş oluruz. Diğer bir ifadeyle dışımızdaki şimdiye, bize göre daha az zamanda varırız. Işık hızına çok daha yakın hızlara ulaştıkça, elbette geleceğe yolculuk da çok daha anlamlı ve belirgin sonuçlar doğurur, örneğin böyle yolculuklar sayesinde meşhur Yıldızlararası filmindeki gibi oğlunuzdan ya da kızınızdan çok daha genç bir şekilde dünyaya dönebilmeniz mümkündür. Malı mülkü olanlar için geleceğe yolculuk yapmak birtakım sıkıntılar doğurabilir; gelecek yolcusu için çok kısa bir süre sonra dünyada gaybubet kararı çıkarılıp malı mülkü dağıtılabilir ya da arsaları falan istimlak olabilir ve geriye döndüğünde züğürt ağa olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalabilir. Geleceğe yolculuk yaptığımızda, gelecekte geçmişe yolculuk yapılıp yapılamadığını da görebilir miyiz sizce? Gelecekten günümüze kimsenin geldiğini en azından bizden birinin gördüğünü hiç duymamış olmamız, aslında geçmişe yolcuğun geleceğe yolculuk yanında ne kadar daha zor olduğunu bize gösteriyor sayılır. Peki, geçmişe yolculuk yapmak, geleceğe yolculuk yapmak gibi mümkün olabilir mi?

Dikkat edilirse geleceğe en azından hissedilir ölçülerde yolculuk yapabilmemizin önünde hala birtakım teknik engellerimiz var olsa da, paradoksal durumla pek karşılaşmıyoruz. Fakat konu geçmişe yolculuk yapmaya hem aşılması çok daha zor olan fiziksel engellerle hem paradoksal durumlarla karşılaşıyoruz ama buna rağmen geçmişe yolculuk yapmanın hayal gücüne tahrilk eden bir cazibesi var. Geçmişe yolculuk yapmak gerçekten çok cazip, çünkü buradan ekonomik çıkar elde etmek çok kolay ve aynı zamanda tüm pişmanlıklar geçmişe gidilerek bertaraf edilebilir; fakat bu bir o kadar da akıl karıştırıcıdır, çünkü geçmişe gidince orada kendimizle de karşılaşmamız gerekebilir.

Geçmişe yolculuk yapabilmemizin birkaç yolu vardır. Özel izafiyete göre bu, ışık hızını aşmamızla mümkündür. bu durumda ilk fiziksel engellimiz de zaten yine özel izafiyetin içinden doğar; çünkü özel izafiyetin varsayımına göre kütlesi olan hiçbir cisim ışık hızını geçemez. Bunun sebebi ışık hızına yakın hızlara ulaşan bir cismin kinetik enerjisinin kütleye dönüşeceği ve bu durumda her bir kademe daha hız arttırmak için daha çok enerji gerekeceğidir ve bu aynı zamanda sonsuz enerji ihtiyacına yakınsamak anlamına gelir. Diğer taraftan ışık hızından hızlı giden bir uzay aracına sahip olsak bile geçmişe ayak basamayız ve onu sadece seyretmekle yetinmek zorunda kalırız. Geçmişe yolcuğun diğer bir alternatif yolu olarak da Hawking’in bahsettiği kara deliklerin devasa kütle çekimleriyle uzay-zamandaki eğrilik düzeyinin adeta bir daire gibi birleşerek geçmişle geleceği birleştirmesinden faydalanabiliriz, fakat bu da o kadar kolay görünmüyor, çünkü kara delikler bizden epey uzaktalar, ayrıca onlara yaklaşınca neler olacağını tam olarak kestirememek de insan için korku verici… Buna ilaveten geçmişe yolculuk için solucan deliklerinden de söz ediliyor, solucan delikleri zamanın bir yerinden başka bir yerine bizi kestirmeden götüren tünellere benzerler, fakat bugün için bu fikrin hayata geçirilmesi de bazı fiziksel bariyerlere tosluyor.

Solucan delikleri, uzun yolculukların uzay-zaman içindeki kestirme yollardır.

Fiziksel bariyerler kadar, geçmişe yolcuğun çok tuhaf paradoksal sonuçları içermesi de bir tür engel sayılabilir. Geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirdiğimiz takdirde geleceğin seyri de bundan etkilenecektir ve bazı değişiklikler bizatihi bizim varlığımızı da tehlike sokan cinsten olabilir. Bu tarz bir duruma ait verilen örneklerden birisi de dede paradoksudur. Düşünün ki, herhangi bir kimse geçmişe dönüp dedesini öldürdüğü halde kendisi de dünyaya gelme şansı bulamaması gerekecektir ve buna ilaveten, geçmişte anne-babasının dünyaya gelmediği bir dönemde yaşaması da nedensellik döngüsüne ters düşer. Bir diğer kafa karıştıran husus da zamanda geçmişe gidersek, tekrar şimdiye ulaştığımızda, yine geçmişe giderek sonsuz bir kısır girdaba yakalanmamız gerekeceğidir. 

Zamanda geçmişe dönüş aslında birçok yönden tuhaf bir manzaraya sebep olacaktır. Ölüler dirilecek, yıkılmış binalar eksi haline dönecek, eriyen buzlar tekrar buz haline gelecek ve genişleyen evren daralacak… Tüm bunlar zamanın algılama yönünün tersine dönmesi ve termodinamiğin ikinci yasasından çıkan entropi kanunun çiğnenmesi demek olacaktır. Oysa entropi diye bilinen bu fiziksel olgu da evrenin temel yasalarından birini oluşturur. Termodinamiğin ikinci yasasına göre, ısı her zaman sıcaktan soğuğa doğru ilerler; bu düzenden düzensizliğe olan bir gidiş demektir. Tonlarca büyüklükteki bir buz kütlesinin üstüne bir fincan sıcak su döktüğümüzde, sıcak suyun da bir süre sonra donmasının sebebi içindeki ısı enerjisini kendisinden daha sıcak olan buz kütlesine iletmiş olmasıdır. İki cismin hangisinin daha çok ısı, yani enerji içerdiği önemli değildir, önemli olan hangisinin daha düzensiz olduğudur. Eddington, işte entropi diye bilenen bu fizik kanunu sebebiyle zamanın okunun bize her zaman ileriyi göstereceğini söylüyor. Yine Hawking de zamanın bilimsel anlamda bir yönü olmamasına rağmen entropi ve buna ilaveten, psikolojik ve kozmolojik ok diye zamanın iki okunun daha olduğundan söz ediyor. Zamanın okunun günlük yaşantımızda hep ileriyi göstereceğinden sezgisel olarak emin olsak da, bu okun farklı bir yönü göstermeye çok düşük bir olasılık barındırıyor olduğunu bilmek bile doğrusu insanı heyecanlandırmaya yetiyor.  

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mission News Theme by Compete Themes.